SERKAN ÖNGEL VE 'DUDAKLARIMDAKİ RÜZGÂR' / Enver Topaloğlu

  • Paylaş:
post-title

Enver Topaloğlu

HEP ŞİİR

envertopaloglu@gmail.com

SERKAN ÖNGEL VE 'DUDAKLARIMDAKİ RÜZGÂR'

Yaş, gençlik basamaklarını geride bırakmaya başlayınca rüzgâr da kar taneleri, yağmur damlaları gibi saçta duramaz, daha bir tutunamaz olur. Ama insanın rüzgârı varsa mutlaka tutunacak bir yer bulur. F. Serkan Öngel’in (1975) (biz onu Serkan Öngel olarak tanıdık) okurla buluşan ilk şiir kitabının isminde olduğu gibi. Öngel’in Şubat 2022’de İthaki yayınlarından çıkan kitabının ismi, “Dudaklarımdaki Rüzgâr”. Duygu ve düşünceyle temasından itibaren algıyı kışkırtan bir imge. Onun dudaklarındaki rüzgâr şiire dönüşerek okuyucunun çağrışımına, hafızasına, hatırasına tutunuyor.

Kitaba isim olan tamlamanın, ilk anda bir film ismi gibi algılanması da muhtemel. Görselliği ağır basan bir imge söz konusu, belki ondan. Film çağrışımı yaptırmasıysa, kapağın altında bir metin, bir “anlatı”  olduğunu da düşündürüyor. Kitapla ilgili başlangıç için hiç de azımsanacak bir işaret değil elbette.

F.Serkan Öngel tanıdığımız, bildiğimiz, arkadaşımız; “rüzgârı olan”, “ada çocuklarından”, “ada yolcularından” biri. Birlikte şiir okumuşluğumuz, şiir konuşmuşluğumuz, başka konularda olduğu gibi şiir üzerine tartışmışlığımız, şiir üzerine çalışmışlığımız bile var. Onun Kadıköy Mendirek’te düzenlediğimiz Edip Cansever anmalarının daimi müdavimi olduğunu da kaydedelim. “Umutsuzlar Parkı”ndaki(*) “Cansever Oteli”nde(**) gerçekleşen anma akşamlarının sonunda hazırladığımız pulsuz potkalların usulca denize bırakıldığı törenlerin katılımcılarından biri oldu hep. Şiiri, içinden dopdolu bir hayat gibi geçirdiğinin tanığıyız. Yazının henüz başında çok mu ayrıntıya girmiş olduk. Elbette nedenleri var. Ama ayrıca üstünde durmayalım bu nedenlerin. Nasılsa değininin akışı içinde kendiliğinden açıklığa kavuşur.

Otuz, otuz beş yıl olmuştur herhalde; tanıştığımızda Serkan Öngel ilk gençliğin heyecanıyla, coşkusuyla dolu, şiir tutkunu “politik” bir gençti. Meraklı, öğrenmeye, araştırmaya, gelişmeye son derece açık, duyarlılığı ve farkındalılığı yüksek bir genç… Elbette şiir de yazıyor.

O dönemde yazdığı şiirlerinin birkaçını dergilerde yayımladı. Daha sonra şiir yazdığını, sürdürdüğünü gösterecek bir girişimi olmadı. Olduysa da bizim bilgimiz olmadı. O nedenle biz onun “şairliğini” çok erken dönemde okuduğumuz şiirleriyle biliyoruz. Her tutkulu şiir okuru aynı zamanda bir şairdir denir. Hiç de boş bir söz değildir.

Öngel, geçen süreçte şiir yazmaktan vazgeçmemiş. Oysa verdiği izlenim aksi yöndeydi. Çağımız “ekran çağı”, görünmeyen yok sayılıyor. O nedenle biz de “göremediğimiz” için yanılmış olabilir miyiz?

Değilmiş hiçbiri. F. Serkan Öngel yazmış, ama yayımlamamış. Çekmecesinde biriktirmiş. Yazdıklarını yeniden yazmış. Bekletmiş, damıtmış. Elimizdeki kitap için “çekmece meleği” de diyebiliriz o nedenle. Ama o “Dudaklarımdaki Rüzgâr” demiş. Rüzgâr gibi geçen zamanın dudaklarda kalan ve şiire dönüşen tortusunu ima ediyor gibi. Kitaba ismini veren şiirden bir bölüm okuyalım:

 

Biliyor musun

Senden beslenen

 

Gülüşleri var

Dudağımı ısıran rüzgârın.

Hangi mevsimden kaçıp

Sığınmış bakışlarına?

 

Kalkıp öpmek şimdi

Zamansızlığı.

 

Söndürmek

Dudaklarında

 

Tüm yalnızlığını

Sonbaharın.

Buraya kadar yazdıklarımızdan, doğrudan değilse de dolaylı biçimde biraz şaşkınlık içinde olduğumuz izlenimi çıkarılabilir. Yanlış da sayılmaz. Şaşkınlığımız niye mi? Öngel’in ansızın, tam da şairin dediği gibi “kimseler beklemezken” şiir ortamına kendi şiir kitabıyla çıkagelmesinden. Yirmi üç şiir içeren kitabın ikinci şiiri “Salıncaklar Kurun Bahçesi Olmayan Evlere” başlığını taşıyor… Şiirde, geniş açıyla çocuk işçiliği kadraja alınırken yakın planda iş cinayetinde yaşamını yitiren yüzlerce çocuktan biri olan Samet’e ağıt yakılıyor. Şiirden bir bölüm:

Usta benim adım Samet

Bu adı unutma!

 

Biliyor musun ben

Üzerime yıkılan

Tuğlalardan ördüm çocukluk anılarımı

 

Bak bu bina 14 yaşında bir anıt.

 

Bir çocuk işçinin

Ölümü ile yükseliyor

Yerin dibine sokarak hepinizi.

Öyle hesap kitap işi şiirler değil. Ama inceltilmiş, işlenmiş şiirler. Bunda zamanın imbiğinden geçirilmiş olmasının payının bulunduğu yadsınamaz. Şiirler beklemiş, yıllanmış, ancak eskimemiş. Bekleme sürecinde arıtılmış, adeta tatlanmış, fazlalıklar atılmış. Kısaca beklemek şiire yaramış. Acele şiire karışan acımsılıklar, tatsızlıklar, ekşilikler bekleyen şiirde arınıyor tezini örnekler gibi. Şiirin zamanla sınavına ilişkin de fikir veriyor. Şiir şairin dosyasında, çekmecesinde bitmek, tamamlanmak için bir süre beklemeli görüşüne destek oluyor. “Zamanın Tanrısı” başlıklı şiirden üç betik aktaracağız:

Kumsala doğru beyaz gömleği

Uzanıyor dalgaların

Dans ediyor omuzunda

Ceketi bir adamın.

 

Zaman bir çocuktu

Çocuktu

Biriktirdiğim kelimeler

Saydığım meyve ağaçları.

 

Şimdi geçmişe dönüyor dalgalar

Bir rüyayla biçimleniyor kadın.

Her ilk kitapta olduğu gibi F. Serkan Öngel’in şiirlerinde de biyografik izler öne çıkıyor. Kurgusallığın az, bire bir yaşanmışlıkların, tanıklıkların, deneyimlerin, gözlemlerin, izlenimlerin ağır bastığı şiirler toplamı diyebiliriz… Öte yandan sözü dengeli, dili süssüz, incelikli, yalın. “Dudaklarımdaki Rüzgâr” tüm bu nitelikleriyle şiir olabilen şiirlerden oluşturulmuş…

Turgay Kantürk’ün sosyal medya hesabından kitap ve şiirlerle ilgili paylaştığı mesajındaki saptamalar öylesine isabetli ki bize söyleyecek söz bırakmamış desek yeridir. Kantürk’ün değerlendirmesi şöyle: “Bu dünyadan geçtiğini duyumsatmayan şair sözüne pek itibar etmem. Uzun zamandır bu denli yalın, sakin ve usul bir iyimserlikle şiir yazma çabası içinde bir şaire rastlamadım; nasıl mutlu oldum anlatamam. Büyük lokmaların ve yaldızlı savsözlerin peşinden koşmayan, içinde yaşadığımız kaosa kaos katmayan, incelikleri daha da inceltme gayretinden çok da lezzet aldığımı söylemeliyim.

F.Serkan Öngel’in ilk şiir kitabı Dudaklarımdaki Rüzgâr son yıllardaki en kişilikli söylemlerden birini de barındırıyor, birçok genç şairin düştüğü ‘hayatı çözme’ ukalalığından ve tuzağından zarif çalımlarla sıyrılarak yol alıyor. Umarım şiirinin ömrü uzun olur…”

“Şiir şahsi bir dil ve ifade biçimidir” savını doğrulayan somut bir kanıt göstermek gerekse ve bugünün şiirinden bir örnek istense “divana”, hiç tereddüt etmeden F. Serkan Öngel’in “Dudaklarımdaki Rüzgâr” kitabı sunulabilir. Ancak tersi de mümkün. Şiir toplumsal sorunlara ilgisiz değildir. Şiir kendi dil ve biçimiyle çağının ve toplumun boğuştuğu sorunlarla uğraşır. Günümüz şiirinde de bunun ergin örnekleri var. İşte Öngel’in “Dudaklarımdaki Rüzgâr” kitabı denilebilir. Günümüzde şiiri şiir olarak kurarken hem şahsi hem toplumsal olmanın türlü güçlükleri vardır, üstesinden gelmek herkesin harcı değil.

Kitabın yedinci şiiri olan “Mutlu Kediler, Hüzünlü Tren”den yapacağımız alıntıyı iki betikle sınırlamak niyetindeyken şiirin akıntısına karşı koyamayıp tamamını aktarmak durumunda kaldığımızı itiraf edelim:

Vapurlarla uçuyor

Hüzünlü kanatları

Saati gösteren martılar.

 

Gar merdivenleri

Gurbet Kuşları’nın bakışlarında kayıp

Denize açılan anılardan

İnci Feneri’ne vuruyor ürkek mektuplar.

Cansever Oteli’nde nöbetçiyim

Harcı şarap, tuğlası şiir.

 

Ki gitsem

Bir bulut güneşi keser

Bir film sahnesinde

Gözbebeğin kanar

İskelelerinden yansıyan

Bakışlar kanar.

 

Ey mutlu kedi, hüzünlü tren!

Zamana tutundum

Sana sarıldım

Solduğumuz kalabalıkta.

Bu arada kısa bir hatırlatma yapalım. Bu yazı yılların içinden gölge gibi yükselip sesini, sözünü, sözcük ve imgelerini şiir potasından sayı olarak geçiren arkadaşımızın ilk kitabı hakkında… Belki o nedenle değerlendirmede, nesnellik açısından şiraze kaymış olabilir. Ama Öngel, zamanın kulaklarda kalan uğultusunu ve dudaklarda tortulaşan rüzgârını öyle incelikli bir dokunuşla şiire dönüştürmüş ki heyecanlanmamak mümkün değil.

Kitaptan bölümler, betikler aktarıyoruz tadımlık. Mümkün olsa şiirlerin tamamını alıntılayabiliriz. Ama mümkün değil.

Son olarak “Büyük Saat” başlıklı şiirin son üç betiğini paylaşalım:

 

Bir boşluk var yanımda

Bir renk bilmediğim.

 

Çağırdıklarım var

Gözlerin dudakların

Şarap kokan rüzgâr.

 

Büyük bir saat var

O çalınca bitecek hasretim

Yazıyı noktalamadan önce bir konuya dikkat çekmek isteriz. İkinciyeni dalgasının henüz ufukta görünmediği dönemde, on dokuz yaşında ilk şiirini yayımlayan Cevat Çapan’ın, ilk şiir kitabı uzun bir aradan sonra, 1985’te, elli iki yaşındayken okurla buluşur. Çapan’ın yeni şiir kitabı “O Geniş Boşlukta”ysa (YKY) Şubat “2022’de yayımlandı. İlk kitabıyla yeni kitabı arasındaki süreçte Çapan’ın yedi şiir kitabının daha yayımlandığını belirtelim.

Dileğimiz Öngel’in de ilk ve tek kitapla kalmaması, devamını getirmesi yönünde. Bu arada okur ilgisinin de şairin yazmak ve yayımlamak yönünden motivasyonuna katkı sağladığını ekleyelim.

“Dudağımdaki Rüzgâr”, dikkatlerden kaçmaması gereken bir şiir kitabı…

_____________________________

(*), (**) 1994’ten başlayarak her yıl 28 Mayıs’ta şiir okurları tarafından Kadıköy Mendirek’te düzenlenen Edip Cansever’i anma etkinlikleri yapılırdı. Etkinlikler aynı yerde 2018’e kadar sürdürüldü. Sözü geçen mekânlar gerçektir. Etkinliklerin yapıldığı yerlerin isimleri etkinliklerin katılımcıları tarafından verilmiştir. 

 

Resimler
E-Bülten

Bültenimize abone olun ve en yeni güncellemelerimizi doğrudan gelen kutunuza alın.

Yorum Bırakın