GÜLTEN AKIN İYİ Kİ YAŞADI! / Haydar Ergülen

  • Paylaş:
post-title

Haydar Ergülen

GÜLTEN AKIN İYİ Kİ YAŞADI!

Romalılar, mezar taşlarına, uzun uzun merhumu anlatmak yerine, “Yaşadı” diye yazarlarmış. Güzel gelenek ama yine de öyle ilginç mezar taşı yazılarına rastlıyorum ki, günah sayılmazsa söyleyeyim, kamyon arkası yazılarına üç tur bindirir, beş basar! Benimkini söyledim mi bilmiyorum; “Nar’ın Babası” yazılsa yeter, başka ne yazılacak ki hem!

Gülten Akın için düşünürken bu geldi aklıma. Onun için “İyi ki Yaşadı” diyeceğiz elbette. Ve elbette “İyi ki Yazdı”. Hatta sanırım “Yaşıyor” demeliyiz. Buna nereden mi vardım? Özellikle son yıllarda gençler arasında, okurlar arasında, hayatta olmayan ve ne yazık ki çoğu da pek genç yaşta göçen şairlere karşı inanılmaz bir ilgi var. Bazıları yaşarken de okunan şairlerdi, bazıları göçtükten sonra okunur oldu ama okunuyor, hem de çok. Öyleyse “Yaşıyor” demektir.

Bir de Gülten Akın gibi neredeyse şiir yazmaya başladığından beri giderek okurunu artıran, çevresini genişleten, daha çok sevilen, sürekli ivme yükselten ve bunun gibi çok pek çok iyi şeyi hanesine yazdıran şairler var. Gülten Akın, şiiri şiirde bırakmayan bir şair. Bunu Ece Ayhan’dan ödünç söylüyorum, onun “Şiir şiirde kalmaz” deyişini biraz tahrif, çokça taltif ederek. (Onun taltife ihtiyacı yok da, tahrifin uyağa gereksinimi var!)

“Şiir şiirde kalmaz” sözü, Gülten Akın için pek çok anlam taşıyor. Şiiri için, şairliği için, eylemi, etkinliği ve etkisi için ayrı ayrı değerlendirilmesi gerekiyor. Genel başlıklarla, başka şair adlarına da yer vererek açıklamayı deneyeceğim.

1. İyi ki yaşadı, kadın şairlerin öncüsü oldu.

Türkçede kadınların şiiri tazeyse, tazeliğini koruyor ve hep taze kalmayı başarıyorsa, esinini ve esintisini Gülten Akın’dan aldığı ve almakta olduğu içindir. Onun şiiri çünkü evet sonradan yer yer Necatigil sevgisinin güzel izlerini taşısa da, başlangıçta “kendi göbeğini kendisi kesen” bir şiirdir. Üstelik hemen çoğu zaman olduğu gibi evlerden sokağa ve sokaktan evlere hiçbir şeyin sızmadığı, sızmasına izin verilmediği devirlerde yaşadığı, yaşadığımız düşünülürse! Akın’ın da geldiği taşradaki muhafazakârlığın, kapalı yapının boğuculuğu, öldürücülüğü, şimdi eskisini aratıyor tabii, o başka, dikkate alınırsa, kadınlar üzerindeki yıpratıcılığını söylemeye gerek yok, kendi yolunu kendi bulan, açan ve daha da önemlisi kendi rüzgârını yaratan bir şairin 1950 Türkiye’sinde belirmesi, o şairi bunca görkemli bir şiir bırakmasaydı bile, “öncü” yapardı, öncü oldu ve olmakla da kalmadı.

Öncülük her zaman o işi en iyi yapanlarla özdeşleştirilemez. Pek az öncü, daha çok büyük şair vardır. Ama hem öncü hem büyük şair ya da onun habercisi olmak az rastlanır bir durumdur ve Gülten Akın hem kadınlar için hem de kendi şiirinin habercisi olarak öncüdür.

Öncü tutumu başka, şiir başka türlü etkilemiştir. Şiiri kadın erkek demeden zamanında ve sonrasında pek çok şairi etkilemeyi sürdürürken, öncü tutumu hem kadınların hem kadın şairlerin havasını değiştirmiş, onları rüzgârla tanıştırmış, özgür tutum almalarında bilinsin ya da bilinmesin katkısı olmuştur.

Bazen bir öncünün varlığı bile tek başına değerlidir. Gülten Akın şiirini pek az okumuş biri bile ondaki bu havanın, bu yüzüne, ruhuna, bedenine ama en çok da aklına çarpan ve onu karıştıran rüzgârın şairden estiğini hisseder. Şiirini çok okumuş, çok sevmiş ya da şairse ondan çok etkilenmiş olması şart değildir. Cemal Süreya’nın “Üvercinka”sındaki dize de aslında tam bunu anlatmak içindir: “Senin bir havan var beni asıl saran o.

 Havan var” ama devamı da var. Cemal Süreya sormuş da yanıtını hemen vermek istemiş sanki: “Onunla daha bir değere biniyor soluk almak.”

İyi şairler kendilerini anlatırken biraz da başka iyi şairlerden söz ederler, Süreya’nın bu dizelerle bir bakıma Akın’ın öncülüğünü, şiirini tanımlaması gibi.

Bir aura olarak durur şiirin üstünde Gülten Akın. Ve her yeni gelen o haleyi kendi başının üstünde de hisseder, sanki bir büyü gibi dolaşıyordur şiirin, yeni şairlerin, genç şairlerin, kadın şairlerin başlarının üstünde. Hepsi şiirlerinde Gülten Akın etkisini hissetmese de, duygusunu, o aura’yla büyülenmiş olduklarını hissettiğimiz kadın şairlerin varlığı ve ne iyi ki çokluğu, bize bir kez daha “Gülten Akın iyi ki yaşadı” deme mutluluğunu veriyor.

 2.İyi ki yaşadı, dünyanın şiiri onda buluştu.

İyi şairlerin birbirleriyle ilişkisi ve yakınlığına dair ne çok şey vardır. Bazıları benim de aklıma gelir ve iyi şair olmak, yalnızca şiire değil, okurlara, şiir diline, dünyasına da iyi gelen bir şeydir diye düşünürüm. Bunu kendisi için en çok düşündüklerimin başında da Gülten Akın gelir hiç kuşkusuz.

İlginç bir şiirdir Akın şiiri, üzerine kitap da yazmış olsanız, hatta belki de yazdığınız için, sonra daha çok düşünmeye başlarsınız bu şiir hakkında. İkisi üzerine de kitap yazmış olduğum için bunu yakından hissettiğimi söylemek isterim. Diğeri de Cemal Süreya.

Gülten Akın şiirinin uzamına, uzayına baktığımızda, “yer gök şiir” demek gelir içimizden. Hem çoktur hem derinlemesine, genişlemesine bir şiirdir hem de ölçülemez bir yüksekliği vardır ama “ulaşılamaz” değil “ölçülemez”, tabii buna da gerek var mı, bilmiyorum.

Gülten Akın “kâinata, kâinatın tüm seslerine, renklerine açık” bir şiir yazmıştır. Oktay Rifat’ın “Bin Kılıkta” şiirini hatırlıyorum Akın’ın şiirini okurken, düşünürken, üzerine yazarken, konuşurken. Bir arzu olarak dile getirilen onda şiir olarak gerçekleşmiş, hayat, şiir olmuştur, tabiat da, gökyüzü de, Tanrı da, hayvan da… Yakınları uzaklarından ve yakınlığı uzaklığından çok bir şiirle karşılaşırız onda. Nasıl bir dünya küresini çevirirken, âdeta çiçek dürbününden bakıyormuşuz sevincini yaşıyorsak, Gülten Akın’dan çok değil 3-4 şiir okuduğumuzda da aynı duyguya kapılırız. Zengin ve renkli bir şiir böyledir herhalde ya da bundan başkası olamaz diye düşünürüz.

Bu duygu bizi aynı zamanda sanki pek çok iyi şair de kimi sevilen dizelerini ondan almış düşüncesine götürür. Daha açık anlatmak için müzikten bir adı yardıma çağıracağım Âşık Mahsuni Şerif’i. Mahsuni’den birkaç farklı şarkı dinlemiş olan biri, aşığın dünyasının, dertlerinin, arzu ve şikâyetlerinin, sevincinin, kederinin ne de çok ve hepsinin de birbirinden farklı olduğunu düşünür ve belki de şunu anlamaya çalışır: “Sanki adam dünyanın türküsünü söylemek için doğmuş!” Örneğin benim Mahsuni için düşüncem budur.

Gülten Akın da elbette hem siyasal tutumuyla, dünyaya bakışıyla, memleket ilgisiyle yakındır Mahsuni’ye hem de çokluk ve çeşitlilik bakımından. İlhan Berk dünyada ondan habersiz bir şey yazılamayacağını güzel ve genç bir iştahla dile getirmiştir ve her şeyi de yazmayı varlığının gerekçesi olarak görmüştür. Yani beyan ve iddiası da bu yöndedir. Akın’sa böyle bir iddia taşımamasına karşın, göz kamaştırıcı şiir varlığına bakıldığında, âdeta Berk’in arzusunu gerçekleştirmiş gibidir.

İyi şairlerin birbirlerinden alacakları pek çok şey olduğu gibi birbirlerine verecekleri de vardır. Örneğin, dünya. Mahsuni için söylediğimizden mülhem, Gülten Akın için de şunu diyebiliriz: “Sanki kadın dünyanın şiirini yazmış.”

 Gülten Akın iyi ki yaşadı! Bazen bir tek dizesi, bir tek şiiri için bile bunu söylediğimiz şairler vardır. Bu başlıkla başlayan bir çalışma, Gülten Akın söz konusu olunca bir yazıyla bitmez, kitap olmak ister.

Gülten Akın iyi ki yazdı!

 

 

Resimler
E-Bülten

Bültenimize abone olun ve en yeni güncellemelerimizi doğrudan gelen kutunuza alın.

Yorum Bırakın