KÜRESEL İKLİM DUVARINI FONLAMAKTAN VAZGEÇMEK / Todd Miller

  • Paylaş:
post-title

Todd Miller

Çeviren: Funda Önkol

 

KÜRESEL İKLİM DUVARINI FONLAMAKTAN VAZGEÇMEK

Yeni bir rapor, dünyada tarihin en büyük sera gazı yayıcılarından yedisinin, sınırlara iklim finansmanının iki katından fazla para harcadığını gösteriyor.

 

Eylül ayındaki Ulusal Güvenlik Konseyi toplantısında, ABD Dışişleri Bakanı Anthony Blinken, iklim değişikliğinin sonuçlarının “orantısız bir şekilde savunmasız ve düşük gelirli nüfus üzerine yüklendiğini” söyledi. "Ayrıca, sürmekte olan çatışmalardan, en üst düzeyde şiddetten ve istikrarsızlıktan etkilenen yerlerde, koşullar ve insanların çektiği acılar daha da kötüleşmekte" diye ekledi. Meslektaşlarına iklim krizinin “ABD dış politikasının temel bir unsuru” olduğu ve “yapılan tüm ikili ve çok taraflı angajmanlarda – alınan her politik kararda – dünyayı daha güvenli ve daha sürdürülebilir bir yola sokma hedefinde oldukları konusunda güvence verdi.

Blinken'in bu duyguları, ABD'nin 31 Ekim'de Glasgow'da başlayan iklim değişikliği konulu Birleşmiş Milletler zirvesi için bu ayın başlarında Beyaz Saray'da iklim değişikliği ve göçün etkisine ilişkin hazırladığı bir dizi rapordan birinde yankılandı. Rapora göre, “ABD-Meksika sınırından Orta Amerika'ya kadar uzanan mevcut göç durumu, ABD'nin iyi uyguladığı modelleler, göçü insanca yönetmeyi açıkça tartışması [ve] iklim değişikliğinin göçteki rolünü vurgulaması için bir fırsat sunuyor.

Varsayımsal olarak, bu sözler 2020'de kuraklık, kasırga ve sel gibi iklim kaynaklı felâketler nedeniyle yerlerinden olan 1,3 milyondan fazla Honduraslı ve Guatemalalıya güvence verebilir. Ancak, ABD hükümetinin bütçe hikayesi ile bu yüce söylem çelişmekte.

(Raporu TNI'nın websitesinden indirebilirsiniz. https://www.tni.org/en/publication/global-climate-wall)

Amsterdam merkezli Transnational Institute için yazdığımız Küresel İklim Duvarı başlıklı raporda, iklim krizinden en fazla sorumlu olan yedi ülkenin bütçe rakamlarını inceledik.  Bu ülkeler toplu olarak, 19. yüzyılın ortalarına kadar uzanan dünyanın sera gazı emisyonlarının neredeyse yarısından sorumlu. Bunlar arasında Kanada, Avustralya, Birleşik Krallık, Almanya, Fransa, Japonya ve Amerika Birleşik Devletleri (emisyonların yüzde 30,1'inden sorumlu olmakla suçlanıyor) yer alıyor. Bu zengin, yüksek kirletme potansiyeline sahip ülkelerin hepsi “iklimi finanse etmek” yerine sınırlarını korumak ve göçe karşı aldıkları önlemler için bunun iki katından fazla bütçe ayırıyorlar. Oysa, iklim finansmanı, savunmasız ülkelerin iklim değişikliğine uyum sağlamasına ve temiz enerjiye geçişine yardımcı olmakta.

Beyaz Saray raporu, dış yardımı vurgularken (savunucuların rapordan “hayal kırıklığı yaratan” olarak söz ettiğini belirtmek gerekir), ancak ABD'nin sınırlarını askerileştirmek ve acımasız bir göçmenlik uygulama sistemi oluşturmak için iklim finansmanına ayırdığının 11 katı fazla para ayırdığından bahsetmiyor.  ABD sınırlar için bu kadar büyük bir bütçe (2013-2018 yılları arasında ortalama 19 milyon $, sınır korumaya ayrılanın iklim için ayrılana oranı 11:1) ayırırken, Kanada (15:1) ve Avustralya’da (13,5:1) bu oran daha da yüksektir. Ne Amerika Birleşik Devletleri ne de diğer birçok ülke hiçbir göçü “insanca” “yönetmiyor”. Doğru yönetmek yerine bunun tam tersini yapıyor.

Dünyanın en büyük kirleticileri, hep birlikte, insan yapımı bir felaketi bir diğer felaket ile birleştiriyor. On binlerce sınır muhafızının görev yapacağı, 63'ten fazla sınır duvarından oluşan bir dünya inşa ediyorlar ve çaresiz durumlardaki insanlara yardım etmek yerine, onları abluka altına alarak birer suçlu haline getiren teknolojilere milyarlarca dolar harcıyorlar. 2014-2020 yılları arasında 44.000'den fazla insan, (Uluslararası Göç Örgütü araştırmacılarına göre bu rakam çok daha büyük) 2014'ten 2020'ye kadar dünyanın çöllerinde ve denizlerinde sınırları geçerken öldü. On binlerce kişi, 2.000'den fazla küresel ağ halindeki gözaltı merkezinden hapsedilirken, sınır inşaatlarının yarattığı endüstri için çalışan şirketler, fırtınalı ve yoğunlaşan bir iklim krizinde daha da fazla sözleşme bekliyor. Örneğin G4S şirketi, BM’in çevre sorunları nedeniyle [gezegenimizde] 50 milyon mültecinin olacağını öngördüğü 2014 yılında bunun yatırım fırsatları sunabileceğini söylemişti.

G4S'nin tahmin ettiği gibi, iklim nedeniyle yerinden değiştirme ve göç halihazırda devam ediyor ve artması bekleniyor. Yalnızca daha sık ve yoğunlaşan fırtınalar ve hızla gelen ve geri çekilen sel değil, aynı zamanda çölleşme ve deniz seviyesinin yükselmesi gibi daha yavaş ilerleyen, geri dönüşü olmayan hasarlar bırakan ve pek çok yeri yaşanmaz hale getiren felâketler de var. Yurt İçi Yer Değiştirme İzleme Merkezi, 2008'den bu yana her yıl yaklaşık 25 milyon kişinin yerinden edildiğini tahmin ediyor. Bu rakamlar, 2070 yılına kadar dünya yüzeyinin yüzde 19'u, gezegenin yaklaşık üçte biri "zar zor yaşanabilir sıcak bölge" haline geleceği için "her zamanki gibi" bir senaryoda daha da büyüyecek.İklim değişikliği ve yer değiştirme arasındaki ilişkiyi kuran ilk ampirik çalışmalardan biri olan In Search of Shelter (Barınak Arayışı) başlıklı başka bir rapor, on yıl önce şu anki durumda “hareket halindeki insan kitlesinin büyük olasılıkla şaşırtıcı olacağı ve herhangi bir tarihsel öncülü aşacağı” konusunda uyardı. On yıl sonra, bu uyarının dikkate alınmadığı görülüyor.

Buna artan sınır tahkimatı ile yanıt vermek, distopik bir felâket yaratmaktır. Sera gazı emisyonlarında olduğu gibi bariyerleri, gözetleme yapan insansız hava araçlarını ve yüksek teknolojili kameraları azaltmalıyız. Bunu yapmanın bir yolu, parayı sınır ve göçmenlik uygulamalarından alıp iklim finansmanına aktarmaktır.

Küresel İklim Duvarı’nı (The Global Climate Wall) yaratan ve dünyanın en zengin ülkeleri arasında yer alan yedi ülke, 2009'da Kopenhag'da gerçekleştirilen BM iklim zirvesinde iklim finansmanına 2020 yılına kadar toplam 100 milyar dolar katkıda bulunmayı taahhüt etti. Ancak o günden bugüne bu rakam yetersiz kaldı. Her hâlükârda, 77 Grubu da dahil olmak üzere birçok kişi, 100 milyar dolarlık hedefin krizin tümünü karşılamak için yetersiz olduğunu savunuyor. Bunun da ötesinde, iklim finansmanı için ayrılan rakamın çoğu denizin önüne set çekmek, kuraklığa dayanıklı yeni ürünler üretmek ve sel ile başa çıkmak için altyapı inşa etmek gibi dayanıklı, sabit yapılara aktarılmıştır.

Ancak, bu yoğunlaşan ekolojik felakette yerinden edilen ve taşınmaya zorlanan insanlara yardım etmek için iklim finansmanının arttırılması gerekiyor. Başka bir deyişle, daha fazla sınır duvarı inşa edilmemelidir.

Finansman, taşınma maliyetlerine yardımcı olmaya veya insanların taşındığı yerlerde, genellikle aynı ülke içindeki şehirlerde altyapı oluşturmaya yardımcı olmaya yönlendirilebilir. Samimiyetten uzak Beyaz Saray raporu bile, “göç, iklim değişikliğinin etkilerine uyum sağlamanın önemli bir biçimi ve bazı durumlarda, geçim kaynaklarına ve esenliğe karşı gelişen iklim tehditlerine bir tepkidir.” diyor.

Sınırların küresel olarak silahsızlandırılması, bunun gerçekleşmesi için gereken finansmanı sağlayabilir. Raporda, "Yatırımı geri çekme ve yeniden yatırım yapmanın, mevcut sınır sisteminin yol açtığı inanılmaz acıları ve ölümleri hafifletebileceğini ve insanların evlerine yakın kalmalarını kolaylaştırabileceğini" yazdık. Bu; Blinken'in sözünü ettiği gibi, kesinlikle daha güvenli ve sürdürülebilir bir dünya yaratmak için bir adım olacaktır.

Ancak İç Güvenlik Bakanlığı'nın (The Department of Homeland Security) başka planları var. DHS, iklim değişikliği hakkında bu ay yayınladığı raporlarda stratejik çerçevesini ortaya koyuyor: "İklim değişikliğinin etkileri eriyen buzullardan çok daha öteye, sınırlarımızın güvenliğine, kurallara dayalı düzenin sağlığına ve Amerika’nın yaşam tarzı üzerindeki oluşacak güçlü etkilere kadar uzanıyor. Devam ediyor: İklim değişikliğinin etkileri, “gelecekteki sınır krizlerini yönetmek için proaktif eylemler” de dahil olmak üzere, DHS'nin misyonunu öngörülebilir gelecek için yeniden şekillendirme potansiyeline sahiptir.

Bu durumda, ABD hükümeti kendi kendisiyle çelişiyor. Beyaz Saray, çevre ile ilgili adaleti sağlamak konusunda büyük bir retorik tasarlıyor: kongre bütçeleri statükoyu koruyor, sınır polisleri ve sınır endüstrisi, şaşırtıcı olmayan bir şekilde, para için yaygara koparıyor. Küresel çevre hareketi Glasgow'da yapılacak olan BM iklim zirvesini yakından izlemeye hazırlanırken, sınırların kaldırılması ve iklim eyleminin finanse edilmesi taleplerinin duyulup duyulmayacağı sorusu baki kalıyor.  

___________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________

Todd Miller, Arizona, Tucson'da yaşayan bir gazeteci ve yazardır. Sınırlar İmparatorluğu (Empire of Borders): ABD Sınırının Dünyada Genişlemesi ve yakında yayımlanacak olan Duvarlar Değil Köprüler İnşa Et kitabının yazarıdır.

 

 

 

 

 

 

 

Resimler
E-Bülten

Bültenimize abone olun ve en yeni güncellemelerimizi doğrudan gelen kutunuza alın.

Yorum Bırakın