Süleyman Berç Hacil
EN ASİL DUYGULARIN PORTAKALLARI
Annemle akşamüstü yürüyüş yaptıktan sonra bir şeyler almak için markete girdik. Annem meyve almak için mandalinaların yanına gittiğinde ben hem çok mandalina sevmeyişim hem de portakaldan pahalı olması sebebiyle ''portakal alalım anne'' dedim. Maksadım bir yandan anneme şirinlik kılıfı altında duygu sömürüsü yapıp ''Çocuk işsiz ama bak evi düşünüyor'' dedirtmek, bir yandan da akşam laptop'un başına oturduğum sırada en sevdiğim meyvelerden olan portakalı löpürdetmekti. Portakalı mandalinadan daha çok severim ama en sevdiğim meyve Trabzon hurmasıdır, o ayrı konu. Annemle portakalların tarafına gittiğimizde tezgâhtaki portakalların, o arzuladığım meyvelerin tövbe bismillah çarpık çurpuk, ezik büzük olduklarını gördüm. Tam üzülerek portakal alma kararımdan vazgeçecekken tam karşı reyondaki tezgâhta duran diğer pahalı Washington portakalları görüntüsüyle beni benden aldı. Bu Washingtonlar o beğenmediğim mandalinalarla aynı fiyatta yani pahalıydı ve pahasının hakkını görüntüsüyle beraber layıkıyla verebiliyordu. Hayatımda gördüğüm en asil portakallardı bunlar. Kıçı kırık Fındıklı mahallesindeki Çağrı Market'e hiç yakışmıyor gibiydiler. Sanki bir Migros, bir Carrefour müşterisinin ağzına layık, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’ne üye ve aylık alışverişlerini hiç aksatmadan Migros'ta yapmayı tercih eden laik aplaların yiyeceği türdendiler işte. Diriliğiyle beni benden alan portakallardı bunlar. Daha fazla çirkinleşmeden sadede gelirsem; anneme pahalı portakalları gösterip ''Bunlardan alalım daha olmuş bunlar'' diyerek onları poşete doldurdum ve annemle birkaç bir şey daha alıp, asalet sahibi Washington portakallarımızla birlikte evimizin yolunu tuttuk.
ŞABAN OLMAK
Lisedeyken Şaban isimli bir arkadaşım vardı sınıftan. “Ben adımı değiştiricem” deyip duruyordu onsekiz yaşını geçtiğinde. Utanıyordu çocuk Şaban olmaktan. Bir kimse ona ismin ne diye sorunca "Ben Şaban" demek istemiyordu. O yıllarda haklı buluyordum görüşünü. Ben de Süleyman'dım ama Süleyman sanırım Şaban gibi taşak oğlanı yapılabilecek bir isim değildi. Benim sorunum insanların Berç'i kabullenememesiydi. O yüzden lise yıllarımda herkes bana Süleyman demiştir ve ben de aslında bunu isteyip herkesin bana Süleyman demesini bir şekilde sağlamaya çalışmışımdır. Şaban arkadaşa o yıllarda üzülüyor, acısına ortak oluyordum. "Ulan insanın Şaban diye isminin olması ne kötü" diye düşündüğümü dahi hatırlıyorum 2006-2007-2008 yıllarında. Şimdi baktığımda ise ne mutlu ki bu gereksiz düşüncemin oldukça saçma olduğunu anlayabiliyorum. Şaban olmakta sorun yok; Şaban olarak nasıl bir kalıpta durduğunda asıl sorun aslında. Ya da şöyle demeli; hangi Şaban kalıbında olduğun önemli. Mesele tamamen Şaban'ların kişiliklerinde, varoluşlarında bitiyor. Eğer sen zaten taşak oğlanı bir insansan ve bulunduğun ortamlarda ağırlığın yoksa adın Abdurrahman da olsa, Cenk'te olsa isminle her türlü dalga geçilebilir. Evet, Cenk olsanız bile Şaban muamelesi görmeniz mümkün. Şaban bu noktada sizinle ilgili sadece artı bir kenar süsü. Doktor Şaban Bey gibi kallavi bir titriniz olsa misal, Şaban olmak kişiye yine hissettirir mi? Ya da hangi Doktor Şaban Bey’le ismi Şaban olduğu için alay edilmiştir? Keşke o yıllarda bu fikirlerimi Şaban'a söyleyebilseydim; isterdim söylemeyi de ama, maalesef bir ergenken şu anda içinde olduğum düşüncelerde değildim. Zaten 15-16 yaşlarımda, eğer fikir olarak şu anki ben olsaydım kesin ticarete atılmıştım.
E-Bülten
Bültenimize abone olun ve en yeni güncellemelerimizi doğrudan gelen kutunuza alın.

Yorum Bırakın