AĞRIYAN YERDEN BAĞIRMAK Levent Karataş’ın Fantom Ağrı’sı Üzerine / Erkan Karakiraz

  • Paylaş:
post-title

Erkan Karakiraz

AĞRIYAN YERDEN BAĞIRMAK

Levent Karataş’ın Fantom Ağrı’sı Üzerine

 

Şair, yaz(a)mayınca daha çok ölür; bunun görünen sebebi, kendisini var etme vaadinin en çok yazdıklarında bulunmasıdır. Önce hatırlayıp yazması gerekir, ardından başkalarınca okunması gelir ve okundukça hatırlanması. Hatırlandıkça da sürekli aranıp durulan, belki Gılgamış’ın da adımlamayı delicesine arzuladığı ölümsüzlüğün geniş bahçesinde -ki Levent Karataş özelinde, bu “labirent bir ayna” (s. 33) da olabilir- volta atabilecektir.

***

Ağrının Kökeni

Karataş, geçmişi hatırlayarak ağrısını gösterdiği bir “şimdi”den ve “tam buradan” seslendiği Fantom Ağrı başlıklı şiir kitabında, okuru o bahçenin civarında bir yerlerde gezdiriyor; kılavuz edasıyla bir an bile ayrılmıyor okurunun yanından. Şiirine konu ettiği, eskisinden çok daha fazla oranda, kendisi ve en başta da bedeni çünkü. Ancak bu toplamdaki şiirlerin asıl meselesi bu değil; içinde baba, dost, hayat arkadaşı, sağlığın ve bedenin gençliğinin kaybı travmalarının da bulunduğu, köklerini doğmuş ve yaşıyor olmaktan alan bir yas hâli daha çok. Öze, deneyime, bedene yapılan göndermelerin altında ve en derininde, yas duygulanımlarıyla ateşlenip iki uçlu duygudurum bozukluğuna varan sebeplerin etkisi yatıyor.

Bunun kanıtları, eksik bir otobiyografiye giriştiği kitabındaki daha ilk şiirde (“Geniş Zaman Hayaleti”, s. 9) görülüyor; orada yirmili yaşlarından başlattığı kronolojiyi, şiir yazıldığı sırada içinde bulunduğu kırk sekiz yaşının bakış açısıyla mercek altına alıyor. Merceğe bakan, kirpiklerine vurgu yapılan gözün, hayat, ölüm korkusu ile ölüme eşitlenme sınırında seyreden bir cinsellik, yanı sıra deneyim, yolculuk ve belirsizlikleri odağa alan ince ayarlar çektiğini gözlemleyebiliyor okur. Gözün kirpiklerinden söz etmem boşuna değil; Karataş, kitaptaki şiirlerin ikisinde altını çiziyor o kirpiklerin:  “kolejli yıllarımı ve mektuplarını unuttum/ boşlukta hata yoktur, diyen İlkay’ın/ kirpiklerime dokunarak öpüşünü” (s. 12) derken ve “kirpiklerimizi örtüp gülüşmüştük kıymetlimle” (s. 28) diye hatırlarken söz ediyor onlardan. Bedenin her bir parçası önem arz ediyor kendini ve hatıralarını incelemeye aldığında.

Biri hariç (“Ben Paristen İncinmedim”, s. 34) her birinin altına yazılış tarihini ve yazıldıkları yeri not düştüğü şiirler boyunca, bedeninin uzuvlarından, uzantılarından söz etmeyi sürdürüyor. Bu tarihleme ve konum bilgisi önemli; incelendiğinde, tarih ve konum bilgisi verilen şiirlerin neredeyse tümünün pandemi koşullarında, İstanbul’da Acıbadem’de yazıldıkları görülüyor. İç muhasebeye çok müsait bir zamanda ve mekânda yani. İşte ağrı, o hayalet ağrı, orada başlıyor.

Bedeninin hasar görmüş yanlarıyla bağdaştırdığı, bir tür uzuv hâlini almış yaşantısal unsurlar da var bu ağrıya sebep olan, kendini tanımaya en çok yaklaştığı anda o kavrayıştan ne denli uzakta konumlandığını fark etmenin paradoksu ve hayal kırıklığıyla, derdine çare olduğunu sandığı şeyin onu daha beter hasta ettiğini, bunun bir çıkışsızlık yarattığını bulgulaması da. Işıldayan, aydınlık yanlarına karşın toplamda gölgeler içinde, karanlıkta, tavan arasında, bodrumda, ıssızda, kuytularda nefes alan şiirler hepsi; ağrının okura da sirayet etmesine yol açabilecek denli somut, fakat lirizmi ötelemeyen, çoğunlukla kopkoyu, depresif şiirler.

***

Kayıp ve Yas

Levent Karataş’ın her kitapta azar azar, küçük müdahalelerle değiştirip dönüştürdüğü bir poetikası var. Fantom Ağrı’da bu değişim, şiddeti artırılmış içe bakış yönelimiyle kendini gösteriyor. Karataş, birçok şairin uygulamaya geçirmekten imtina ettiği seçimlerde bulunarak, şairini gerçek anlamıyla odağına taşıyan şiirler yazmaya girişmiş. Şiirlerde Karataş’ın kişisel hikâyesiyle kesişen o kadar çok özyaşam unsuru, o kadar çok ayrıntı ve özel imaj var ki kitabı şairinden ayrı düşünmek imkânsızlaşıyor. Kitabın bütününe kayıplar, bundan doğan, sürmekte olan travmalar ve hemen ardından gelen yas izlekleri hâkim.

Bu kayıplardan en baskını olan, babanın yokluğuyla kendini var eden yas duygusunun, şiirlerin bütününe nüfuz etmiş olduğu anlaşılıyor. Şair bu kaybı öylesine içselleştirmiş ve hayatının merkezine koymuş ki babadan söz etmediğinde dahi o yokluğun ruhunda açtığı yaranın bedenine ve zihnine sirayet eden ağrısını şiirlerin tümünde görünür kılıyor. Karataş, sık sık annesinden, anne olarak gördüğü kişilerden, anneyle özdeşleştirdiği anaç sevgililerden bahsediyor Fantom Ağrı’da.

Bu dile getirişin altında bir yokluğu, bir kaybı, baba kaybını örtbas etme güdüsü yattığını iddia etmek yanlış olmaz: Yedi farklı şiirde anneden, altı farklı şiirde de babadan bahsediyor; ancak anne sözcüğünün kullanılma sıklığı çok daha fazla. Bu sayılar önemli değilmiş gibi düşünülebilirse de kitabın oylumu göz önüne alındığında anneden bahsedilme sıklığının dikkat çekecek oranda olduğu sonucu, bu savın doğruluğunu savunmayı gerekli hâle getiriyor.

Babanın, yokluğuyla ve ifade ettiği temsili güç ile toplumdaki çarpıklıklara değinildiği yerlerde ortaya çıkışı ise orada olmayışıyla bile baba-oğul çatışmasına dâhil edildiğine örnek teşkil ediyor. Tüm o kayıp travması ve yas duygusuna rağmen baba figürünün temsil ettiği her şeye -baba, papa, aynasız, amca, hacı amca, dayı, abi, bacanak, akraba- çatmaktan geri durmuyor şair (özellikle “Birinci Perde”, “Davul Tozu” ve “Sürgün” başlıklı şiirlerde).

Uygarlığın zaaflarını, neden olduğu marazları, kendinde içkin kötücüllüğü saklamadan, kendini eril tahakkümden ve baba figüründen ayrı bir yerde evcilleştirmeden –işçi sınıfından olduğu vurgusunu çekincesiz bir biçimde yine de dile getirerek– eleştirisinin malzemesi haline getiriyor, iğneyi kendine de batırıyor. Muzdarip olduğu atipik hayalet ağrısının tetikleyicisi olarak, yetiştiği toplumun ilkelleştiren araçlarının, kurumlarının, temsilcilerinin etkisiyle şekillenen kendi varlığı da olabileceğini kabullenerek, içerden, olay mahallinden konuşuyor.

Ruhsal kökenini görmezden gelmeden bedensel hastalık biçimlerinin, bedenin tepkisinin, yardımına ihtiyaç duyduğu bastondan bahsederek, altını kalınca çiziyor. Yasla koşut giden öfke, baston aracılığıyla, iki farklı şiirde ortaya çıkıyor. Babaya seslenerek, “bastonlarımı daha sıkı tutuyor yanıt bekliyorum:/ beni niçin bıraktın? (“Çetele”, s. 13) sorusunu sorduğu ve “coğrafyamda son yer bildirimi yapacağım havaalanı, diyorum/ sürgünde ölüm korkusu, Parislilerin tak tuk baston bakışları” (“Sürgün”, s. 38) tespitini yaptığı dizelerde.

Bunun sonucu olarak, özellikle “Ben Paristen İncinmedim” ve “Sürgün” şiirlerinde, öfke, yersiz yurtsuzlukla iç içe geçiyor. Gitmekle kalmak arasında bocalamanın doğrudan ifade edilmediği, ama uzak bir işaret etmeyle belirsizleştirildiği bu iki şiir, yersiz yurtsuzluğa sürüklenen şairin hayalet ağrısını çoğaltan bir diğer sebep olarak kitaptaki yerini alıyor.

“Sürgün” şiirindeki “iki derdim var/ onurlu bir çile çektir bari elin Parisinde/ gurbette ömrüm geçecek” (s. 39) ile “Ben Paristen İncinmedim” şiirindeki “Parise derinden bağlıyım, fantezisi de komik şair/ eşsiz bulutların yol alışını işaretleyen hiçbir yabancıyla/ bugün konuşamazsın Seine Nehri kıyısında…” dizeleri, sebebin somut olarak gösterilişi açısından en bariz örnekler.

***

Hatırlamayla Hatırlanma

Özkıyımdan söz açan iki dizenin varlığına, yeryüzünün ve yaşadığımız coğrafyanın tüm açmazlarına karşın kendi hayalet ağrısını kabullenmiş, yaşamaya devam eden, pes etmemekte ısrar eden, Seyhan Erözçelik’in “Şiir gulyabanidir, ölmez.” sözünden güç alarak, başkasının ağrısını da ağrısına ekleyen bir şairin sesi duyuluyor Fantom Ağrı’da. Levent Karataş’ın yazarak, hatırlayarak, hatırlanarak kendini ölümsüz kılma çabası sürüyor; başkasının yüzüne baktığında da aynaya baktığında da bir labirentle karşılaşacağının bilgisiyle, varoluşunu ağrıyan tüm uzuvlarıyla, yitirdikleri, kayıpları, travmalarıyla göğsüne sımsıkı bastırıyor.

_____

YAZIDA ADI GEÇEN KİTAP

Levent Karataş, "Fantom Ağrı”, 160. Kilometre/ Gulyabani 13, Birinci Baskı: İstanbul, Nisan 2021, 40 sayfa, şiir.

Erkan Karakiraz, “Fantom Ağrı / Levent Karataş”; VARLIK Edebiyat ve Kültür Dergisi, Ağustos 2021, sayı 1367, sayfa 104-105.

Resimler
E-Bülten

Bültenimize abone olun ve en yeni güncellemelerimizi doğrudan gelen kutunuza alın.

Yorum Bırakın