Enver Topaloğlu
HEP ŞİİR
ŞİİRDE İKİBİNLİ YILLAR: GEZİ'DEN ÖNCE, GEZİ'DEN SONRA - 2
İkibinli yılların başından Gezi direnişine kadar olan süreçte, modern Türkçe şiirin güncel ve gündemdeki kaotik görünümünün, Babil Kulesi benzetmesiyle anlatılması, dil ve şiirdeki kozmopolit, çoklu, parçalı, ayrışık, bütünlükten uzak ortama dikkat çektiği için önemlidir.
Öte yandan, bu dönemde, yeni kuşağın karakteristik özellikleri ön plana çıkarılabilecek ve önemsenecek nitelikte bir şiir oluşturduğu savına itiraz da edilebilir.
Uygulanmış ya da gerçekleşmiş olanda, hayallerin elbette ki büyük payı vardır. Ama o kadar. Hayallerin hayata birebir yansıması ya da tercümesi ne mümkün. İkibinli yıllarda yazılan, dolaşıma giren, okur bulan, hatta beğenilen, sevilen şiirler, büyük ölçüde, dönemin “otoriteleri” tarafından kabul gören ve onay alan nitelikte yapıtlar değildir. Niye diye sorulacaktır.
Daha önce şiirin yatak değiştirmeye yöneldiği dönemlerde ne ve nasıl olmuşsa, bu yıllarda da gelişen şiir eğilimlerine karşı tepki, öyle olmuştur.
Eski kuşakların, kendilerinden sonraki kuşaklardan beklentileri hep daha fazlasıdır. Yürürlükteki şiir anlayışlarına bağlı olanların, bunu şaşmaz bir doğrulukla kabul edenlerin tavrı da öyledir. Ama kendi çektikleri çizginin devamı olarak daha fazlasıdır söz konusu olan… Ancak yeni kuşaklar, gerçekten yeniyseler yaptıklarıyla, şiirleriyle, şiir anlayışlarıyla eski kuşakları memnun etmeleri çok da mümkün değildir. “Çıta” metaforuyla açıklamaya çalışalım.
Yürürlükteki şiir anlayışını benimseyen otoriteler, beğeni çıtasını kendilerine göre belirledikleri bir yüksekliğe yerleştirmiş ve orda sabitlemiş olurlar. İstenir ki sonraki kuşaklar o çıtayı aşsın. Yoksa ayak altında dolaşmasın. Ama hayat, arzulardan ibaret değil.
Şiirde yeni kuşaklar, ancak kendilerinden önce oluşanı, yerleşmiş, yerleştirilmiş olanı sorgulayabildikleri ve onu değiştirmeyi, hatta umursamayıp yeniden kurmayı amaçladıkları, buna çabaladıkları ölçüde yeni olabilirler. Yenilik her şeyden önce boşluk gerektirir. Aranan boşluğun oluşturulması için gerekense zor uygulanmasıdır. Yeni kuşak zora başvurmadan yeni olacak imkânı bulamaz. İkibinlerin ilk on yılında, değişik anlayışta ve eğilimde, farklı çevrelerden genç kuşak isimlerin gerçekleştirdikleri deneysel girişimler irdelendiğinde bu dönemin kendine has şiir kanalları oluşturduğunu söylemeyi mümkün kılan birçok emare bulunur. Fakat durum biraz ormanın içindeyken ormanın görünmemesine benzer. Söz konusu döneme ilişkin, aradan geçen zamanın da sağladığı imkânla bakılınca olup biten daha net anlaşılıyor. Yani ormanın dışına çıkılınca ormanı görme olanağı da bulunuyor. Aradan geçen zamanın sağladığı görüş imkânıyla ikibinli yıllarda, modern Türkçe şiirde hayli geniş bir antilirik şiir şemsiyenin açılmış olduğu saptanabiliyor.
Dönemi ve süreci modern Türkçe şiirin gelişim uğrakları açısından anlamaya çalışalım. Bir önceki yazıda dile getirilen şu sorunun üzerinde durmak, düşünmek ve söz konusu yıllardaki şiirsel ivmeyi bir de bu açıdan irdelemek önemli olabilir: Acaba, ikibinli yıllarda ortaya çıkan ve bir kuşak eğilimine dönüşen antilirik şiire yönelimi, deneysel ya da görsel şiirin ivme kazanmasını hangi dinamikler etkilemiş olabilir?
Doksanlı yıllarda, modern Türkçe şiiri de etkileyen önemli bir gelişme yaşandı. Yeni bir yayın mecrası olarak ve daha çok “yeraltının” sesinin dolaşıma girmesini sağlayan fanzinler gündeme geldi.
Fanzinler aynı zamanda, yayın olarak özgürlük ve özerklik de sağladı. Şiir için, şiirin doğası için ne büyük bir olanak: Özgürlük ve özerklik.
Fanzinler doksanlı yıllarda başka bir şiir, başka bir anlama ve anlatım biçimi öneren yayınlar olarak etkili oldu. Ancak konvansiyonel yayın anlayışından ve pratiğinden farklı tarzdaki bu yayıncılık deneyimi ikibinli yıllara, dönüşerek aktarıldı. Öte yandan hayata katılan yeni teknolojik araçların ve imkânların da etkisiyle ikibinli yıllar fanzinlerin etkisini hızla azalttı. Devam edenlerse büyük ölçüde fanzin anlayışından ve misyonundan uzaklaştı.
Bununla birlikte fanzinlerle deneyimlenmiş başka türlü yayıncılık birikimi, başka türlü şiir, anlama, anlatım tarzı söz konusuydu. Kısaca söylersek ikibinli yıllara gelindiğinde, doksanlı yıllarda fanzin yayıncılığıyla oluşan önemli bir deneyim ve birikim söz konusuydu.
İkibinli yılların şiirini oluşturan dinamiklerden biri doksanlı yıllarda fanzin ve fanzin yayıncılığıyla sağlanmış deneyimse diğeri de henüz çok yeni olan ve herkesin cahili olduğu, ancak deneme yanılma yoluyla ilerlediği, el yordamıyla yol aldığı internet ve sanal âlemin sunduğu imkânlar olmuştur denilebilir.
Doksanlar için bir ara parantez açmak önemli görünüyor. Böylece hem doksanlar hem de bu çerçevede şiir fanzinlerini ve fanzin yayıncılığıyla oluşan anlayışı da değerlendirmek mümkün olabilir. Ama bunu bir başka yazıya bırakalım.
İkibinli yıllarda gelişen şiir yönelimini, deneysel eğilimi, antilirik şiir girişimini etkileyen bir diğer dinamikse internet ve sanal ortam ya da kutsal üçlü diyebileceğimiz ekran, klavye ve sanal ortam olmuştur diyebiliriz. Altay Öktem, “Fanzinlerden Web Sayfalarına Şiirin Yeni Serüveni” (Şiir Defteri, 2006) başlıklı değerlendirme yazısında, ikibinli yıllarda şiirin yeni yayın mecrasına dikkat çeker. Öktem şöyle yazıyor: “Hem sayısal açıdan, hem de nitelik olarak fanzinler gittikçe azaldı, buna koşut olarak elektronik ortamdaki sanat, edebiyat, şiir siteleri gittikçe çoğaldı. Başka bir söyleyişle; kâğıdın kalemin, tutkalın, fotokopi makinesinin yerini klavye ve monitör aldı.”
Bilhassa gençler için sorun oluşturan şiirin yayımlanması, dolaşıma sokulmasıyla ilgili kronikleşmiş kriz, ikibinli yılların başında ve sonrasında da çözülmüş değildir. Oysa şiir, ancak okundukça değer, anlam ve önem kazanan bir dilsel üretimdir. Yaşlı, genç fark etmez; her şair yazdığı şiir okunsun, yayımlandığı kitaplar en ücra kitaplıklara ulaşsın ister. Şiir karşılık bulduğu takdirde tamamlanır da diyebiliriz. Ki şair farkındadır bu yakıcı gerçeğin.
İkibinlerde şiir için fotokopi makinesinin esas olduğu fanzin yayıncılığından büyük ölçüde ekran ve klavyenin ve sanal ortamın odak oluşturduğu internet yayıncılığına geçilir. İnternet ve bilgisayar kullanımı yaygınlaştıkça şiirin sanal ortama taşınma süreci de hızlanır. İkibinli yılların teknolojik olanakları antilirik, görsel, deneysel şiir anlayışının oluşmasında, uygulanmasında etkili olan en önemli dinamik olarak dikkati çeker.
Klavye, ekran ve sanal ortam ikibinli yıllarda, doksanlarda fanzin yayıncılığı sürecinde deneyimlenen kes yapıştır tekniğinin ve şiirin görsel efektlerle, öğelerle sunulmasının daha da geliştirilmesine imkân sağlar. Bu yeni araç şiirin hem biçimsel, hem biçemsel yapısında, anlatım tekniklerinde ve içerikte, dilde, hatta imgesel sistemde etkili olur. Ekran, klavye ve sanal ortam denilebilir ki bir teknik imkân olarak şiirde yapıbozumu özendirici rol oynamıştır.
Elbette, ikibinli yıllarda düşünsel, kültürel ortamı etkileyen postyapısalcılık, postmodernizm, yapıbozum, metinlerarasılık gibi disiplinlerin bu süreçte gelişen şiir eğiliminin oluşmasında ne ölçüde payının olduğu da ayrıca sorgulanabilir. Modern Türkçe şiirin kuruluşundan itibaren şairin dille ilgili önemli bir sorumluluk aldığı ve bu sorumluluğu yerine getirmeye gayret ettiği bilinir. Cumhuriyetin ilanıyla birlikte, yeni rejimin yeni dilinin kurulması sürecinde şairler büyük ölçüde derslerine çalışırlar ve ödevlerini yaparlar. Daha sonraki dönemde de dilin korunması bakımından, şairlerin yine büyük bir bölümünün görevden kaçmadığı görülür. Bu silsile içinde devamlılık İkinciyeni arızasıyla bozulur. İkinciyeni, ilk kez gerçekleşen bir kuşak ve onun sivil isyanıdır. Bu iddiaya dil konusundaki arızaları dayanak gösterilebilir. Ancak İkinciyeninin arızasına karşın modern Türkçe şiirde, şairin dili koruma sorumluluğu doksanlara kadar büyük ölçüde sürdürülmüştür. Şairlerin büyük bir çoğunluğu gönüllü birer dil muhafızı olmuşlardır. Neden doksanlara kadar sorusu, kısaca; bu dönemde genç kuşak şairler, kendilerini anlamakla meşgul ve “toplumbağından” kurtulma arayışı içindeydiler aradıkları dile ulaşmakta zorlanıyorlardı diyerek karşılanabilir.
Deneysel, görsel arayışın içine, söz konusu şiirse dilin de çekilmemesi mümkün mü? Öyle de olur. Daha önce modern Türkçe şiirin geçmiş birikimine bakıldığında, İkinciyeni şairleri hariç, kişisel düzeyde kaldığı görülen dille oynama, verili dilden sapma, hatta dile isyan gibi çıkışlar ve yönelimler ikibinli yıllarda bir kuşak hareketine dönüşür.
Kural ve kanunlarıyla zaman içinde yerleşik hale gelmiş olan cumhuriyet rejiminin dil sistemi; isterseniz düzeni deyin; ekran, klavye ve sanal ortam karşısında direnemeyeceği kadar büyük bir değişimle karşı karşıya kalır.
Dil kendi haline bırakıldığında organik bir varlık olması hasebiyle değişim ya da hayata, maddi koşullara uymak konusunda herhangi bir sorun çıkarmaz. Dil krizi ya da sorunu iktidarlarla ilgilidir. Maddi yaşantıdaki dönüşüm ve değişimden dil de payına düşeni almıştır ve alır.
Milenyum yıllarında modern Türkçe şiirde oluşan büyük kaosa, çerçeveyi genişleterek bakmak dönemin başat eğilimiyle birlikte başka yöndeki arayışları anlamak bakımından da önemlidir.
Öte yandan, dönemin başat eğiliminin antilirik ve deneysel şiir olduğu tezini, ikibinle Gezi’ye kadar geçen süreci kapsayan aralıkta yayımlanan seçkiler, yıllıklar, antolojiler desteklemeyebilir.
Başta, bunun söz konusu yayınları hazırlayanların, şiirlerin seçiminde görev alanların beğenisiyle, anlayışıyla ilgili bir durum olduğunu kaydetmek gerekir.
Sonraki yazıda devam edelim.
E-Bülten
Bültenimize abone olun ve en yeni güncellemelerimizi doğrudan gelen kutunuza alın.

Yorum Bırakın