Çeviren: Funda Önkol
THE RED DEAL: YERLİ HALKIN YERYÜZÜNÜ KURTARMA EYLEMİ
Red Deal, tüm halkları özgürleştirmek ve gezegenimizi kurtarmak için Yerli halkların direnişinden ve sömürgecilik karşıtı mücadeleden doğan bir manifesto ve harekettir.
Sömürgecilik, Yerli halkları ve bundan etkilenen tüm insanları ihtiyaçları, ilkeleri ve değerleri doğrultusunda gelişme yollarından mahrum etti. Her şey toprakla başladı. Yerleşimci devletler için en değerli meta olan toprağa sahip olduğumuz için “Kızılderili” olduk. Kanun tanımayan polis ve asker sık sık toprakla ve hukukla olan ilişkimizde araya girdi. “Toprağımı geri ver” eylemleri yerleşimcilerin yüreklerine korku salmakta. Ancak burada anlattığımız gibi bu eylem, tam bir ekolojik çöküşün eşiğine gelmiş gezegenimiz için en sağlam çevre politikasıdır. Önümüzdeki yollar belli: Sömürgeciliğe son vermek ya da yok oluş! Ve bu, toprağı geri almakla başlıyor.
2019 yılında, çoğunluğu Kuzey yarım kürenin orta ve üst sınıf liberallerinden oluşan ana akım çevre hareketi Atlantik’i gemiyle geçerek Amerika’ya gelen İsveçli bir genç kızı sembolik lider olarak kabul ettiler. Ancak bizim kendi kahramanlarımız var. Standing Rock'taki su koruyucuları, militanca gerçekleştirdikleri toprak savunmasıyla yeni bir çağ başlattı. Onlar bizim neslimizin önderleridir. “2016 Suyu Koruma Yılı”, aynı zamanda kayda geçen en sıcak yıldı ve farklı bir iklim adaleti hareketini ateşledi.
Kendisi de bir su koruyucusu olan Alexandria Ocasio-Cortez, Standing Rock'taki ibadet kamplarında iken Kongre’ye teklif sundu. 2019’da Senatör Ed Markey ile birlikte Yeni Yeşil Sözleşme’yi (Green New Deal) önerdiler. Ancak Standing Rock, Kuzey Amerika’da ve ABD işgali altındaki Pasifik'te Yerli halkın önderliğinde gerçekleşen ayaklanma serisinin parçasıydı: Dooda Desert Rock (2006), Unist’ot’en Camp (2010), Keystone XL (2011), Idle No More (2012), Trans Mountain (2013), Enbridge Line 3 (2014), Protect Mauna Kea (2014), Save Oak Flat (2015), Nihígaal Bee Iiná (2015), Bayou Bridge (2017), O’odham Anti-Border Collective (2019), Kumeyaay Defense Against the Wall (2020), and 1492 Land Back Lane (2020) ve daha pek çoğu.
Her bir hareket kolonyal ve kurumsal çıkara dayalı projelere karşı ortaya çıkıyor. Ancak çoğu zaman göz ardı edilen şey, Yerli direnişinin temsil ettiklerinin devrimci gücüdür: Kapitalizm tarafından tamamen tahrip edilmiş bir gezegende insan ve insan dışındaki tüm dünyalar arasında adil ilişkiler kurmak ve onlarla ilgilenmek. Su koruyucusunun imajı ve “Su Hayattır!” sloganı bu neslin iklim adaleti hareketinin katalizörleridir. Her ikisi de sömürgeleşmeye son vermeye dayalı siyasi duruşlardır ve bu proje yalnızca Yerlilerle ilgili değildir. Standing Rock'taki ibadet kamplarının kapılarından geçenler, ister Yerli olsun ister olmasın hepsi birer su koruyucusu oldu. Her biri, bu devrimci potansiyelin közlerini kendi memleketlerindeki topluluklarına taşıdılar.
Su koruyucuları, salgın sırasında ihtiyaç sahibi topluluklara müşterek olarak yardım dağıtarak ön saflarda yer aldılar. 2020’nin yaz aylarında polis karakolları yanarken, soykırım anıtları yıkılırken su koruyucuları Seattle’ın, Portland’ın, Minneapolis’in, Albuquerque’nin ve daha pek çok şehrin sokaklarındaydılar. Devlet, yaşamı önemseyen ve savunan su koruyucularına sonu gelmeyen coplar, tutuklamalar, prangalar ve kimyasal silahlarla yanıt veriyor. Daha önce değildi belki ancak şimdi gözlerimiz açıldı: Yerleşimciler ve emperyalist öfkeyle yönlendirilen polis ve ordu, iklim adaleti hareketini durduruyor.
The Red Deal
Ekososyalizm gibi görünen ve kulağa da öyle gelen Yeşil Yeni Düzen (GND), her ikisi için de popüler desteği harekete geçirme açısından gerçek bir şans. Ruhsal olarak antikapitalist ve sömürgesizleşmeye sözde hizmet ederken, daha da ileri gitmeli ve onu destekleyen hareketler de öyle.
Bu nedenle Red Nation 2019 yılında Yerli antlaşma hakları, toprak restorasyonu, egemenlik, kendi kaderini tayin etme, dekolonizasyon ve özgürleşmeye odaklanarak Red Deal’ı başlattı. Bunu Yeni Yeşil Sözleşme’ye (GND) karşı bir program olarak öngörmedik. Aksine onun ötesine geçmesini hayal ediyoruz. “Kırmızı” çünkü Yerli halkların özgürleşmesine ve devrimci sol duruşu önceliyor. Sonraki sayfalarda açıklayacağımız gibi bu platform yalnızca Yerli halklara yönelik oluşmadı.
Yeni Yeşil Sözleşme’nin her türlü sosyal hak arayışını birleştirme potansiyeli var: Ücretsiz konut sağlamadan ücretsiz sağlık hizmetine, ücretsiz eğitimden yeşil çalışmalara ve iklim değişikliğine kadar. Aynı şekilde, Kırmızı Anlaşma, antikapitalizmi ve sömürgeleşmeden kurtulmayı, her sosyal adalet mücadelesinin ve iklim değişikliğinin merkezine oturtuyor. Bu toprakların tarihi ve geleceği böyle bir programın ortaya çıkmasına zemin hazırlamıştır ve insan ile Dünya arasındaki tüm sosyal ilişkilerin köklü dönüşümünü gerektirmektedir.
Aşağıda, Yerli ve Yerli olmayan toplulukların üyeleri, yoldaşlar, akrabalar ve diğer gezginlerle yaptığımız kapsamlı konuşmalar, diyaloglar ve onlardan aldığımız geri bildirimlerden sonra geliştirdiğimiz, dört ilkeye dayalı kolektif iklim eylem planı yer almaktadır:
1. Krizi Yaratan Krizi Çözemez
Yatırımları geri çekmek, 2016'daki #NoDAPL (No to Dakota Access Pipeline: Dakota Erişim Hattına Hayır) ayaklanması sırasında popüler bir stratejiydi. Su koruyucuları kitleleri yatırımlarını su hattına finansal destek sağlayan kurumlardan çekmeleri için çağrıda bulundular. Bu çağrıyı Kızıl Sözleşme’nin fosil yakıt kullanan endüstrilerden yatırımları çekme çağrısı izledi. Ancak bir adım daha ileri gittik. Siyah köleliğe ve fosil yakıtlara karşı olmanın yanı sıra polis, hapishaneler, ordu, sınır emperyalizmi gibi tüm hastalıklı kurum ve tutumlara karşı durmaya çağırıyoruz.
2. Alttan Sola Doğru Değişim
Şunu unutmamak gerek ki GND yalnızca bu işin ana savunucusu olduğu için var olabiliyor. Alexandria Ocasio-Cortez, #NoDAPL ayaklanmalarıyla politize oldu. Yerli halk, daima iklim adaleti mücadelesinin ön saflarında yer aldı ve hâlâ durum böyle. Ne GND’nin onurlu bir yaşam için öne sürdüğü taleplerden geri adım atacağız, ne de bu mücadelede Yerli halkın liderliğini merkeze oturtmaktan geri adım atacağız. Onurlu bir yaşam için bu taleplerin arkasına halkın tüm gücünü koymalıyız. Halk gücü, kitlelerin örgütlü gücüdür: İnsanlığımızı ve Dünya ile hakiki ilişkilerimizi geri kazanmak için bir harekettir. Halkın gücü yalnızca imparatorluğu devirmekle kalmayacak, aynı zamanda içine birçok dünyanın sığacağı yeni bir dünyayı küllerinden inşa edecek.
3. Politikacılar Yalnızca Kitle Hareketlerinin Yaptığını Yapamaz
Devletler, sermayeyi ve sermayenin koruyucularını yani yönetici sınıfı korurlar. Halkı korumazlar. Devlete değişim çağrısı yapan reformistler, egemen sınıfın çıkarlarına uygun hareket ederek geleceğimizi tehlikeye atıyorlar. Ödün vermeyi reddediyoruz. Reforma inanıyoruz. Ancak farklı bir tür reforma inanıyoruz: Statükonun sunduğu olasılıkları sınırlandırmayan, ancak kitlelerin ihtiyaçlarını ve taleplerini önceleyerek iktidar yapısına temelden meydan okuyan, reformist olmayan bir reform.
Yukarıdan aşağıya politikalar uygulayarak sistemi geliştirmek istemiyoruz, yerine yeni bir şey koymak için onu yok etmek istiyoruz –ateş ederek ya da milyonlarca küçük kesikle. Bu nedenle, reform felsefemiz; sosyal refahı onu gerçekten üretenlere yeniden tahsis etmektir: işçilere, fakirlere, Yerli halklara, kadınlara, göçmenlere, toprağı koruyup bakanlara ve toprağa. Sosyal refahın restorasyonu, mülksüzleştirilenlerin güçlendirilmesi anlamına gelir. Sosyal servet, kaynakları egemen sınıftan geri alma ve bunları mülksüzleştirilmişlere yeniden dağıtma gücüne sahip bir kitle hareketi inşa ederek yeniden oluşturulabilir.
4. Teoriden Eyleme
Beyaz Saray'dan çok uluslu şirketlerin CEO'larına kadar, patronlar dünyayı yönetiyorlar ve hiçbir dirençle karşılaşmadan dünyayı yağmalıyorlar.
Yalnızca birkaç kişinin milyarlarca insana yaşattığı bu inanılmaz yıkım ve ölüm göz önüne alındığında, kuzey yarımkürede patronlara karşı gerçekten tehdit oluşturabilecek birleşik bir solun ortaya çıkmamış olması garip. Son birkaç yılda fosil yakıtla işleyen endüstriye, polis şiddetine, ırkçı göç politikalarına ve emek sömürüsüne karşı tabandan yükselen kitlesel ayaklanmalara tanık olduk, ancak hiçbiri birleşik bir kitle hareketine dönüşemedi.
Bedenlerimizin ve Dünya'nın sağlığını geri kazandıracak reformist olmayan reformlar için mücadele etmenin, patronları alt edebilecek hızlı bir kitle hareketi inşa etmek için en güçlü araç olarak hizmet edeceğine inanıyoruz. Yalnızca bir şeye karşı olamayız, bir şey için var olmalıyız.
Birbirimizi gözetmeyi ve desteklemeyi amaçlayan ve tabandan yükselen eylemlerden kendi politikalarımızı oluşturacağız. Barınma, gıda güvenliği ve egemenlik, ev içi şiddet, cinsiyetçi şiddeti önleme, intiharları önleme, arazi restorasyonu ve daha da fazlası için reformist olmayan reformlar çevresinde örgütlenerek, özgürlüğün alt yapıları inşa edeceğiz. Kara Panter Partisi'nin kendi tarihinin belli bir kavşağında karar verdiği gibi, Kızıl Ulus, gelecekteki devrim için kümülatif kapasitemizi oluşturmamıza yardımcı olacak gerçekçi ve ilkeli eylemler gerektiğinin bilincinde. Hakikatten uzaklaşmamalıyız: Henüz bir devrim gerçekleştirme kapasitesine sahip değiliz, aksi takdirde son on yılın olağanüstü devrimci enerjisinden birleşik bir kitle hareketinin çıktığını görebilirdik. Ancak yine de o noktaya ulaşmaya çok az zamanımız kaldı. Bu bizim neslimizin çelişkisi ve görevidir: Sömürgeciliğe son vermek ya da yok olmak!
Özgürlük, bir teori değildir. Dünya'nın mütevazı insanlarına ait bir gereksinim ve haktır. Bunu nasıl gerçekleştireceğiz? Hapishaneler, çocuk sosyal hizmetleri, hastaneler ve insanları insanlıktan çıkarmak ve güçsüzleştirmek için tasarlanmış sınıflar gibi devlet gözetimi altındaki alanlarda örgütlenmekten, propaganda yapmaktan ve insan gücü oluşturmaktan vazgeçmeyeceğiz. Devlet, kendi varlığına en büyük tehdidin yoksullardan ve işçi sınıfından geldiğini bildiği için hedefine onları koyar. Artık devletin akrabalarımızı çalmasına ya da gücümüzü sindirmesine izin vermeyeceğiz. Devleti paramparça olana kadar her gün binlerce katına çıkan tehditle içerden ve dışardan kuşatmalıyız.
Bizim reformist olmayan reformlarımız pek çok şekilde ortaya çıkar. Paylaşan, ticaret yapan, toplumlarını besleyen ve bunları sürdürülebilir kılan çiftçilerin olduğu yerlerde Yerli halkların tohum bankası olarak ortaya çıkabilir. İklim ve sosyal adalet için halk platformları oluşturan solcu şehir konseyi seçimlerine katılan başarılı adaylar olarak ortaya çıkabilir. Suyu metalaştıran tüm hükümet ve şirketlerin çabalarını engellemek için diğer Yerli uluslarla birleşerek su havzalarının sömürge haline gelmesini kamplar ya da kabile konseyi kararları gibi görünebilir. Ne şekilde görünürlerse görünsünler, biz işe koyulmalıyız.
Kızıl Ulus
Kızıl Ulus, kendini Yerli halkların kapitalizm ve sömürgecilikten kurtuluşuna adamıştır ve doğrudan eylem, müdafaa etme ve eğitim yoluyla Yerli halkların siyasi gündemleri doğrultusunda mücadele etmeyi merkezine alır. Bizler; Yerli ya da Yerli olmayan aktivistler, eğitimciler, öğrenciler ve Yerli halkların kurtuluşunu savunan toplulukların liderlerinden oluşan koalisyonuz. Ana akım sosyal adalet örgütlenmesi içinde Yerli halkların mücadelelerinin marjinalleşmesine ve görünmezliğine müdahale etmek ve Yerli halkların yaşamlarına ve topraklarına yönelik yıkımları ve şiddeti ön plana çıkarmak için bir araya geldik.
E-Bülten
Bültenimize abone olun ve en yeni güncellemelerimizi doğrudan gelen kutunuza alın.

Yorum Bırakın