Enver Topaloğlu
HEP ŞİİR
ŞİİRDE İKİBİNLİ YILLAR: GEZİ'DEN ÖNCE, GEZİ'DEN SONRA - 3
Modern Türkçe şiirde bir kanal olarak süregelen, ancak ikibinli yıllarda bir kuşağın genel eğilimine dönüşen dil ve anlatım tekniğindeki bozmalarla, sapmalarla birlikte lirik şiirden kopma girişimini maddi yaşantıdaki dönüşümlerle, bilhassa teknolojik gelişmelerle koşutluk içinde değerlendirmek gerekir. Neticede üretim araçları ve üretim sürecindeki değişimden, dönüşümden kültürel hayat da etkilenir. Özetle söylersek ikibinli yıllarda ortaya çıkan ekran, klavye ve sanal ortam üçlemesiyle ya da tek bir kavramla ifade etmek gerekirse ekran çağının kendine özgü dinamikleriyle başka bir kültür, sanat ortamı oluşmaya başlar. Yeni ortamın dinamikleri şiirde yeni eğilimlerin, arayışların oluşmasını, farklı içeriklerin ortaya çıkmasını da kışkırtır.
İkibinli yıllar şiirine atfedilen kaosun arka planında, maddi koşullardaki gelişmelere bağlı olarak gerçekleşen dilde, algıda, anlatıda sağlanmış uzlaşıyı bozma, yıkıma uğratma girişiminin de dikkat çekici olduğunu belirtmek gerekir.
İkibinler, şiir açısından yayın kanallarının önceki dönemlere göre arttığı yıllar olur. Şiir için konvansiyonal kanalların yanı sıra internet de yepyeni bir yayın ortamı ve imkânı sağlar.
Geleneksel tarzda yayımlanan Heves dergisi bu dönemde genç kuşak ve yeni arayışlar içindeki isimlerin buluştuğu yayın olarak dikkati çeker.
2003 ila 2010 yıllarında 26 sayı yayımlanan dergi, üç ayda bir okurla buluşur. İlk altı sayısı Adana’da yayımlanan dergi, yedinci sayısından itibaren İstanbul’a taşınır. Ali Özgür Özkarcı ve Mehmet Öztek’in editörlüğünde yayına başlayan dergiye, yedinci sayıdan itibaren Ömer Şişman da katılır.
Heves, geleneksel tarzda yayın yapan bir dergidir. Ama lirik şiirin dışında, yeni arayışlar içinde olan genç kuşakların ürünlerine yer vermesi bakımından önemlidir. Birçok genç isim, dergide buluşur. Heves’te şiirleri yayımlanan gençlerin birçoğunun şiirinde, lirik şiirden sapma ya da kaçış yönelimi ağırlıktadır. Ancak fiziki mekânda geleneksel yayınlarda yer alan antilirik eğilim, internetin sanal dünyasında başka bir boyut kazanır. Sanal dünyanın imkânları içerisinde oluşan değişik yayın platformları; siteler, bloglar, PDF yayınlar, yalnızca şiir yayınının tarzını değiştirmekle kalmaz. Sanal dünya, bizzat şiiri, şiir anlayışını, şiirin içeriğini, biçimini, biçemini sesini, dilini, imge yapısını da etkilemeye başlar.
Gezi’den önceki ikibinli yıllarda modern Türkçe şiirde, bilhassa gençlerin şiirindeki gelişmeleri sıcağı sıcağına sorunsallaştıran ve tarihselleştiren çalışmalarıyla genç bir isim, Utku Özmakas dikkat çeker. Ancak Özmakas’ın eleştirmen olarak kendi kuşağının şiiriyle eşzamanlı biçimde kurduğu bağı sürdürmemesi önemli bir eksikliktir.



Utku Özmakas, Birgün Kitap ekinin 135. sayısında “Geriye dönüp on yıla bakıldığında, 2000’li yılların başında ‘Kabul edilemez’, ‘Bunlar da şiir mi?’ nidasıyla karşılanan deneysel, görsel ve epik şiirlerin şiir tarihinde yerini aldığı ve kendi kanalını açtığı kolaylıkla görülebilir” değerlendirmesini yapıyor. Özmakas, bu dönemde şair kadınların sayısındaki artışa dikkat çektiği aynı yazıda bir başka önemli konuya da şöyle değiniyor: “Elektronik iletişimin hızı ve getirdiği tarz, ister istemez editör ile şair arasındaki ilişkilere yeni bir sayfa açmakla kalmadı; aynı zamanda şairle dergi-kitap, kısacası basılı ürün arasındaki ilişkiyi de dönüştürdü.”
Bu dönemin başka örnekleri olsa da Şeref Bilsel ve Cenk Gündoğdu’nun hazırladığı “Şiir Defterleri”nin, bilhassa değerlendirme yazılarının, önemli bir perspektif sunduğunu, ufuk açtığını da eklemeliyiz.
Öte yandan yıllıklar, seçkiler, antolojiler bir toplam sunarlar. Ama şeytan ayrıntıda gizlidir. Ayrıca; yıllık, seçki, antoloji ve benzeri toplamlardan nesnellik beklentisini fazla abartmamak gerekir. Seçicinin ya da seçici kurulların tercih yaparken belli bir mesafeye çekilmeleri mümkün. Ama o mesafenin de verili anlayışlarla sınırlanmış olduğunu dikkate almak gerekir. Belki şöyle de söylenebilir: Bu çalışmalar, bugüne, deneyime, edinilmiş olana hangi gözle bakıyor. Geçmişin gözüyle mi, geleceğin gözüyle mi? bilhassa şiir açısından zor olan, ana ve geçmişe, geleceğin gözünden bakabilmektir. Beğeniyi, yargıyı geleceğin gözüyle görüp, algılayıp değerlendirebilmektir. Hiç değilse olup biteni bir adım önden görebilmektir önemli olan. Ancak şu da var ki anı ya da geçmişi bir adım önden gören bakış açısıyla yıllık, seçki, antoloji gibi yayınların hazırlanması da güç. Güç olmasının nedeni, işin gerektirdiği emek, çaba, uğraş yükü açısından değildir. Bahse konu çalışmalar panoramiktir. Olanı, geçmişin gözüyle görüp değerlendirmeyi önceler. Geleceğe ne kalacak sorusunun karşılığının aranması ya da sorunsallaştırılarak öne çıkarılması, bu tür yayınlarla gerçekleştirilemez. Aksi beklenilenleri zaafa uğratır. Antoloji, seçki, yıllık gibi yayınların, yayıncı desteği olmaksızın günümüz koşullarında basılıp yayımlanması mümkün değildir. Yayıncılar içinse bu tür yayınların kültürel, sanatsal değeri ve önemi, çok da bir şey ifade etmez. Önemli olan meta değeridir. O nedenle, bu tür yayınlar hazırlanırken değilse de yayımlanırken tercihleri, kültür endüstrisinin ve yayın sektörünün hesapları belirler.
İkibinli yılların başka yıllıkları, seçkileri, antolojileri de var. Dönemi konu alan eleştiri ve incelemeler de söz konusu. Buna karşın aradan yirmi yıllık bir süre geçmiş olmasına karşın örneğin bir deneysel görsel şiir seçkisi ya da antolojisi hazırlanmış değil. Herhalde birçok şiir okuru böyle bir toplamın eksikliğini duyuyordur.
Milenyum kuşağının kısa sürede benimseyerek alanını genişlettiği deneysel görsel şiir anlayışının ürünlerini kapsayan bir antoloji modern Türkçe şiirin ikibinli yıllarını anlamak açısından da önemli bir kaynak olabilir.
Modern Türkçe şiirde, şiirin daha önce hiç açık olmadığı kadar gündelik yaşantıya, anlatıya, dile, argoya, jargona açıldığı bir süreç olarak da dikkati çeker ikibinli yıllar. Sokak yalnızca dil olarak değil, jest olarak, reveranslarla, sesle, sözle de zorlar şiiri ve şiirin kalıplarını, kapılarını. Sokak yalnızca kalıpların bozulduğu yer değildir. Sokak aynı zamanda “kapıların” tekmelendiği yerdir. Şiirle sokak daha önce hiç olmadığı kadar yaklaşır ikibinli yılların şiirinde birbirine. Ama bu dönemde hâlâ müşterek mekân dildir, şiirin dilidir.
Herkesin şiir yazabileceğine inandığı, ama canı istemediği için yazmadığı bir dönem varsa modern Türkçe şiirde bu dönem ikibinli yıllardır denilebilir. Bunun başlıca nedeni internet ortamıysa bir diğer nedeni de şiirsel süzgeç diyeceğimiz editoryal denetimin tamamen değilse de büyük ölçüde ortadan kalkmasıdır. Mahmut Temizyürek, konuyu sorunsallaştırdığı Şiir Defteri’ndeki (2010) “Tehlike Editör Yokluğunda” başlıklı yazısında şunları dile getiriyor: “Tehlike elektronikte değil, editör yokluğunda. Matbu dergilerdeki editör yokluğu e-dergilerde daha da vahim. Belirli bir beğeniyle, edebi bir özenle yüzleşmek yerine, kaos içinde gezinmek, dergilerin de e-dergilerin de okunmasını zulme dönüştürüyor. Bir Yeni Dergi’nin, Papirüs’ün, Adam Sanat’ın, Defter’in vb. yerini dolduracak dergiler var mı? Rasgele toplamlardan dergi olur mu?”
Utku Özmakas’ın da, Mahmut Temizyürek’in de yazılarının tamamının okunmasını öneririz.
Editörler, şiir editörleri görev aldıkları dergilerde, yayınevlerinde yalnızca emeğini değil, zamanının büyük bölümünü şiire ayıran, dilini de şiire veren, eleştirellikleri güçlü kimselerdir. Onların seçimleri aynı zamanda okura, kamuoyuna yapılan yeni şair, kitap, şiir önerisidir. Üstelik gerekçesini de oluşturacak biçimde. Öyle olduğu içindir ki hâlâ Memet Fuat tarzı editörlere özlem duyuluyor. Fuat almışlardan yetmişli yılların ortasına kadarki Yeni Dergi döneminde ve seksenden sonra, seksenli yılların ortasından ikibinli yılların başına kadar Adam Sanat dergisinde bir şiir editörü olarak yaptığı seçimler, öneriler, tekliflerle modern Türkçe şiire rota çizmiş bir isim, dahası eleştirmendir. Editörlük müessesesinin başka sorunlara yol açtığı da bir gerçek. Aynı Memet Fuat’ın kimi genç şairlerin şiir dosyalarını, çok güzel şiirler, ama şimdi bu şiirlerin vakti değil diyerek geri çevirdiği de biliniyor.
İkibinli yıllarda, yalnızca şair kadınların sayısında ve şiirlerinde bir artış olmadı. Toplumun bir başka kesiminin sesinin daha da yayıldığı, Türkçe yazan Kürt şairlerin de görünürlüğünün, bilinirliğinin arttığı yıllar oldu. Ayrıca şair kadınlar ve Türkçe yazan Kürt şairler, modern Türkçe şiirde birçok tabuyu tabu olmaktan çıkartacak hamleler yaptılar. Meşruiyeti olan, ama yasal olmayan birçok meselenin bu dönemde şiirde, şiiri zorlamak pahasına sorunsallaştırıldığı söylenebilir. Antilirik şiirin yanı sıra postşiire doğru oluşan eğilimin ilk örnekleri de bu yıllarda okurla buluştu.
Yazı bağlamında konuyu tekil örnekler vererek açımlamak mümkün. Ancak daha çok dönemin genel hatlarını, karakteristik özelliklerini ön plana çıkarmayı amaçladık. Tekil örneklerle, dönemin dikkat çeken şair adları ve onların şiirlerinden alıntılarla konuyu dağıtmamak, yazının sorunsallaştırdığı odaktan sapmamak düşüncesiyle bu tutumdan uzak durduk. Ama yazının bu aşamasında, şair kadınların ikibinli yıllardaki görünürlüklerinin, bilinirliklerinin, modern Türkçe şiirdeki yerleri ve varlıklarıyla oluşturdukları ağırlığın altını çizmek için tavır değiştireceğiz.
İkibinli yıllardan başlayarak Gezi Direnişi’ne ve Gezi Direnişi’nden bugüne kadarki süreçte modern Türkçe şiirin genel hatlarıyla görünümünü betimlemeye, irdelemeye bir sonraki yazıda kadın şairlerin şiirlerinden örneklerle devam edeceğiz.
E-Bülten
Bültenimize abone olun ve en yeni güncellemelerimizi doğrudan gelen kutunuza alın.

Yorum Bırakın