AHŞAP KAŞIKTAN KOLEKSİYONCULUĞA – CEM ÇORBACI RÖPORTAJI / Buse Malkoç

  • Paylaş:
post-title

Buse Malkoç

AHŞAP KAŞIKTAN KOLEKSİYONCULUĞA – CEM ÇORBACI RÖPORTAJI



Kaybolan meslekleri araştırırken Cem abimize rastladık: Cem Çorbacı. Kendisi yirmili yaşlarından itibaren hep bir uğraşı olmuş. Ne kadar “Ben sanat yapmıyorum.” dese de sanatı hep hayatının bir yerinde tutmuş. Bu daha kapısından içeri girer girmez anlaşılıyor. Kitaplar biriktirmiş, tarihine sahip çıkmış ve yeni şeyler denemiş. Hiç boş durmamış bir adam. Biz onun adını yaşadığımız şehirde yeni duymuş olsak da, pek tanımasak da kendisini keşfedenler olmuş. Plaket bile almış abimiz. Bu bizim için de bir onurdur. Cem Ustamız ahşap kaşık üreticisi olmanın yanı sıra bir koleksiyoncudur da. Müzeler ve belediyelerde onun kapısını çalıyor. Ona birkaç soru sorduk. Gelin Cem abimizin dünyasına bir göz atalım:

Bu işe ilk ne zaman başladınız ve öğrenmesi zor muydu? Herkes yapabilir mi?
Kendi bakım onarım atölyemde çalışıyorum. 21 seneyi geçti. Kaşık işiyle 4 -5 senedir uğraşıyorum diyebilirim. Ama ahşap bakımıyla 20 senedir uğraşıyorum. Herkese göre olmadığını düşünüyorum. Tehlikeli aletler var, biraz el becerisi gerekiyor.

Kimden öğrendiniz?
Yakın çevremizde yapan yoktu. Eşimin dedesi yapıyordu. Ondan birkaç sefer görmüşlüğüm var. Daha sonra, yeni teknoloji ‘Instagram’a, ‘YouTube’a baka baka öğrenmeye çalışıyoruz. Hâlâ öğrendim diyemem.

Hiç işinizi yaparken kaza geçirdiniz mi?
Ufak tefek mutlaka oluyor. Zımparada oluyor. Mutlaka oluyor. Büyük kazam yok çok şükür.

Kullandığınız aletlerin temini zor mu?
Türkiye’de çok iyi sıcak demir ustaları var. 2-3 tane bulduk, onlardan temin ediyoruz. Trakya’da yapan yok. İstanbul’da yapan var da Edirne, Kırklareli, Tekirdağ’da sıcak demirci yok.

Nasıl yapıldığından bize biraz bahseder misiniz? Kullandığınız teknikler nelerdir?
Genel anlamıyla kesilen dallar baltayla yontuluyor. Kaba bir ölçü veriliyor. Daha sonra tekne kısmına testereyle yuva açılıyor.  Geri kalan işler yontma işlemleri. Sapı da yontuyoruz mengeneye bağlayıp. Daha sonra oyma aletlerini kullanıyoruz. Son işlem zımpara.

         

Zımpara neden önemli?
Zımpara yaptığımız işin son bitiş noktası. Zımpara hatası, kusuru varsa onu gösteriyor. Kimi zaman kaşık yapıyorsunuz çatlak çıkıyor karşınıza. Bunu kimse istemez. Son halinde pürüzsüz olması gerekiyor.

Yağ sürüyor musunuz, kaşık neden zımparadan sonra yağlanır, kullandığınız yağ nasıl bir yağ?
Yağ sürüyoruz. Zeytinyağı sürüyoruz ama Riviera sürüyoruz. Sızma zeytinyağı kullandık, çok ağır koku bırakıyor kaşıkta. Riviera koku yapmıyor.



Kendi tasarımlarınız var mı?
Tasarım demek çok iddialı olur. Kendi yaptığım kalıpları kullanmaya çalışıyorum. Usta değilim, öğrenmeye çalışıyoruz hâlâ.

Kullanışlı olması mı yoksa ilgi çekici mi olması daha önemli?
Kesinlikle kullanışlı olmalı. ‘İlgi çekici’ mi, bilemem. Ama biz hayata dokunmak istiyoruz, yaşama dokunmak istiyoruz, insanlar kullansın istiyoruz.



Yaşadığınız şehirde bu işle uğraşan başkaları var mı?
Tekirdağ köylerinde var, duyuyoruz. Kırklareli’nin köylerinde birkaç usta var. Şahsen tanımıyorum ama duymuştum. Mutlaka vardır sağda solda.

Kaybolan meslekler hakkında düşünceleriniz nelerdir?
Zaman değişiyor, hayat değişiyor, ihtiyaçlar değişiyor. Pek fazla üzülmemek gerekiyor bazı şeylere. Hayata ayak uyduran ayakta kalır.

Ahşabı nereden buluyorsunuz?
Genelde satın alıyorum. Bizim bölgemizde pek ağaç yok. Çorlu’yu biliyorsunuz. Fındık dalları, erik, ayva arka bahçemizde vardı biz kestik. Ama genelde İstanbul Kartal’da bir abi var; keresteci. Çok da indirim, ikram yapıyor bize. Bu işleri hobi olarak yaptığımız için ondan alıyoruz.

Her ağaçtan yapılabilir mi ve kaşık yaptığınız ağaçların özellikleri nelerdir?
Her ağaçtan yapılabilir ama dayanıklı olmaz. Mesela incirden yapılmaz. Zayıf ağaçlardan yapılmaz. Ahşap, yumuşak ve orta sert diye ayrılıyor. Biz daha çok sert ağaçtan yapıyoruz dayanıklı olsun diye. Yumuşak olunca da iz kalıyor.

Kitap okur musunuz?
Okuyorum. Bölgeye ait kitaplar okumaya çalışıyorum. Edirne tarihi üzerine diyebilirim. Yemek kitapları okumaya çalışıyorum.

Bu dünyaya neler bırakmak istersiniz?
Çok iddialı bir soru. Yaptıklarımın iyi yerlerde olmasını isterim.

Eski mesleklerin ve sizin mesleğin ayrıcalık olduğunu biliyor musunuz?
Hayat değişiyor, şartlar değişiyor. Yapılan işin maliyeti var. Bu şartlarda çok zor. Düşünmüyorum artık diyebilirim. Bu işler uzun sürüyor.

Bir kaşığı ne kadar sürede yapıyorsunuz?
Ağacına göre yapısına göre değişiyor ama normalde 4- 5 saat sürüyor.

Kendi emeğinizi, zamanınızı kattığınız bir kaşığın son halini gördüğünüzde ve insanların onu kullanması sizde neler hissettiriyor?
Kullanışlı olmasını ve kullanılmasını istiyorum. Sergilenecek bir ürün değil bu bana göre. Yaşanacak, kullanılacak bir ürün olmalı. Servisini yapmalı, yemeği çevirmeli.

Metal kaşıklar mı iyi yoksa tahta kaşıklar mı?
Yerine göre yemeğine göre değişir. Şimdi mesela metali kullanması gerekenler var mecbursunuz kullanmaya bu organik yapı fazla kullanım alanı yok diye düşünüyorum. Ahşap saç tarağı yapalım diye düşündük. Ama berberler “Kullanmayız.” Dediler. Tarağı temizlemek için ilaç kullanıyorlar ve tahta tarak organik olduğu için sıkıntı oluyor. Kefire mesela metal kaşık değdirmiyorlar. Keşkeklerde kullanıyorlar ahşabı.

Bu işi mecburiyetten mi yapıyorsunuz yoksa siz mi seçtiniz?
Benim seçimim. Malum yaş geçiyor. İşten eve evden işe… İnsanın kendine bir uğraş bulması gerekiyor.

Gençlere söylemek istedikleriniz var mı?
Herkesin kendine bir meşgale bulması gerekiyor. Sadece genç yaşta değil. Bunun haricinde koleksiyon yapmalılar. O daha lokal bir çalışma. Sadece pul biriktirmek, kitap biriktirmek değil. Daha ince bir düşünce. Örneğin yalnızca İş Bankası’na ait şeyler toplarsınız. Ne bulursanız; kumbarası olur, pulu olur zarfı olur… Ya da Kızılay’a ait şeyler… Sahip çıkma bilinci de olacak.  

Sizin gözünüzde hayat nedir?
Hayat mücadeledir. Hep ileri, hep ileri.

İnsanlar gerçekten çalışmak için mi doğmuştur?
Ben, çalışmak için doğmuştur diye düşünüyorum. Çalışmak zorunda olduğuna inanıyorum herkesin. Dediğim gibi hayat mücadele. İşleyen demir pas tutmaz. Fabrikada çok arkadaşım vardı. Bizim eski abiler, emekli oldular. Adamlar hiçbir şey yapmadan öldü gitti. Yani vücut bir ritme alışıyor. Sonra o ritimden çıkınca, “Ben emekli oldum. Ay başına maaşım yatıyor.” deyince vücut kendini salıyor. İnsanın kendini disipline etmesi gerekiyor. Beyin disiplini. Disiplin. Disiplin. Disiplin.

Hayallerinizi yaşadığınızı düşünüyor musunuz?
Hayaller kişiden kişiye değişiyor. İsteklerim bu yöndeydi hep.

Yirmili yaşlarınızda ne istiyordunuz, meslek ve hayalleriniz nelerdi?
O zamanla bu zaman çok farklıymış. Şu anki aklım yirmili yaşlarımda olsaydı her şey daha farklı olurdu. Ama bundan yirmi sene sonra ne olur onu bilmiyorum. Zamana göre yaşa göre değişiyor. Dünyaya göre değişiyor.

Tekrar dünyaya gelseydiniz yine kendiniz olur muydunuz?
Olurdum. Ailemi çok seviyorum. Arkadaşlarımı çok seviyorum. İyi bir hayat yaşadığıma inanıyorum.


Bize kapısını açıp dünyasından söz ettiği için Cem Çorbacı’ya ve beni ona götüren Yasin Akgül’e buradan teşekkürlerimi iletiyorum.

Resimler
E-Bülten

Bültenimize abone olun ve en yeni güncellemelerimizi doğrudan gelen kutunuza alın.

Yorum Bırakın