SORUŞTURMA: NFT SANAT MIDIR?

  • Paylaş:
post-title

UTKU VARLIK:

PARA KAZANMANIN VİRTÜEL YOLLARI                                    

NFT-bir dergide ilk kez gördüğümde “Naftalin”in kısaltılmış şekli diye düşünmüştüm ve annemi anımsamıştım; garip hala aynı düşünüyorum! İşte bu dergide bir “Plasticien” Beeple adlı bir Amerika’nın 2007’den 2021 ‘e kadar 13 yılda çizdiği “dijital” görüntüleri, NFT teknolojisi - sanal dosyalar için bir özgünlük - satın alma sertifikası olarak ‘kamu’da doğrulanıyor ve de “BLOCKCHAIN” olarak bilinen bir ağ’da saklanıyor! Buna yalnız yapıtın sahibi müdahale edebiliyor ve satış “KRİPTO” para sisteminde deviniyor! Bu detayları da öğrendikten sonra bir mucize olsa da hiçbir şey yapmadan şu yaşadığımız ‘çağ’ı gerektiği gibi izlesem dedim, tüm dostlarım bunun %1’ni görmeden ölmüştü, sonra nasıl anlatırım onlara!

Bence kabak yine bizim resmin, ‘pentür’ün başına patlıyor. “Contemporary” histerisinin manyetik alanında ters-yüz olan pentürün başına gelen yeni belâlar diyebiliriz. Geçenlerde Twitter’da her gün bir bahaneyle Picasso üstüne etkinlik yapan mirasçılarının bu NTF üstüne ciddi düşündüklerini yazmıştım. Dün öğrendiğime göre vazgeçmişler. Daha ilginç ilk Tweet bulan Amerikalı Jack Dorsay, bu ilk Tweet’i “..just Setting up my Tweet” cümlesini de bu sistemle satmış 3 milyon dolara! Şarlatan Banksy’nin bir ‘clip video’su 380 bin, ama orijinali ise 95 bin dolarmış.

Biz başka bir moralle yaşamıştık erken yıllarımızı: 60 yılları, hayaldi bizi götüren; katiyen resim satılmayan ama onu özlediğimiz yıllar bu, kendiliğinde olan bohem: Bir pazar günü Kürt Neco’yla Akademi’nin bahçesinde açız, “tokat atacak” birini arıyoruz - tokat 1 lira alınan borç; geri dönmez - kimse yok, bilinmez! Neco bir fikir attı: Nacer marka yaşamaktan sararmış saatini çıkarıp bana gösterdi. Akademi’nin karşısındaki “Abaza Kardeşlerin” yalnız sahanda yumurta ve yoğurt veren dükkanında karnımızı bunu rehin vererek doyurmak! Bu teklife bile dayak yersin, adamların suratını düşün! Neco kararlıydı, gittik ama durmadan gülüyor ve girdi içeri. Ben çaktırmadan bakıyorum, adamlar aldı saati, incelediler, büyük kardeş kasanın arkasında duran ve mekânın yarısını kaplayan büyük kasanın içine koydu; evet tamam. Yedik, çıkarken gelip ödeyeceğimizi söyledik ve bahçeye döndük! İlginç yine kimse yok, Neco ise arada bir kalkıp dönüyor; nereye gidiyorsun böyle diye soruyorum: Abazalara gidiyorum, saat kaç diye soruyorum, ama benim saat kaç!  Son gidişinden biraz sonra o yandan bağrışmalar geldi. Hemen koştum, Abaza küçük kardeş Neco’nun saatini denize doğru fırlattı, …al bunu ...olmadık küfürlerle..!

Ha söylemeyi unuttum: NFT de ayrıca “değiş-tokuş” da yapılıyormuş!

 

ERKAN ÖZDİLEK

Sözcüklere gerçeği sığdırabilir misin? Dokumu, ruhumu. Kapital her şey değil! Hayâl görüyorlar. Bu çok insani değil!

 

BÜLENT ÜSTÜN 

Biz ömrümüz boyunca kâğıt, kalem, tuval, boya gibi malzemelerle çalıştık ve çizdiğimiz işler hep kâğıdın üzerinde ya da tuvalin üzerinde elle tutulur bir şekilde, elimizde meta olarak bulundu. Ama son on yıldır dijital sanatçılar var. Onların çizdikleri kâğıt üzerinde değil, dijital olarak kaydolmuş durumda. O yüzden elle tutulurluktan yoksunlar.

Dijital sanatçılar da bu eserlerin kâğıt üzerinde elle tutulur olmayışından dolayı bunu bir değer olarak yani bir tuval gibi, aslında bir dijital tuvali tıpkı elle tutulur bir sanat eseri gibi dijital kimlik kazandırarak onun biricikliğini teyit edip, bunu bir dijital metaya dönüştürme mücadelesi verdiler. Ve sonunda kazandılar da. Haklarını aradılar. Artık elektrik kesildiğinde yok olabilecek bir sanat eserini, elektrik geldiğinde tekrar alınıp satılabilir bir nesneye dönüştürmenin mutluluğunu yaşadı dijital sanatçılar. Sanatçılar üsluplarıyla bir marka olmaya çalışan eserlerinin artık bir değer, bir coin, Van Gogh Coin, Dali Coin, Picasso Coin gibi artık markadan değere, bir para birimine dönüşme evresi NFT.

Yine bence sanat sermaye dostluğu olabiliyor, sanat sermaye düşmanlığı da oluyor. Bir şekilde yine para birimi, sanat eserine “Bırak ulan sanatı, sen de benim gibi bir parasın!” resti çekiyor. O yüzden ben çok inanmıyorum. Para sanatın bedenine sahip olabilir ama ruhuna asla sahip olamayacak gibi geliyor. NFT’yi biraz da çocukluğumuzda biriktirdiğimiz futbolcu kartları gibi, pasolar gibi görüyorum. Futbolcu kartları da bizim için bir para birimiydi. O kartların bazıları az bulunurdu, kıymetli olurdu. Çok bulunan biraz daha kıymetsiz olurdu. Galiba çocukluğumuzdaki o şeye hitap ediyor. Futbolcu kartlarına, pasolara bir değer biçip onlara bir para gibi yaklaşmanın bir versiyonu. Bence dijital sanatın zaten kendini bu tarz kanıtlamasına gerek yoktu. Sanatın bir para birimine dönüşmesi bana biraz gelgeç gibi görünüyor.

Bir de şu sıralar “NFT trenine yetişin!” diye bir acelecilik de var. Bence kalkan, giden ya da kaçırılan bir tren değil. Zaten daha yola henüz yeni yeni çıkmaya başlayan bir şey. Yavaş yavaş gelişecek. Büyük bir NFT AVM’si inşaatı yapılıyor. O yüzden ufak ufak herhalde… Önce belki dijital sanat eserleriyle başladılar. Ama yakında belki kürdanı bile NFT’den evimize GETİR vasıtasıyla isteyeceğiz gibi geliyor. Şimdilik mevzu sanat çevresinde dönüyor. Bir de “Kara para tez duyulur.” Çok fazla Ethereum dolandırıcılıkları şimdi Twitch’den ya da bir sürü yerden patladı. Galiba sanat eseri de aslında kara para aktarımı için çok uygun bir şey. Çünkü bir eserin kaç lira olduğunu kimseye hesap vermezsin. Eskiden futbolcular Tanju Çolak, Hülya Avşar üzerinden bu paralar giderdi. Şimdi galiba gözlerini biraz da dijital sanatçıların üzerine çevirdiler. Öyle gariplikler de dönüyor. Ama dediğim gibi; NFT belki sanatın dijitaline, değerine sahip olabilir ama ruhuna asla.

 

OĞUZHAN AKAY

Takas edilemeyen jeton anlamına gelen NFT, yani dijital defterde toplanan bir veri, nasıl sanat olabilir? Nazar etme ne olur, çalış senin de olur, kafasıyla mı?
Nasıl ki reklamcılık, bütün sanat dallarından yararlanan ama sanat olmayan bir pazarlama iletişimiyse, NFT de dijital benzeri olmadığına dair uzlaşma olduğu var sayılan bir blok zincirinin parçasıdır.
O da sanattan yararlanabilir, dönüştürülebilir ama sanata bulaşması onu sanat yapmaz. Sanatçıyla yatanın sanatçı olamamı gibi...
Üstelik NFT işlemi, otomatik olarak dönüştürülebilir işlem. Eğer NFT, bir resim veya fotoğraf sanatçısı tarafından yapıldıysa eserin ilk hali sanattır.
Götü başka, başı başka oynayan NFT değil.
 
 
FUNDA ÖNKOL

Yeni olan her şey başta “yabancı”dır. Ben tüm yeni akım ve buluşları önce sakinlikle izlemek, incelemek ve öğrenmek isterim. Benim de dahil olduğum grup, yaşları kırkı aşmış kişilerin “elle tutulamayan”ı kavramalarının güç olduğunu düşünüyorum. Ancak yaşı on dört ile on sekiz arasında değişen öğrencilerimde gördüğüm şudur ki; en çok sanal oyunları oynamaktan zevk alıyorlar. Saatlerce kovalayıp sokaklarda yakaladıkları sanal Pokemon karakterlerini değiş tokuş ediyorlar. Ellerinde tutukları bir kitabı okumak onlar için çok çetrefilli bir iş.

Geçen yaz MIT’den Prof. Max Tegmark’ın “Life 3.0: Being Human in the Age of Artificial Intelligence” (Yaşam 3.0: Yapay Zekâ Çağında İnsan Olmak) kitabını okudum. Kitap, "Life 3.0" ve bir gün öğrenebilmenin yanı sıra kendi donanımını ve iç yapısını da yeniden tasarlayabilecek yapay genel zekâ gibi gelişen teknolojilere odaklanıyor ve değişen sosyal yapılar, insan ve makinelerin entegrasyonu ve Dost Yapay Zekâ veya Yapay Zekâ Kıyameti gibi hem olumlu hem de olumsuz senaryolar ve bunların gelecekteki bir dizi olası sonucundan söz ediliyor. Öğrendim ki, Max Tegmark’ın da içinde bulunduğu, önemli bilim insanlarından oluşan bir grup belli aralıklarla toplanıp Yapay Zekâ Çağı üzerine ve olası bir insansız gelecek üzerine tartışırlarmış.

Eğer böyle bir çağa doğru gidiyorsak, NFT gelecek zamanın yeni sanat alanı olamaz mı? Sonuçta, sanat dediğimiz, gerçek olanın bir başka yana, sanala aktarımı değil mi? Her elle tuttuğumuz şey sanat mı ya da sanat dediğimiz her şeyi elle tutabiliyor muyuz?

İlk insanı düşünüyorum. İlk duyduğu sesler belki yağmur, gök gürültüsü sesiydi ya da akan bir nehrin sesiydi. Sesin müziğe dönüşmesi uzun zaman aldı.

Sanat ve para ilişkisine gelince: Bu ilişki hep vardı. Medici Ailesi desteklemeseydi Rönesans nasıl doğardı?

Ben şu an yalnızca soruları soruyorum ve izliyorum.  

 

ÖNDER PAKER 

İnsanoğlunun yeryüzünde ortaya çıktığı zamanlardan ki -kaç bin yıl olduğu hâlâ kesin olarak bilinmiyor- insanlaşma sürecini geliştirdiği ve hâlâ devam ettiği bu sürecin içerisinde “Sanat nedir?” sorusu felsefenin en temel sorularından biri olarak hâlâ devam ediyor. Bütün bunlarla beraber insanoğlunun kaostan kozmosa yani bilinmezlerden bilinene doğru dünyayı, yeryüzünü ve yaşadığı çevreyi geliştirmek için yaptığı bütün çabalar sanatın ve bilimin iki kardeş, ikiz kardeş olarak, bu iki çabanın, insan zekâsı ve yeteneğinin bir araya geldiği bu iki çabanın sonucu olarak karşımıza çıkıyor.        Sanatın binlerce yıllık tarihi içinde bakıyoruz ki estetik üzerine binlerce kitap yazılmış. Düşünürler estetik konusunda mutlaka bir şeyler söylemişler. Çünkü insan varsa olmazsa olmaz bir şey olarak sanat var karşımızda. Peki, “Sanat eseri nedir?” sorusu her zaman “Sanat nedir?” in hemen yanı başında karşımıza çıkan bir soru olarak gündemdedir ve böylece devam edecek.

Geçtiğimiz günlerde NFT diye yeni bir söz ortaya atılıyor ve ortaya atılan bu sözle beraber, hep beraber yeni baştan “Sanat mıdır, değil midir?” diye düşünüyoruz. Bütün bunlara bir akıl ve mantık süzgeciyle bakarsak, ortalama zekânın biraz üzerinde, entelektüel insanların çok net olarak anlayabilecekleri bir şey çıkar karşımıza. O da sanat konusunda yenilikler, değişiklikler, sürprizler, avangart denemeler vesaireler içerisinde değerlendirilebilecek bir şeydir. Ama sanal dünya, dijital dünya giderek, yavaş yavaş bizim akıl, mantık gibi kaç bin yılda oluşmuş olan bu özelliklerimizi, ortak insan bilincimizi şöyle bir noktaya, “Belki hiç algılayamadığımız şeyler de vardır.” noktasına götürür ki, bu en başta algılayamadığımız sıfır noktasındaki kaos yani ilk çağdaki insanoğlunun, ilk insanoğlu olarak adlandırdığımız, iki ayağını üzerinde duran canlının şaşkınlık noktasına götürür bizi.   

Dijital dünya bütünüyle kapitalist dünyanın ürettiği ve bunun üzerine felsefeler koyduğu, bununla zaman zaman dalga geçtiği, insan zekâsını ve birikimini de darmadağın etmek üzere yapılmış işlerden bir tanesidir. “Aslı yok yaylasında bin beş yüz koyunum yayılır…” diye bir türkü var. Ortada olmayan bir şeye bir değer yükleyeceksiniz, sonra yüklediğiniz o değer üzerinden de para değeri yükleyeceksiniz. Parayı da ayrıca kripto bir hale getirecek, parayı da anlamının dışına çıkartacaksınız. Sonunda “Ört ki ölem.” noktasında bir yere varacaksınız. Şimdi bunlar biraz komik. Çok büyük bir dehşetle “Aman acaba ne oluyor? Kaçırıyor muyum?” filan diye düşündüğümüz her şeyi biraz akıl ve mantıkla bir arada düşünmemiz gerekiyor.

Sanatçı dediğiniz diğer insanlardan farklı olarak yeniden kurma, gördüğü, işittiği düşündüğü şeyleri sözcüklerle, eylemlerle, müzikle, plastik değerlerle, boyayla, pentürle, mermerle, taşla vesaireyle, bütün bunlarla görünür ve algılanır. Burası çok önemli: Kim tarafından algılanır? İnsan tarafından algılanır. İnsan tarafından algılanmayan hiçbir şey sanat eseri olarak kabul edilemez. Beğeniriz beğenmeyiz. Bir sanat eserinin tanımı hem bütün dünyadaki fikir ve sanat eserleri kanunlarında olduğu gibi, estetikte de bir kişinin “Bunu ben yaptım, ben kurguladım. Beğenirsiniz beğenmezsiniz. Bu sanat eseridir.” demesiyle bir sanat eseri değeri olarak kabul edilebilir. Ama bu sizin ve o sanat eseri olarak söylenen nesnenin arasında bir estetik ilişki kurulup kurulmadığıdır. Estetik nesne ve estetik özne arasında yani, onu algılayacak kişi arasında bir ilişki yoksa olmayan bir şey, görmediğimiz bir şey, var saydığımız bir şey üzerine yapılan bütün dijital bombardımanlar, bütün dijital medya tarzı yapılan şeylerin hepsi hava ve cıvadan ibarettir. Sanat eseri dediğimiz zaman orada bir duralım. Sanat konusuna da günlük birtakım beyin jimnastiklerini de karıştırmayalım derim.  

 

 

Resimler
E-Bülten

Bültenimize abone olun ve en yeni güncellemelerimizi doğrudan gelen kutunuza alın.

Yorum Bırakın