SİHİRLİ GECELER / Bedros Dağlıyan

  • Paylaş:
post-title

Bedros Dağlıyan

SİHİRLİ GECELER

 

Bulutların arasında parlayan sevimli parıltı dallardan ve çatılardan sarkan buz sarkıtlarını eritirken neşeyle bakardı. Bengiler mahallesi kazların tıslaması ve ördek vakvaklamalarıyla başlardı güne. Evimiz Sivas’ın dışında, Temel Tepe kışlası yolunda, Mundar ırmağın kıyısındaydı. Bengiler mahallesi Mundar ırmağın diğer yanında, ırmağın kıvrımı boyunca uzaman Romanların da komşu olduğu neşeli bir mahalleydi. Evimizin yanı başındaki fırından çıkan taze ekmeğin kokusu, annemin pencereyi açmasıyla birlikte ta burnumuza kadar gelirdi. Kuzine üstünde tıslayan sütün sesi ve fırınında pişen kıymalı böreğin kokusuyla hemhâl olurken, annemin gülen gözleriyle açardık gözümüzü.

Karla kaplı Sivas günleri, çocukluğumuzun en asude yılları… Evimizin buzla kaplı camları hohlamamızla birazcık açılırken büyülü bir masal dünyasının kapılarını da açardı bizlere.  Karşıda görülen tek ya da iki katlı evlerin çatıları, bacaları; küçüklü büyüklü ağaçların dalları; evin önündeki yoldan geçen kağnıların, onu çeken camızların ve üzerindeki kavruk yüzlü şapkalı adamların üstleri hep karla kaplı olurdu. Evimizin hemen karşısında upuzun uzanan kırk kadar iri kacak ağaçları vardı. Her sabah daha gün ışımadan köyden yoğurt, peynir ve süt getiren kağnıların ağaçlar altına yerleştiklerini duyardık. Bazen bir koşu gidip onlardan süt ve yoğurt alığım olurdu. Dönüşe geçtiklerinde uzunca bir süre yavaşça gıcırdayarak ilerleyen o kağnılara da binerdim.

Okula giderken geceden kar yağmışsa bütün babalar el ele vererek karın içinden yola dek bir patika açarlardı. Kar öyle yüksek olurdu ki sadece gök görülürdü baktığımızda. Hava muhalefeti nedeniyle henüz okulların tatil edilmediği zamanlardı. Diğer mevsimlerden daha fazla eğlenirdik. Kardan insan yapmanın dışında kartopu oynamak nasıl güzel gelirdi biz çocuklara… Herkesin bir kızağı vardı ama benimki yoktu ilk zamanlar. Mardik abi bir gün onlara gittiğimizde bir kızak verdi bana. Kendi kızağıymış. “Altına bir de parlak bir kızak demiri çakınca nefis olur” dedi Mardik abi. Beraberce evde olan kırmızı boyaya beyaz tutkalı karıştırıp pembe bir renk elde ettik. Beraberce boyadıktan sonra üzerine ismimi ve okulumu siyah boyayla yazınca artık bütün iş kızaktaki hünerimi göstermeme kalmıştı. Nasıl sevinmiş kahkahalar atmıştım.

Kızağa binmek maharet isterdi de zaten, ilk bindiğim zamanlarda az düşmemiştim. Çok sonraları ustalaşınca ne kolay gelmişti sahi… Elde kızak koşacaksın ve hızla yere eğilip bir ayağını ve vücudun üst kısmını kızak üzerine atıp diğerini fren için yanda tutacaksın. Elde kızak Manastır yokuşuna( Eski Ermeni manastırı.1915 sonrasından bugüne dek yasaklı. Sivas o vakit en büyük Ermeni sancağı) kadar yürür sonra da kızağın üzerine doğru eğilip yokuş aşağı hızla kayardık.

Kışın en güzel yanı gecelerin uzun olması ve kuzine etrafında toplanıp oyunlar oynamamızdı. Mıgırdiç dayday (dayı) ve Maryam moraklara (teyze) gidip orada Mayreni kuyrik (abla),Mardik ahparik ve Manuşakla geçirdiğimiz neşeli saatler bizim geleceğimizde nasıl da mutlu anlar oluşturdu.

Annemin neşeyle anlatışından etkilenen öğretmen Aynur abla da onların bize geldiği bir gece gelmek istedi. Aynur abla beyaz kumral saçlı, güzel görünümlü, neşeli ama safça bir kızcağızdı. Hiç yalan dolan bilmezdi. Annemle oturup edebiyattan, romanlardan, şiirden konuşurlardı. Annemin edebi bilgisine hayran olup hep, “Abla senin kadar yetenekli ve bilgili olsaydım” der dururdu. Annemse gülerek, “Sen de öylesin, Aynur” derdi.

Mıgırdiç Korkor ailesi bizdeyken, Aynur abla da bize geldi. Neşeyle yenilen yemeğin ardından çay faslı ve güzel sohbete geçildi. Bir ara Mıgırdiç dayday, “Aynur kızım, sen hiç ayna falı baktırdın mı?” deyince, Aynur abla şöyle bir annemlere göz gezdirdikten sonra, “Yok. Hem nasıl oluyor ki bu fal” dedi. Mıgırdiç daydaysa, “Ben bakıyorum. Gerçi herkese bakmam ama sen yabancı değilsin. Gerçekleri duyarsan sakın şaşırma” dedi Aynur abla ikircikli hâlde anneme yardım ister gibi baktı. Annem, “Bir şey yok kızım” der gibi işaret etti.

Neyse o zamanlar her evde olan boy aynası geldi. Mıgırdiç dayday, “Şöyle ortaya çık kızım” dedi. Aynur abla beyaz boğazlı kazağını aşağı doğru çekiştirip çıktı. “Rahat mısın, kızım?” diye seslendi Mıgırdiç dayday. Başını salladı Aynur abla. Terlemiş, hatta kızarmıştı. “Seni ilk kez görüyorum değil mi?” diye tekrar sordu Mıgırdiç dayday. Aynur abladan sadece “Hı hı” diye bir ses çıktı. Mıgırdiç dayday aynaya arada iç geçirip, gözlerini kısarak uzaklara bakıyormuş gibi derin derin bakındı. Sonra da, “Sen Ege’den bir yerden geliyorsun, değil mi? Güneşli güzel bir şehirden” diye de ilave etti. Kaç kardeş olduklarını, babasının işini yavaş yavaş söyledi. Başını kaldırıp, “Şu masaya çıkar mısın?” dedi. Aynur abla falın çıkması için ikiletmedi. Çıktı. Mıgırdiç dayday, “Rahat mısın?” diye tekrar sordu. Başını salladı Aynur abla. “Aklın başında mı?” Aynur abla gözlerini fal taşı gibi açmış her soruya başını sallıyordu.

Mıgırdiç dayday aynaya tekrar bakıp söylendi. “Sen öğretmen olmalısın. Matematik ya da fen değil, edebiyat öğretmenisin üstelik. En sevdiğin yazar Muazzez Tahsin Berkant değil mi? Ha bir de şiir defterin var sürekli yazdığın.” Aynur abla şaşırmış vaziyette ilk kez gördüğü birinin bütün bunları nasıl bildiğine şaşırmış hâlde bakınıyordu. Mıgırdiç dayday biraz daha bakınıp, “Kollarını iki yana açar mısın?” deyince, Aynur abla ikiletmedi bile. Açtı. “Bir ayağını da kaldır” dedi ve Aynur abla kaldırdı. “Bir sevdiğin var, o da öğretmen. Korkma, evleneceksin” deyince Aynur abla afat kızardı.

Herkes gözlerini açmış, masada kollarını iki yana açmış, tek ayak üzerinde duran Aynur ablaya bakıyordu. Mıgırdiç dayday, “Kollarını aşağı yukarı sallar mısın kızım?” dediğinde, Aynur abla tek ayaküstündeki cezalı çocuklar gibi dengede durmaya çalışırken, üstüne üstlük kollarını da iki yana sallıyordu. Ortalıkta bir volkanın patlamadan önceki sessizliği hüküm sürüyordu.

“Kızım, aklın başında mı?” dediğnde, Aynur abla sessizce büyüyü bozmak istemez hâlde başını salladı. Tüm bu fal süresince bizler ve Mıgırdiç dayday hep birlikte ciddiyetimizi koruyorduk. Mıgırdiç dayday ve bizler hep birlikte koro hâlinde, “Aklın başında mı?” diye bağırdık. Aynur abla son kez “Evet” deyince, Mıgırdiç dayday, “Madem aklın başında, masanın üzerinde kollarını yana açmış, tek ayak üzerinde neden leylek gibi duruyorsun?” dedi. O anda hepimiz aynı anda kahkahalarımızı koyuverdik. Aynur abla şaşkın ve anlamamış gözlerle bakınıyordu...

Annem gidip indirdikten sonra, “Aynurcuğum, hiç üzülme, bana da yapmışlardı” deyince, Aynur abla, “Ama her şeyi nasıl da bildi Anjel abla” deyince annem güldü. “Her şeyi ben anlattım önceden Mıgırdiç ahpara (kardeş). O da gereğini yaptı. Aynur abla hiç kızmamış olacak ki, hepimize tek tek sarıldı.

O gece, güzel sohbetlerle, gece yarılarına dek, her zamanki gibi sürecekti…

 

Resimler
E-Bülten

Bültenimize abone olun ve en yeni güncellemelerimizi doğrudan gelen kutunuza alın.

Yorum Bırakın