Mehmet İşten
KÖKLER 1
Herkese selamlar. Bundan böyle haftada bir burada etimoloji-dil-kültür yazıları yazacağım. Yazılarımın çerçevesi hakkında birkaç noktayı belirteyim öncelikle. Etimoloji, kökenbilim denilen bir bilgi alanıdır. Bir bilim midir, evet bir bilimdir. Ama içinde akıl yürütümünün ve spekülasyonun bolca olduğu bir bilim. Aslında bunlar pozitif bilimler denilen alanlarda da bolca mevcuttur çünkü bilim spekülasyonla ilerler temelde. Fakat etimoloji spekülasyona biraz daha fazla açıktır. Bir kelimenin kökeninin ne olduğu konusundaki tezler hepten yakıştırmaya ya da atmasyona dayalı değildir elbette. Kelimenin kökünün nereden geldiğini söylemek için öncelikle tabii ki Türkçeye hâkim olmak; Türkçenin eski dönemleri, grameri, ek-kök bilgisi, geçirdiği değişimler hakkında derinlikli sayılabilecek düzeyde bilgili olmak vb. gereklidir. Hatta bunlar bile yetmez. Spekülasyon ancak bu noktadan sonra anlamlıdır.
Yazdıklarımız Türkçedeki sözcüklerin kökenlerini açıklayacağımız bir envanter olmayacak, her sözcüğü ele almayacağız. Daha çok Türkçedeki sözcüklerin bize Türkler hakkında ne söylediğini konuşacağız. Kültürel etimoloji konulu diye bir çerçeve çizebileceğim bu yazılar akademik olmayacak, uzun dil tahlillerine, bilgilerine, okuyucuyu yoracak falan fistana fazla yer vermeyeceğim. Nihayetinde ders vermeyeceğim çünkü. Okunaklı, keyifli, düşündürücü olmasını istiyorum sadece, bu amaçlara ulaştığım ölçüde kendimi başarılı göreceğim.
Başka şeyler de var tabii ama onları da artık yazılar içinde kendiliğinden vermiş olacağım.
Umarım beğenir ve ilgi gösterirsiniz. Yazdıklarımla ilgili görüşlerinizi, itirazlarınızı yazıların altına belirtebileceğiniz gibi mehmetisten@gmail.com adresine de yollayabilirsiniz. Ayrıca merak ettiğiniz soruları da yollayabilirsiniz ama bunları ancak yazı dönüşebilecek noktaları varsa yazı olarak cevaplayabilirim.
Muhabbetle…
KO- EYLEMİNDEN KONU, KOMŞU, KONUŞMAK
Eski Anadolu Türkçesinden Cumhuriyet dönemine kadar kullanılan (10 yy./ 20 yy.) bir ko- eylemi var; “bırakmak, koymak” anlamında.
Bu “ko-” eyleminden koy-, kon-, koş- eylemleri türetiliyor. Ko- eylemini bugün pek kullanmıyoruz, aynı anlama gelmek üzere daha çok “koy-” kullanıyoruz. Yine de “Beni yalnız koma!” gibi örneklerde tek tük rastladığınızı hatırlarsınız. Yunus Emre’nin şiirlerinde çok geçiyor. Aşağıya alıntılayacağım şiirinin bir beyti hariç tüm beyitlerinde geçiyor “ko-”.
N'olur ise ko ki olsun n'olusar
Tek gönül Mevlayı bulsun n'olusar
Aşk denizi gene taşmış kan akar
Âşık-ı biçare dalsın n'olusar
Bu denize düşen ölür dediler
Ölür ise ko ki ölsün n'olusar
Aşk gelicek cümle eksikler biter
Bitmez ise ko ki kalsın n'olusar
Akıbet şol göze toprak dolusar
Bir gün öndün, ko ki dolsun n'olusar
Dünyanın mansıplariyle izzetin
Yunus kodu alan alsın n'olusar
Bu nefis şiirde “ko-” son beyit hariç “bırak, izin ver, karışma” anlamında, son beyitte ise “koymak, ortaya bırakmak” anlamında. (Son beyitte de yoruma göre bırakmak, vazgeçmek anlamına da gelecek şekilde ikili bir kullanım söz konusudur.) Yunus’un daha pek çok şiirinde görüyoruz “ko-” eylemini.
“Komşu” sözcüğü esasen işte bu ko(mak) fiilinden geliyor. Önce komaktan onun dönüşlü, yani “ko(mak) işini kendi üstünde gerçekleştirmek” anlamlı konmak eylemi oluşuyor.
Şu demek yani: Bir şeyi bir yere koyarsın, ama kendin bir yere konarsın. Göktürk yazıtlarında (735) geçiyor konmak, yerleşmek anlamında: Ötüken yirig konmuş. (Ötüken adlı ülkeye yerleşmiş.) Kaşgarlı’da geçiyor: Kuş kondı. Bodun kondı. (Göçer kavim yerleşti.)
Kuşun konması asıl somut anlamdır. Bir halkın bir yere yerleşmesi ondan elde edilen erken dönem mecazlarından biridir. Yukarıdaki şiirde gördüğümüz gibi ko- eyleminin bir diğer mecazı “engel olmamak, izin vermek, bırakmak” anlamlarıdır. Bu anlamı zaman içinde en yaygın kullanım alanını oluşturmuş. Eldeki bir şeyi koyunca o serbest kalır ve aşağıya doğru düşer, bir yere konar.
Nitekim “koyun” sözcüğü de “ko-” eyleminin “serbest bırakılmış” anlamından türetilmiştir. 9. yüzyıldan kalma Irk Bitig’de “koyun” yerine Türkçe “boş” sözcüğünün kullanıldığını görmekteyiz.
Göçebelere konar-göçer denmesi yani “konmak” eyleminden bir kavram adı yapılması daha yeni, muhtemelen Cumhuriyet devri.
Sonuç olarak “konmak” eylemi “yukarıdan gelen bir şeyin bir yere, zemine varması” anlamındadır ve “göçebe bir halkın bir yere geçici olarak yerleşmesi” anlamı da eski dönemlerde oluşmuştur. Konuk, konak, konum, konut sözcükleri de hep bu “konmak” eyleminden elde edilmiştir.
Gelelim benim asıl değinmek istediğim konuş- eylemi ile konu, komşu adlarının oluşumuna.
Bilindiği gibi -ş eki bir işi karşılıklı yapmak anlamı veren bir ektir: görüşmek, dövüşmek, tartışmak, buluşmak, tanışmak vb. İşte bu ekle kon(mak) eyleminden konuş(mak) eylemi oluşuyor. Ama bu konuşmak eylemi bugün kullandığımız, dille bir istek düşünce ifade etmek anlamında değil. Açıkladığım gibi konma işini karşılıklı yapmak (Nitekim TDK ‘pozisyon alacak bir yere yerleşmek’ anlamındaki konuşlanmak eylemini işte o konuş- eylemine -lan eki getirerek oluşturuyor). Karşılıklı konduk, ne yaptık yani, konuştuk, güzel.
Konmak'tan “konuş(mak)” yani karşılıklı konma(yerleşme, ikamet etme) anlamlı fiil, sonra da ondan konuş-u oluşuyor. Yani karşılıklı konuşanlar, yerleşenler. “Konuşu” sonra “komşu”ya dönüşüyor ses değişikliği ile. Aynı “konmak” fiilinden konak, konar-göçer, konaklamak, konum, konuşlanmak türetiliyor çok daha sonra.
Karşılıklı ve yan yana konma hali için “konuşmak” fiili ne kadar güzel, Türkçedeki “işteşlik” mantığına ne kadar uygun.
“Sohbet etmek, söyleşmek” anlamındaki “konuşmak” fiili nedir denirse aynı şeydir aşağı yukarı. Yani karşılıklı konmak, komşu olmak anlamından zamanla sohbet etmek, söyleşmek anlamına dönüşüyor. Ki bu anlamına 16-17. yüzyıllarda rastlanıyor. Yani “konuşmak” bazı Türkçe öğretmenlerinin ve kaynaklarının izah ettiği gibi “konu” paylaşmak anlamına gelmez ki işteşlik eki zaten isimlere gelmez, eylemlerde olur. Kaldı ki “konu” daha yeni bir sözcük, Cumhuriyet sonrasında TDK tarafından “saded, mevzu, husus” Arapça kelimeleri yerine türetiliyor. Bu açıdan da “konuşmak” sözcüğünün “konu”dan gelmesi mümkün değil.
TDK sözcüğün bu anlamsal tarihi doğrultusunda “konu”yu türetiyor 1930’larda. Karşılıklı konanlar kendilerine bir mevzu arıyorlar ki o da “konu”dur gibi bir şey düşünmüş olmalılar, ne kadar uygun olmuştur ayrı ama sözcük tutmuş ve yerleşmiştir.
“Komşu” sözcüğünün “yerleşmek”ten gelmesi hem çok doğal hem de çok güzel!
E-Bülten
Bültenimize abone olun ve en yeni güncellemelerimizi doğrudan gelen kutunuza alın.

Yorum Bırakın