ŞİFRELİ HAYAT: ANNE LISTER - GENTELMAN JACK / Funda Önkol

  • Paylaş:
post-title

Funda Önkol

ŞİFRELİ HAYAT

ANNE LISTER - GENTELMAN JACK

Farklı kimlikler tarihin tüm zamanlarında içinde bulundukları toplumlar tarafından sıklıkla tehdit olarak algılanmıştır. Farklılık ne olursa olsun eninde sonunda sahibinin dışlanmasına, yalnızlaşmasına, kimi zaman şiddet görmesine ve hatta her anlamda linç edilmesine kadar varmıştır.

Midillili Sappho’dan sonra belki de tarihte cinsel kimliğini açık açık yaşayan ilk lezbiyendir Anne Lister. 19. yüzyılda İngiltere’de homoseksüeliğin “suç” olduğu bir zamanda, gösterişli yaşamını sürdürebilmesini kadınlar arası cinsel ilişkinin varlığının erkek eş cinselliği kadar bilinmemesine borçludur.  Lezbiyen sözcüğü bile kullanılmaya başlamamıştır henüz Batı dünyasında. “İlk modern lezbiyen” olarak kabul edilen Anne Lister, iyi bir iş insanı, toprak sahibi, madenci, dağcı, dünyayı dolaşan bir seyyah, bilim tutkunu ve döneminin üst düzey bir entelektüeliydi. Tüm bunların yanında Anglikan Kilisesi’ne sıkı sıkıya bağlıydı.

Anne Lister 1791’de Halifax’da dünyaya geldi ve 1815’de çocukları olmadığı için halasından ve amcasından ailesine miras kalan West Yorkshire Caldera’deki Shibden Hall’a yerleşti. Dört ağabeyinin ani ölümüyle de Shibdon Hall’un yönetimi Anne’e kaldı.

Anne Lister kaba fiziğini örttüğü gerekçesiyle hep siyah giydi. Dönemin elbiseleri, kadınları mengene içine alan korseleri, kombinezonları ona göre değildi. Gardırobu erkeksi görünümünü tamamlayan siyah uzun paltolar, gömlekler ve erkek şapkalarıyla doluydu. Bu tarzı, yaşadığı çevrede ona Gentleman Jack lakabını takmalarına neden oldu. Güçlü fiziğinin getirdiği olumlu sonuçlar da oldu: 1830’da Pirenelerin en yüksek dağı Perdu’ya tırmanan ilk kadın dağcı oldu. Cesur yüreği sınır tanımıyordu. O günlerde kadınların iş hayatında yeri yoktu. Anne erkeklerin arasında kendine sağlam bir yer açtı: iki kömür madeni, bir taş ocağı ve hatta bir otel işletti. Kereste ticareti yaptı, kendi politik görüşlerine uygun kişiler arasından seçtiği kiracılarını ölene kadar idare etti. Paris’e yaptığı uzun seyahatlerinde bilim seminerlerine katıldı. Zoolojiden minerolojiye kadar bilimin her dalıyla ilgilendi. Kadınların üniversiteye kabul edilmediği bu çağda tıp eğitimi aldı ve bir doktora asistanlık yaparak ameliyatlara, otopsilere eşlik etti. Anlaşılacağı gibi, Anne genç yaşından itibaren yalnız cinsel anlamda değil, her anlamda cinsiyetçi normları reddetti.

Anne Lister’ın eşsiz yaşamından bizlere kalan en değerli eserler 26 ciltten, 7722 sayfadan ve yaklaşık beş milyon sözcükten oluşan ve 2011’de UNESCO’nun “Dünya Belleği Listesi”ne alınan günlükleridir. Sanayi Devrimi ile birlikte evirilmeye başlayan İngiltere’nin günlük olaylarını, siyasi dalgalanmaları, seyahatlerini ve hepsinden önemlisi aşklarını ve ıstıraplarını anlattığı günlükleri. Tüm cesaretine ve güçlü kişiliğine karşın, belli ki günlüklerinin içeriğinin sorun yaratabileceği endişesiyle şifreli bir dille yazdı gözlemlerini, yaşadıklarını, heyecanlarını, yıkımlarını, zaferlerini. Yunanca harflerle, sayılarla, burç işaretleriyle yarattığı yeni dille gizledi her şeyi. 19. yüzyılın sonlarında günlükleri gizlenmiş olduğu yerde bulan uzak akrabası John Lister şifreyi çözdü. Ancak büyük bir skandalı önlemek için hepsini sakladı. Nitekim günlükleri keşfedip ve şifreyi yeniden çözen yazar Helena Whitbread, 1988-1992 yılları arasında bunların bir kısmını iki cilt olarak yayımladı.

Günlüklerinden, Anne Lister’ın ilk aşkını 13 yaşında gönderildiği yatılı okulda yaşadığını öğreniyoruz. Çok zengin bir ailenin kızı olan Eliza Raine York’taki yatılı okulda Anne ile aynı odayı paylaştı. Anne’in okuldan uzaklaştırılmasının üzerine bir süre ayrı kalsalar da yeniden bir araya geldiler. Ancak ilişkileri yürümedi. O yıllar Anne’in en hızlı yıllarıydı. Bir sevgiliden diğerine koşuyor ve aklına koyduğu her kadını baştan çıkarmayı beceriyordu. Kültürü, değişik konulardaki bilgisiyle kadınlara bilmedikleri dünyaların kapılarını açıyor, tatlı, nükteli diliyle eninde sonunda istediğini elde diyordu. Hayatında derin izler bırakan kadınlardan biri de Marianna Belcombe’du. İlişkileri Marianna zengin bir toprak sahibi ile evlendikten sonra da aralıklarla sürdü. Geçmiş yıllardan tanıdığı Ann Walker ile yeniden karşılaşması yaşamının dönüm noktası oldu. Ann Walker büyük bir mirasa konmuş, yalnız, gündelik sorunların üstesinden gelemeyen, zayıf bir kadındı. Ancak iki kadının tutkusu onları bir Paskalya sabahı Holy Trinity Kilisesi’nde evlenmeye kadar götürdü. Resmi olmasa da iki kadın birbirlerine sonsuz sevgi ve bağlılık yeminlerin ettiler. Anne, Eliza’ya evlilik simgesi olarak bir yüzük armağan etti. Bugün dünyanın pek çok ülkesinde yasak, günah, ayıp olanı Anne Lister 1834’te İngiltere’de gerçekleştirdi. Balaylarını Fransa’da, İsviçre’de geçirdiler.

Anne Lister 49 yaşında, Ann ile yaptıkları Gürcistan gezisi sırasında kene ısırması sonucunda öldü. Ann onu Halifax’a geri getirdi ve orada defnetti.

2019’da BBC’de gösterime giren ve Anne Lister’ı muhteşem oyunculuğu ile Suranne Jones’un canlandırdığı Gentlemn Jack dizisi Anne Lister’ı yeniden spotlar altına çekti.

Anne Lister Viktoya Çağı’ndan bu yana yalnızca LGBTQ+ bireyler için değil, var olduğu toplumda yenilikçi işler yapmaya çalışan, içinde öğrenme ateşi barındıran ve üzerinde kenara itilen farklı kimlikleri taşıyan herkes için umut ve ilham veren bir örnek. İyi bir eğitimin ve öğrenme merakının tarihin her çağında, kimliğiniz ne olursa olsun mutlu olmak için gereken yolları açabileceğinin en iyi kanıtı Anne Lister, Gentleman Jack.

 

 

 

 

 

Resimler
E-Bülten

Bültenimize abone olun ve en yeni güncellemelerimizi doğrudan gelen kutunuza alın.

Yorum Bırakın