ÖMRÜNÜ "ARAKLAYANLAR" KUŞAĞINDAN BİR ŞAİR: SALİH BOLAT / Enver Topaloğlu

  • Paylaş:
post-title

Enver Topaloğlu

HEP ŞİİR

envertopaloglu@gmail.com

 

ÖMRÜNÜ "ARAKLAYANLAR" KUŞAĞINDAN BİR ŞAİR: SALİH BOLAT 

Tören biter ve kalabalık dağılır. Kimilerinde bir süre daha kalır yakaya iğnelenen siyah beyaz fotoğraf, üstüne iliştirilen kırmızı karanfil. Ardından üzüntü ve hüzün çöker, tortulaşır. Sonra hayatın kaosu, karmaşası, hayhuyu kaldığı yerden devam eder. Devam eder mi gerçekten?

Kayıptan sonra hayat önceki gibi olmuyor, kaldığı yerden devam etmiyor, etmez. Çünkü kayıp (ölüm) somuttur ve bazı kayıpların yeri doldurulamaz. Zamanla yas da bitmez; çözülür belki, içeri dağılır, diplere iner. Kayıp kanıksanır; o kadar.

Her kayıp yakınları, sevenleri için ağırdır. Öte yandan bazı kayıplar “kayıtlı”dır. Anılarıyla, yapıtlarıyla yaşamaya devam eder.

Anılarıyla olduğu kadar yapıtlarıyla da yaşamayı sürdürecekler arasına geçen hafta bir şair daha katıldı. Salih Bolat (1956), koronavirüs nedeniyle yaşamını yitirdi.

Bolat’ın yazı ve şiir macerası üniversite öğrenimi için Ankara’ya gitmeden önce, yetmişli yıllarda, yaşadığı Adana’da başlar.

Okura sunulan, ilgiye ve beğeniye açılan ilk yapıtı öyküdür ve 1974’te Yeni Adana gazetesinde yayımlanır. Bir yıl sonra yine Adana’da yayımlanmaya başlayan Koza dergisinin çıkmasına katkıda bulunur. İlk şiirleri bu dergide yayımlanır.

Salih Bolat 1980 yılından itibaren şiir ve yazılarıyla Yeni Olgu, Oluşum, Edebiyat 81, Türkiye Yazıları, Süreç, Yeni Düşün, Varlık, Gösteri, Düşler, Şiir-lik, Edebiyat ve Eleştiri, Defter, E gibi dergilerde yer alır. Bolat, okurla çeşitli dergi ve gazetelerde yayımlanan inceleme, eleştiri, deneme yazılarıyla da okurla buluşur.

Biz bu yazının çerçevesi içinde, Bolat’ın şair kimliğinin uzantısı olan şiirine ve yayımlanan yapıtlarına kısaca değinmekle yetineceğiz.

Salih Bolat’ın ilk kitabı “Yaşanan” 1983’te yayımlanır. Kitap 1984’te Akademi Kitabevi başarı ödülünü alır.

Seksenli yıllarda şiir ödüllerinin hem veren kurumların niteliği hem de seçici kurullarda yer alan isimler nedeniyle itibarının bir hayli yüksek olduğu söylenebilir. Ödüllerin Onikieylülün ağır baskı ve kısıtlamalarının yaşandığı bu dönemde, yeni şairleri okura sunmak, önermek bakımından bir hayli etkili olduğunu da belirtelim. Hatta, bazı ödüllerin Onikieylüle karşı siyasal bir tavır olarak düzenlendiği hatırlanacaktır.

 

“Yaşanan”dan tadımlık bir bölüm okuyalım. Şiirin başlığı “İlyas Öldürmedi”:

bu sabah ilyas’ı gördüm

elleri bağlı götürülüyordu

dağlardan sökülmüş ağır bir ardıç gibi

gürültüyle yürüyordu.

 

Bolat’ın ilk şiirlerine Çukurova’dan, Adana’dan bağlamasıyla Ankara’ya gelmiş “bir gencin” yaşadıklarından çıkarımları, duygulanımları ve tavır alışı yansır. Kırsal kesimdeki sılanın hatıralarıyla kent ortamının gurbet yaşantısı iç içe geçer. Yetmişlerin sonu ve seksenli yılların ilk döneminde etkili olan Yeni Türkü çevresinin yerelliğe öncelikten vermekten yana olan şiir anlayışının etkileri, yansımaları söz konusudur.

Şairin üç yıl sonra, başta adı olmak üzere içerdiği şiirlerle de hafızaya yerleşen ikinci kitabı “Bir Afişin Önünde” (1986) yayımlanır. Kitaba adını da veren uzun şiirden bir bölüm aktaralım:

 

nereye gitsem “herkes” adında biri çıkıyordu karşıma

yaşamak bir nehri denize kavuşturmaktır

diyordu bana

oysa ben sürekli yağmur bulutları biriktiren

gökyüzü gibi sınırlı ve sonsuzdum

bir akdeniz garından trene bindiğimde.

 

“Bir Afişin Önünde” yılgınlığın ablukası altında yaşanan yılların ortamını, toplum ve birey üzerindeki yıkıcı etkisini yansıtması açısından da önemlidir.  Salih Bolat’ın şiirinde daha ilk yapıtlarından itibaren güncel olana, gündemde olana tanıklık ve kayıt tutmak öne çıkan bir özelliktir.

Şair, Yaşar Nabi Nayır Ödülü’nü alan ikinci kitabından iki yıl sonra 1988’de üçüncü kitabıyla şiir yolculuğundaki kararlılığını da gösterir.

İlk kitaplar genelde şairin şiire olan hevesinin sonucudur. İkinci kitaplarda motivasyonu “ispatlamak” sağlar: Hâlâ yazdığını örneğin, o şiirleri “gerçekten kendisinin yazdığını”, artık kendisine şair denilmesini hak ettiğini vbg. Şairlerin üçüncü kitapla hem özgüvenleri güçlenir. Hem de yol ayrımında yaşadıkları tereddütleri büyük ölçüde sona erer.

Salih Bolat’ın “Sınır ve Sonsuz” adıyla yayımlanan üçüncü kitabının arka kapağında Kemal Özer şu değerlendirmeyi yapar: “Bolat’ın şiiri gelişiyor, temel özelliklerini koruyarak üçüncü kitabı Sınır ve Sonsuz’da yeni bir aşamaya varıyor. Sınır ve Sonsuz yazdığı kadar yazmadığı ile de dolgun, düşündürücü, ardından gelecek yeni aşamaları merak ettiren bir kitap.” Özer’in şairinin üçüncü kitabında yeni bir aşamaya geçtiğini belirttiği “Sınır ve Sonsuz”dan “Kilikya” başlıklı şiirden bir bölüm sunalım:

 

adana bir kilikya kentidir ki ansızın özlemek

adana şimdi tokatlanmış bir kadın

saçlarından sürüklenmiş bir kadın, yapay bir gökyüzü

gökyüzüne alıştırılmış birkaç kırlangıç ve duman

ve sayacılar çarşısıdır bir sabah uyanan

elini yüzünü yıkayan yağmurla

rüzgârla saçlarını tarayan

sarmaşıklar tırmandıran kirişlerine

çıraklara dükkanların önünü sulatan

serinlik düşüren eşiklere

ve dua ve amin

çekiç ve kösele

bir kap yoğurt

sıcak bir ekmek

ve tevekkül

için.

 

Şair geçmişe açtığı kapıdan okuru imgelerin ışığında Kilikya’ya ve bölgenin önemli kentlerinden biri olan Adana’ya götürmekteki amacı, tarih bilincinin önemini vurgulama arzusu diyebiliriz.

Seksenli yılları “Sınır ve Sonsuz”la kapatan Bolat’ın doksanlı yılların başında dördüncü kitabı “Karşılaşma” (1992) yayımlanır. Dosya yayımlanmadan önce 1990 Ceyhun Atuf Kansu Şiir Ödülü’ne değer görülmüştür.

Türkiye’de altmışlardan, ama bilhassa yetmişlerden sonra yaşları gençlik çağında olanlar aslında “araklanmış bir ömür” yaşadılar, yaşıyorlar. Faşizmden, cuntadan, zulümden araklanmış bir ömür… Yetmişlerden sonra bilhassa muhalif ve politik tavır alan gençler, özgür bir dünya için mücadele ederken bir yandan da ölmemek için direnmek durumunda kalmışlardır. Modern Türkçe şiirin önemli bir bölümünü oluşturan yapıtların çoğunun temel izleğini, yaşamanın ölmemek için ayrıca çaba gerektirdiği coğrafyada duyulan kesif keder oluşturur.

Salih Bolat da o kuşağın içinden gelen bir isimdir. O da ömrünü muktedirlerden araklamış bir şairdir. Kitaba adını veren şiirden bir bölüm okuyalım:

 

masada bir tabak bal

akşamdan çalınmış yoğurt

zeytin, ekmek, kitap

ve her şey bir efsane gibi dışarda

nedense kimsenin anlatmak istemediği

belki ben anlatma yürekliliğini gösterebilirim

istersen kendimden söz edeyim sana

ben, yani kendini bekleyen nöbetçi

niçin uzaklara bakıyorsun

dur gitme

beni bekle.

 

Yetmişlerden, ama daha çok seksenlerden sonra modern Türkçe şiirin şair kuşaklarının önemli bir bölümünün kırsal kökenli oluşu dikkat çeker. Onların aracılığıyla modern Türkçe şiire, daha önce hiç olmadığı kadar çok, kırsal kökenli ve doğaya, doğanın kâşifi değil de parçası olarak bakan göze ve dile ait imgeler katılır.

Doksanlı yılların tam ortasına gelen bir dönemde Salih Bolat, beşinci kitabını çıkarır. “Uzak ve Eski”yi (1995) bilhassa yaz ve sonbahar mevsiminden izlenimlerin, uzak yakın zamandan anıların, olayların, güncel yaşantıdan tanıklıkların daha çok haikunun imkânlarıyla yazılmış şiirlerin toplamı olarak tanımlamak yanlış olmaz. Kitaba adını veren şiirden bir parça alıntılayalım:

 

loş kahvede yalnız oturuyorum

bir batıkta yuvalanmış ahtapot

nasıl gömülürse kendine, öyle

açıklarda bir sandalda konuşuyorlar sanki

yan masadaki genç çift

seni seviyorum, diyor delikanlı

ve kürekleri daha sıkı kavrıyor

ellerini tutarken genç kızın.

 

uzak, eski kentlerden getirilmiş antikalara

geçersiz ölçütleriyle değer biçen

acemi bir antikacı gibi

dinliyorum her sözcüğü.

 

Salih Bolat’ın biçeminde, biçiminde, dilinde şiirin araçlarının, teknik ve yapısal öğelerinin rastlantısal değil, bilinçli bir tercihle kullanıldığı dikkati çeker. Şiirlerinde o da bu özelliğinin dikkat çekici olmasına önem verdiğini yansıtır.

Devlete karşı tabiatı, resmi tarihin anlatılarına karşı bireysel tanıklığı, zalime karşı mağduru, zulme karşı başkaldırıyı, doğayı tahakküm altına almaya çalışan uygarlığa karşı, kapitalist düzene kültüre ve yaşam tarzına karşı doğadan yana olmayı seçer, seçilmesini işaret eder.

Şairin bibliyografyasındaki altıncı kitap “Gece Tanıklığı”, hüznün mesafesinin arandığı bir kitap olarak kaydedilir. Alıntılayacağımız bölüm kitapla aynı adı taşıyan şiirden:

 

eşilmiş toprak, bulunmuş tohum, küf

kim anlatabilir ki hüznün mesafesini

dağ öyle durmuşsa, bir bildiği olmalı

bir bildiği olmalı, deniz çıldırmışsa

şu yalnızlık, şu aşk, şu ölüm

geceyi deliyor kuşun soluğu, baksana.

 

İkibinli yılların ortasına gelinirken yayımlanan “Açılmış Kanat” doğaya, kırsala özlemin yoğunlaştığı, kentsel hayat tarzından kaynaklanan huzursuzluğun arttığı, albümden çıkarılıp aile fotoğraflarına daha sık bakılan, kırk üç yaşın selamlandığı dönemin izlerinin yansıdığı şiirlerden oluştuğu söylenebilir. Öte yandan kitaba ad olan “açılmış kanat”ın boşlukta bir güvenlik önlemini ifade eder. Boşlukta kalmak başa çıkılmayacak bir durum değildir. Yeter ki kanatların olsun ve uçabil der gibi.

Şairin “Kırk Üçüncü Yaş Günü” başlıklı şiirinden bir bölüm okuyalım:

 

demek kırk üç yıl önce doğdum

zakkumlarla çevrili bir hayatta

ışığın peşinden koştum, terk ettim geceyi

yakalandım, anıların ördüğü ağlara.

yoksul ve güzel bir çocukluk

umutsuz ve yaralı bir gençlik

mutlu-mutsuz geçen bir evlilik bıraktım geride

kırgın bir kadın, “su yüzlü” bir oğul

para kazanmak dururken

şiir yazmamın hesabını verdim yıllarca.

üç darbe yaşadım, asker bir milletin çocuğuyum ya

yüzde doksan dokuzu müslüman bir toplumda

yüzde bire güvenmeyen bir devletin yasalarıyla

iyi bir yurttaş olmaya çalışıyorum hâlâ.

 

Bolat’ın şiirlerinde kişisel olanla toplumsal olanı dilin imbiğinden özenle geçirerek damıttığını belirtmek isteriz. Anlamın açıklığı her zaman önemli olmakla birlikte Salih Bolat, şiiri araçsallaştırmaktan uzak olmuştur. Öyle ki şiirin amaç olarak araçsallaştığı bile söylenebilir. Onun şiir tutkusu belki şiire adanmış, ama şiire abanmadan adanmış bir tutum olarak da yorumlanabilir.

Şairin 2006’da okurla buluşan “Kanıt”ta yer alan şiirlerde şairin düşle gerçeklik, yaşamla ölüm, dünle bugün sarmalında yaşananla hatırayı ve hafızada kalanları iç içe geçirerek aktardığı görülür. “Kanıt” sürekliliğin, devinimin, akışın ipuçlarının toplanıp sunulduğu bir kitap olarak da tanımlanabilir. “Gitmeseydin” başlıklı şiir gidenin ardından söylenmiş bir ağıt gibi:

 

sen gittin ve toprak burda kaldı

üç kedi yavrusu dadandı zeytinli bahçeye

ahşap duvarın bazı tahtaları yandı.

 

haritası çıkarılmamış ormanlık bir arazi gibiydin

gitmeseydin, kimse farkına varmayacaktı tozun

her şey yerli yerinde duracaktı, bu kent bile

örselenmiş sokaklar, deniz, işgal altındaki sonbahar

evet, tehlikeliydin ama güven veren bir gülüşün vardı

askeri atıkların arasında patlamamış bir mermiydi

kalbin

denin boş bir çatı gibiydi, kiremitlerinde ışığı yansıtan

bilmiyorum, nereye varır bu yokluğun sonu

gittin ve karıştı gündüzün geceyle hesabı.

 

Bolat’ın şiir öznesi politiktir. Ama geleneği oluşturan toplumsal gerçekçi şiir çizgisi içerisinde sözlüğü ve imge dağarcığı bakımından farklılaşır. Salih Bolat şiir lisanını, lügatını doğanın imleri ve imgelerinden oluşturur. Bu yönüyle Neruda’yı ve Ritsos’u akla getiriyor.

Modern Türkçe şiirde, özellikle toplumcu çizgide yer alanlar arasında, doğanın içinden konuşan çok sayıda şair yok. Bolat o çizgideki az sayıda şairden biri olarak dikkati çekiyor.

“Atların Uykusu” (2015), şairin okurla buluşan sondan bir önceki kitabı.  Bolat’ın bu kitabında da doğayla barışık ve iç içe yaşama arzusu, özlemi belli başlı temalardan biridir. Zamanın geçerken çekip alacaklarına, sürükleyip götüreceklerine karşı vazgeçmeme, direnme uyarısı, unutuşa karşı koyma çağrısı da okurla hizayı bozmadan dile getirilir. Şairin bu kitabında da dikkat çeken bir özelliği daha var; sürekli hatırlıyor ve hatırladıklarının şiirle kaydını tutuyor. “Unutma” başlıklı şiir de onlardan. Bir betik okuyalım:

 

akşamı meşalelerle karşılardık, hatırla

dalların yatağından, kurcalanmış gökten

geceyle yaralanmış sesten öğrendik

derinliğine dair ne biliyorsak hayatın

 

Salih Bolat’ın şiirlerinin toplamında, onun Ankaralı bir şair olduğunu gösteren imler, izler bulmak kolay. Öte yandan onun, Adana’da da, Ankara’da da, İstanbul’da da kentten, kısaca nerde olursa olsun kent yaşantısının koşullarından ebedi ve edebi biçimde huzursuz olduğu da açık…

“Rüya Zamanı” (2019) Bolat’ın 2015’te yayımlanan toplu şiirleri “İlk Kar”dan sonra okurla buluşan ilk kitabı.

Bolat’ın son kitabıyla ilgili Gazete Duvar’da yayımlanan yazımızda şu değerlendirmeyi yapmıştık: “Kitaptaki şiirlerde ekseni, izlekleri, temaları çeşitlenerek çoğalırken kırlara, köylere, doğaya karşı duruşu değişmiyor. O nedenle örneğin bir dönüş kitabı değil ‘Rüya Zamanı’. Şair, daha çok bir seyirci, izleyici pozisyonunda… Gözlemlerini aktarıyor tasvirler yapıyor, tanıklıklarını tahlil ediyor. Bir yolculuk kitabı değil, bir yere gitmiyor ya da bir yere dönmüyor. Metropolün içinde kıstırılmış, kuşatılmış doğanın, peyzajın içinde gezintiler yapıyor. Oralardan çıkardığı imgelerle, benzetmelerle, tasvirlerle ve tahlillerle duygularını, düşüncelerini, duyarlılıklarını birlikte süzüyor şiirin diline.” Söz konusu yazının tamamı şuradan okunabilir: gazeteduvar

Kentlerin, uygarlığın huzursuz ettiği, yaraladığı lirik şair bir kış günü, servilerin altında rüya zamanı atların uykusuna yattı… Rahat uyusun, şiirleriyle yaşayacak, dizeleri onu unutturmayacak, imgeleriyle her daim hatırlanacaktır.

 

Resimler
E-Bülten

Bültenimize abone olun ve en yeni güncellemelerimizi doğrudan gelen kutunuza alın.

Yorum Bırakın