LEVENT SUNAL 160.KİLOMETRE'DE
1990’lı yılların özgün şairi Levent Sunal’ın tüm şiirleri 160. Kilometre'de.
1990’lı yılların özgün seslerinden Levent Sunal, ardında üç kitap bırakarak 2009’da aramızdan ayrıldı: Mevsim Birdenbire, Biz Neyi Anlar, Soldurmayan İmla.
Sunal’ın kitaplarının baskısı uzun yıllardır bulunamıyordu. Derken, Osman Konuk’un aracılığıyla şairin kız kardeşi Fatoş Sunal ile 160. Kilometre’nin yolu kesişti. Mohikanların Sonu’nda Levent Sunal’ın bildiğimiz üç kitabının yanı sıra kız kardeşlerine emanet ettiği iki kitap dosyası (Neler Almalıyım Yanıma ile Tarihi Kadim) ve son şiirler dosyası da ilk kez gün ışığına çıkıyor. Şairin daktiloyla yazdığı bu şiirleri eski eniştesi Muzaffer Samur dizdi. Kitabın editörlüğünü Sunal’ı çok seven genç şair Mehmet Fatih Öz üstlendi, son okumasını Sunal’ın yakın dostu Doktor Murat Dinçer Çekin yaptı. Osman Konuk ise kitaba bir ön yazı yazdı. Böylece Levent Sunal’ı sevenlerin eli bu kitabın üstünde oldu. Kitaba adını veren Mohikanların Sonu, şairin yazdığı son şiirin başlığı.
Osman Konuk kitaba yazdığı ön yazıda “[ ... ] bir şiir ülkesi var. Levent Sunal bu ülkenin seçilmişlerinden, yüksek ruhlarından biri” diyor.
Levent Sunal kız kardeşleri Fatoş Sunal (solda) ve Emine Taşkın ile
Levent Sunal’ın tüm şiirlerini içeren Mohikanların Sonu’nu satın almak isteyen şiir okuyucuları kitabı diğer 160. Kilometre şiir kitaplarıyla birlikte internetten satın alabilir. 160. Kilometre okurunu “Şiir kitabı internetten satın alınır” ifadesiyle yıllardır internete yönlendiriyor.
İŞTE AKŞAMIN BİRİNDEYİM
ALACAKARANLIKTA
işte akşamın birindeyim alacakaranlıkta
sesimi duyan birileri var mı
yağız geceden gündüze inince
kaç gündür böyleyim sarhoş gibi
benimle nüktedan insanlar da konuşmuyor değil
benim konuştuğum kaç kişi var ki oysa
yüzyıllık yalnızlığa eşdeğer
atımın koşumlarını bağladım kapıma
birileri beni duyacak diye korkmuyorum
sesimin sesini bastırdığı yerde
alacakaranlık kuşağında
bir yıldız durmaksızın kayıyor
bu böyle; şimdi birkaç mermi daha süreceğim aklıma
aklım gecenin durmaksızın lanetlediği bir su kuyusuna benziyor
aklımı yüreğime kapatıp gideceğim
durmaksızın yüreğimi baştan çıkaran o sağlık ocağına
peşimde karakollar ıssız kol gücü devletin
peşimde aşağılık insanlar hayvanlar ve bukalemunlar
peşimde durmaksızın siyaha yenik düşen
devletin mor söğütleri
beni alaşağı etmeye yetmeyecek güçleri
bir beyaz zambak gibi parlayınca gündüzleri
sabaha erince sabaha erişince
güneş gibi bir şey yalımı kırmızı
Çukurova’nın ortasında birazcık yiğit çokça sahtiyan
durup duran bir şafak gibi
durup duracağım ben de ortasında şehrin
durmaksızın ellerimizi kanatıp duran bir mirasyedi gibi
Ocak 2009
E-Bülten
Bültenimize abone olun ve en yeni güncellemelerimizi doğrudan gelen kutunuza alın.

Yorum Bırakın