Levent Karataş
MUGANNİ İLE SÖYLEŞİ
Mor ve Ötesi’nin ‘Burki’si, müziğin punk jönü Burak Güven, Muganni mahlasıyla ‘18’ adında yeni bir solo albüm çıkardı. Muganni’yle yeni solo albümünü ve müziğini konuştuk…

-Mor ve Ötesi çeyrek asrı aştı mı?
Evet aştı. Resmi kuruluş 1995, benim gruba katılmam 1997.
-25 yıl sonra bir solo albüm çıkardın, genel izlenim olarak çok sevildi, farkındasın değil mi?
Vallahi ne mutlu, ben de şimdiye kadar olumsuz bir şey pek duymadım çok güzel geri dönüşler oldu. Yüksek sayılarda bir geri dönüş aldığımı söyleyemeyeceğim fakat onuncu gün itibari ile ilk meraklı kitlesine ulaştı sanırım.
-18, doğumun ve dirilişin de imgesi kimi inanışlara göre, böyle bir şey var değil mi?
18 birçok yerde karşımıza çıkıyor. Sanırım kabalada var. Senin sözünü ettiğin gibi başka yerlerde de var ve gerçekten titreşimli bir sayı. Gençliğin en simgesel sayısı, yaşlıların dönmek istediği yaş olan bir sayı. Titreşimi güçlü bir sayı.
-Peki “Muganni” şarkıcı anlamı taşıyor, neden “Muganni”?
O tabii ki zevkle abi. Senin de biraz alanına girdiği için ilk nedeniyle başlayayım:
Lise yıllarında kısa bir dönem hikâye yazmaya heves etmiştim. O hikâyelerden birinde yaşlı bir kadın o gece ölecek, mum ışığında oturuyor. “Eskilerden bir plak koyayım” diyor. Bir taş plak çekiyor ve onu koyup dinlemeye başlıyor. Daha sonra ben bu taş plağa bir isim vereyim, şunu koydu dinledi diye bir şey bulayım istedim ve dedemin evde kalmış taş plâklarından herhangi birisini çektim. Orada plağın üzerinde gördüğüm isim Muganni Hamit Bey idi.
-Vay…
-O muganni, 16 yaşındaki benin, hep cebinde taşıdığı bir sözcüktü. Bu birinci nedeni. İkinci nedeni Mor ve Ötesi’ne katıldığımda şarkıcı olarak insanların önüne ilk çıktığım şarkı, “Şarkıcı Çocuk”. Bir şarkı, şarkıcı durumu var. Üçüncü neden; kendi ismimle yani Burak Güven ya da Burak diye çıkmak istemememdi. Her zaman mahlas tarzındaki sahne isimleri bana şık gelmiştir. Başka sebeplerim de var. Bu bir tür alter ego, sahne ismi. Bunun esnek bir şey olmasını istedim. Muganni bundan sonraki albümlerinde, örneğin kimonolar içinde diskoda dans etmek isterse edebilir.
-Sen ve Ben’in müziği hafif bir dans etme duygusu uyandırıyor. Umutsuz bir aşkı anlatsa da her umutsuz aşktan sonra dans etmeli miyiz?
-Etmeliyiz.
-Sen böyle hissediyorsun yani…
Senin soruna verdiğim ilksel tepkim kesinlikle bu oldu. Etmeliyiz çünkü hayat sınırsız seçenek, olanak, mutluluk ve mutsuzluk barındırıyor. Sonu ne olursa olsun hevesimizden, aşktan vazgeçmemeliyiz.
-Çok güzel. Lansmanda kısaca konuşabildik hatırlıyorsan seninle, kayıpların ardından söylenmiş şarkılar bunlar demiştin…
Evet… Şarkıları tek tek yoğunlaşmaktan aslında bütünde “Bunlar ne anlatıyor?” sorusunu bazen gözden kaçırdım. Albüm çıkmaya yakın veya çıktığı sırada aslında bir bütün olarak gördüm ve birkaç farkındalık anında kendime sanki dışardan baktım. Baktığım zaman albümde kendini tekrarlayan temalar var gerçekten. Kayıplar var, kesinlikle kayıplar var ve kayıplar ölüm demek oldu geçtiğimiz on yıl içerisinde benim için.
-Ne yazık ki…
Bu bir kabuk değiştirmeydi. Hem bir kayıptı hem de bir yeniden doğuştu. Kayıp duygusuyla ben de “özlem” sözcüğüne çok daha fazla takılır oldum, anladım özlemi. Bunun dışında da kayıplar var ama hayat devam ediyor. Oğlumun hayatımıza girmesiyle müthiş bir kazanım da var, yeni bir oyuncu var. Bu yeni oyuncunun beni değiştirmesi var, törpülemesi, daha merhametli, daha empati yapabilen bir insan yapması var. Sevgi havuzu büyümüş biri… Yağmur’dan sonra öyle hissettim, mesela sevgi kapasitem onun sayesinde büyüdü. O yüzden de artık başka şeyleri de daha büyük sevebiliyorum gibi hissediyorum. Bu işin aydınlık tarafı. Karanlık tarafı da var, korkuların artıyor. Onun adına düşünmek, sürekli dünyadan korumak veya evham dediğimiz şeylere de yaklaşabiliyorsun. Ve varoluşsal sorular, onları küçüklükten beri doğal bir şekilde içimde taşıyorum. Varoluşsal sorular; “Neyiz, neredeyiz, niçin?” gibi en temel sorular. Mağara adamından başlayarak sorduğumuz sorular… Onları da anlamak ve anlatmak istedim. Onlardan da şöyle bir mana çıkartmak istedim: Cevapsızlığın da bir cevabı var. Oradan da bir alıntı buldum doğrusu, kalplere merhem sürdüm, kendi kalbime. Otobiyografik bir albüm oldu.
-Mistik tarafları da olan bir albüm oldu…
Evet katılıyorum.
-“Buzdan Kılıçlar” hem acıtıcı hem gizemli bir ışık saçıyor. Geçmişin acıyan yanlarını, büyümenin çıkmazını mı anlatıyor. Ne diyorsun “Buzdan Kılıçlar” imgesi için?
Nafile çabalardan bahsediyorum sanırım biraz. Yine kayıplardan bahsediyorum. Ama anlıyorum ki şimdi yani dışardan kendime baktığım zamanlarda hissettiğim şu ki; kayıp var ama yıkılmıyoruz. Göğsüme belki küçük bir bıçak batmış ama o bıçağı sağa sola döndürüp içeriyi iyice oymuyorum. Her şeye rağmen bir yağmur hüznü mü desem… Evet. Hep bir şey eksik, hep bir şey yarım. Ama aynı zamanda hüznün tadı var. Sanırım benim hayata bakışım bu. “Buzdan Kılıçlar”da da yine klasik büyümek, büyürken hayatımıza kattıklarımızla ilgili olan şüphelerimiz, şüphenin zehri, yine özlem… “Buzdan Kılıçlar” merkeze oturdu albümde. Hem ses, seda, sound olarak hem de genel konu olarak. Sanki diğer şeyler de onun etrafına örülmüş gibi hissediyorum, yani bir omurga durumu var. Albümde bahsettiğim şeylerin genel bir özeti gibi bir şarkı oldu. “Buzdan Kılıçlar” içinde bir oyun hissini barındırıyor.
-Çocukluğa bir gönderme var…
Çocukça bir kavgayı veya savunma mekanizmasını anlatıyor.
-Politik bir albüm değil bu, yanılıyor muyum?
Politik hiç değil. Tam tersine kişisel. Bu özellikle politikadan, gündemden kendini ayırmaya çalışan, orada yaşamayı tercih eden bir albüm.
-Neden?
Çünkü sanırım bu dünyayı daha değerli buluyorum. Öbür tarafta geçirdiğim vakitte zehirlendiğim anlar oldu. Zehir istemiyorum, fabrika ayarlarına dönmek istiyorum. Stabil bir yer değil gündelik hayat veya politika. Sana çok numaralar çekiyor. Sürekli olarak ayağını yerden kaydırıp “Gel şimdi bunun üstüne bas!” diyor. Bu bir reddediş gibi.
E-Bülten
Bültenimize abone olun ve en yeni güncellemelerimizi doğrudan gelen kutunuza alın.

Yorum Bırakın