SALÂH BİRSEL DENEMELERİNİN RENKLİ DÜNYASI / Meltem Kofoğlu

  • Paylaş:
post-title

Meltem Kofoğlu

SALÂH BİRSEL DENEMELERİNİN RENKLİ DÜNYASI

14 Kasım 1919 tarihinde Balıkesir’in Bandırma ilçesinde doğan Salâh Birsel’in babası Hafız Talât Bey, yedi kuşak İzmirli bir aileye mensup bir üzüm tüccarı, annesi de Bandırmalı bir ailenin kızıdır. Doğumundan altı ay sonra aile İzmir’e taşınır.  Asıl adı Ahmet Selâhaddin olan Salâh Birsel, ilkokulu 1931 yılında İzmir’de Saint-Policarpe Fransız İlkokulu’nda, ortaokulu ise 1934 yılında Saint-Joseph Fransız Koleji’nde okur. Saint Joseph’in lise kısmı yalnızca İstanbul’da olduğu için İstanbul’a gönderilmeyen Salâh Birsel, öğrenimine İzmir Erkek Lisesi’nde devam eder. Ardından hukuk öğrenimi görmek için İstanbul’a gider.

Usta yazar bir yandan üniversiteyi okurken diğer yandan da bir ortaokulda Fransızca Öğretmenliği yapmaya başlar. Fakülteyi bitirdikten sonra bir yıl kadar daha öğretmenliğe devam eder. Ardından üç yıl boyunca müfettişlik, 1956 yılında ise Edebiyat Fakültesi’nde kütüphane müdürlüğü görevlerinde bulunur.  Dört sene kütüphane müdürlüğünü icra ettikten sonra 1960 ile 1973 yılları arasında TDK Yayın Kolu Başkanlığı’nı yürütür. Bu mevkilerde bulunan Salâh Birsel, Ankara Üniversitesi Basım Evi Müdürü görevini idame ettirdiği sırada emekli olur.

Şiir, deneme, eleştiri, günlük, roman, inceleme alanlarında eserler veren yazar, asıl şöhretini 1970’ten itibaren yazdığı denemeleriyle sağlamıştır. Gerek şiirleri gerekse denemeleriyle özellikle mizah edebiyatımıza çok şey katarak eserlerinde ironik yaklaşımları ile farklı bir hava yaratmıştır. Şiirlerini yalın bir üslûpla yazmıştır. Garip ve İkinci Yeni akımlarını kendine göre yorumlayarak halk şiirine yaklaşmıştır. 1955’ten sonra Garip şiirinden sıyrılır; bağımsız ve kendine has bir şiir yapısı geliştirir. Lirik şiiri değil, zekâ şiirini savunarak her şiirinde yeni bir ses, yeni bir yapı kurmaya çalışır.

Salâh Birsel eleştiren ve sorgulayan aklın yoğun düşünce ve kültürel derinliğini sağlayan en önemli isimlerden biridir. Kendine özgü sıra dışı üslûbuyla oluşturduğu dünyasına girdiğimiz anda, konudan konuya gayet doğal geçişlerle ilerleyen harika denemeleriyle karşılaşırız yapıtlarında. Dilindeki söz büyüsüyle kendimizden geçeriz adeta. Öyle ki, birçok bilgiyi ilginç ve renkli bir tarzda sunar bizlere. Fikir akımlarına geniş yer verir, özgürlükçü ve bilimsel düşüncelerin de üstüne basarak aydınlatır okurlarını.

“Salâh Bey Tarihi”ni oluşturan “Kahveler Kitabı”, “Ah Beyoğlu, Vah Beyoğlu”, “Boğaziçi Şıngır Mıngır”, “Sergüzeşt-i Nono Bey”, “Elmas Boğaziçi” ve “İstanbul-Paris” kitaplarında, geçmişin İstanbul kahvelerini, Beyoğlu ve Boğaziçi’nin sanat çevrelerini anlatır. 1990’larda ise büyük bir coşkuyla tekrar şiire döner. İroni özelliği taşıyan şiirleriyle, modern şiirimizi tema ve dil bakımından geliştirir. Geçmişin İstanbul kahvelerini, Beyoğlu’nu, Boğaziçi’ni, sıradan insanların yaşamlarından kesitler ile anlatan yazar, dil ile oynayarak sıradan bir bilgiyi bile şiirsel bir dil ile aktarır.

Metinleri ve fikirlerinin yanı sıra çıkarımları ufuk açıcı niteliktedir. O kendine has üslûbuyla kaleme getirdiği denemeleri, kimsenin merak etmediği ya da merak etmeyi aklından bile geçirmediği kimi konuları, etkileyici ve şiirsel üslûbuyla okurunun yaşam görgüsünü geliştirerek bambaşka dünyalara götürür. 1970‘den sonra yayımladığı “1001 Gece Denemeleri” ve “Salâh Bey Tarihi” olarak adlandırdığı dizi kitapları ve günlükleriyle, konuşma dilinde pek az bilinen sözcük ve deyimler dışında kendine has anlatımının alaycı tavrıyla özgün bir üslûp yaratmıştır. Kitaplarındaki her deneme, edebiyat okurunun bir yanından kapılıp gideceği konulara açılır. Hemen hepsinde bir tanıdıkla karşılaşmak mümkündür. Bu yüzden onun denemeleri, sürekli başka kitaplara, başka yüzlere ve başka diyarlara götürür bizleri.

Deneme türü hakkındaki düşüncelerini birçok metninde dile getiren Salâh Birsel’e göre, “Bir yazar kendi duygularını, kendi beğenilerini, kendi eğilimlerini, kendi dünya görüşünü genelde deneme türüyle okurların önüne sürebilir.” Denemecinin açık sözlü ve içten biri olduğunu söyleyen Salâh Birsel, kendi denemelerini uzun uğraşlar sonucu yazdığını belirtir.

Söz konusu uğraşların başında öncelikle konuyu tespit etme ve o konuyla ilgili kitaplar okuma ile denemede anlatılanları belli olaylara dayandırmanın geldiğini dile getirir. Ona göre, hazırlık döneminden sonra “gerçek çalışma” dönemi gelir. Bu dönem, denemeyi yürütecek anahtar tümceyi yazmakla başlar. “Anlatacağım şeyi de olaylarla anlatırım” diyen yazar, denemelerini yazarken kafasındaki düşüncelere göre olaylar aradığını da belirtir. Deneme türü için, “yazının tadı çıkarılarak yazılan bir türdür, belki de tek türdür” der.  

Kurutulmuş Felsefe Bahçesi için on bir deneme yazmıştır. Kitabın ilk deneme yazısı, “İstanbul’dan Roma’ya Ayakta Yolculuk”ta, şairlerin, denemecilerin, romancıların yaşadıkları mekânları nasıl değiştirdiğini anlatır. Bu denemelerde birçok farklı serüvene de yer verir. “Yitik Kuşak”ta Scott Fitzgerald ve eşi Zelda ile Gertrude Stein ile Proust’un serüvenleri gibi…

“Kurutulmuş Felsefe Bahçesi”ndeyse, bir nefeste bir sonsuzluk bahçesine götürür bizleri. İstanbul başta olmak üzere, çeşitli coğrafyalarda dolaştırır okurunu.  Burada yazarlar, kitaplar, fotoğraflar, aynalar, şehirler, bahçeler, yolculuklar, dostluklar ve insanın iç dünyasından anlatılarla okurunu düşündürür. “Fırıldak Sarısı” ile dostluk üzerine kafa yordurur meselâ…

Seksen yıllık bir yaşam süren Salâh Birsel, özellikle deneme ve günlük türlerinde ortaya koyduğu ürünlerle Türk Edebiyatı’nda haklı bir ünün sahibi olmuştur. Sanatçı, on ikisi çeviri olmak üzere toplamda altmış iki esere imza atmıştır. Roman dalında ise, “Dört Köşeli Üçgen” isimli eserini kaleme almıştır sadece. Salâh Birsel denince ilk akla gelenler, daima onun deneme ve günlükleri olmuştur hep. Kullandığı dilin farklı yönlerine hâkim bir yazar olduğu için, onun kaleminden çıkanlar, günlük dilin imkânlarının başarıyla geliştirildiği metinlerdir. Özellikle, sahip olduğu mizah ve yergi anlayışı sıfatıyla argoya hâkimiyetinin ileri düzeyde olduğu görülür.

Onun arkasından “Beyoğlu ıssız ve karanlık” der Selim İleri… Oktay Akbal ise binlerce anısı olduğunu söyler ustayla. Sunay Akın; “Neler öğrenmedik ki Salah Birsel’den” der. Birsel’in kaleminden çıkan her metin dikkatle gözden geçirildiği vakit, Türk dilinin bütün tadı, güzelliği, anlam zenginliği, kıvraklığı, inceliği, yaratıcılığı hemen fark edilir. Onun şiir, günlük ve deneme türlerinde ortaya koyduğu ürünlerde hayli canlı, renkli ve zengin bir söz varlığı vardır. Tarihi başta olmak üzere, tüm eserlerinde saklı kalan bu zenginlik Türkçe için büyük bir kazançtır. Tüm bunlardan dolayı, denemeleriyle bilgilendirici, düşündürücü, keyifli bir yolculuk yapmak ve yeni ufuklara, yaratıcılığa yelken açmak için Salâh Birsel mutlaka okunmalıdır.       

 

Resimler
E-Bülten

Bültenimize abone olun ve en yeni güncellemelerimizi doğrudan gelen kutunuza alın.

Yorum Bırakın