DENİZ DURUKAN'LA "YAKIN TEMAS" ÜZERİNE SÖYLEŞİ / Onur Köybaşı

  • Paylaş:
post-title

Onur Köybaşı

DENİZ DURUKAN'LA "YAKIN TEMAS" ÜZERİNE SÖYLEŞİ

 

“Korkunç bir mezarlık burası” dediğin yerden kalkıp pencereye doğruldum Deniz ve sokaktan sen geçiyorsun şimdi; burada benimlesin, hoş geldin. Sohbetimize eşlik edecek bir şarkı istesem öncelikle senden?

Public Enemy & Anthrax’dan  Bring The Noice derim. Bugünün kaosuna çok uygun.

Yeni kitabın “Yakın Temas” hayırlı olsun, mesafe diye direndiğimiz bugünlerde sen “Yakın Temas” diyorsun. Şiirin mesafeye ihtiyacı yok mu sence ya da temas etmeye korktuğumuz bugünlerde yakın olmayı unuttuk mu?

Yakın Temas’ı yayınevine teslim ettiğimde pandemi yoktu. Birkaç ay sonra bu salgın ortaya çıktı. Yakınlığın, birbirine dokunmanın anlamını unutmamız pandemiyle başlamadı. Biraz buna vurguydu Yakın Temas. Ayrıca, şiirin bize teması, bizim şiirle olan temasımız da var içinde. Galiba en çok da  yazdıklarımla dokunduğum her şeyin yansıması. Her anlamda sınırları ve mesafeleri kırma edimi bu.

Şiirlerinde her zaman duyarlı bir hüzün, dirençli umut, sokaklar, kadınlar, şuurlu bir başkaldırıyla beraber geri çekilmenin yüzüne tokat ata ata sağlam bir duruş var. Peki, seçtiğin sözcükler ve o dünyayla ilgili neler söylemek istersin, yazarken emniyetli misin?

“Sözcükler ve yumurtalar özenle taşınmalı/ bir kez kırılırlarsa/ olanaksızdır onarılmaları” der Anne Sexton. Ben de özenle dokunuyorum sözcüklerime, onları değil ama kendimi kırmam gerekiyorsa veya ne söylemem gerekiyorsa sakınmıyorum. Çok çıplağım bu anlamda. Ve güvenli sularda yüzmüyorum. Kullandığım sözcükler bazen ipeğin hışırtısını duyursa da genelde pürüzlü, pürtüklü olanı duyuruyor.

 “kaldır eteğini ayla!
       aşk hiçbir şeydir, beraber uyumaksa tecrübe”

Ayla, hâlâ aynı yerde mi, neler değişti bu şiirden sonra ya da neler olması gerekti de olmadı?

Ayla değişti, gelişti ama mücadelesini verdiği meseleler değişmedi. Ayla ileriye gitti, yaşadığı coğrafya geriye. Öncesinden çok daha sert ve karanlık bir zemin üzerinde yürüyor. Ayla için değil aşk, beraber uyumak bile tehlikeli artık.

Kendini anlatmak gibi bir derdin var mı ya da özellikle anlaşılmamak gibi bir isteğin? İşe yaramalı mı her şey? Yazmasaydın neyle anlatırdın derdini?

Şiir , öykü, roman veya sanatın diğer alanlarında, hepsinde anlatma derdi var. Elbette hayata, insana, doğaya bakarken kendini de anlatıyorsun. Anlaşılmaktan çok anlatmak ve belki ortak bir noktada buluşma arzum var. Beraber ne yapabiliriz ya da yapabilir miyiz meselesine odaklanıyorum. Sonuna kadar direnmeden yanayım. Yazmasaydım, sanırım dansla anlatırdım kendimi.   

Sadece şiirle uğraşmadığını biliyorum, bunun yanında sanatın birçok dalında üretimlerde bulundun. Şiir yetmiyor mu meseleleri anlatmaya?

Şiir yetmiyor meselesinden çok, başka bir anlatım yolunu deneyimleme isteği bu. Düzyazı, deneme veya müzik üzerine yazmak başka sokakları keşfetmeme neden oluyor. Bu hayal gücünü de genişletiyor. Kaldı ki, müzik şiirle yakın teması olan bir alan. Ritim ve ses, üzerinde çokça durduğum bir konu.

Son zamanlarda en çok ne yapmaktan sıkıldın ve en son okuduğun şiir kitabı?

Salgın nedeniyle evde olmaktan çok sıkıldım. Tuhaf bir boşluk oluştu. Dışarı çıksam da dışarısı yok artık. İyi ki kitap var. En son Percy Bysshe Shelley’in Seçme Şiirleri’ni ve  Edmond Jabes’in Öcü’nün Yemeğine Şarkılar’ı eş zamanlı okudum.

Ve son olarak: Hadi dünyayı kapatıyoruz hanımlar beyler diye anons geçiliyor, durum çok ciddi. Çantanı hazırlıyorsun bir yandan gidiyoruz artık. En son ne bırakmak isterdin dünyaya?

Emily Dickinson’dan bir dize bırakırdım: “Kurbağalar geçen hafta vardılar evlerine/ rahattalar ve işlerinin başında”

 

Kapak Fotoğrafı: Utku Atalay

 

 

Resimler
E-Bülten

Bültenimize abone olun ve en yeni güncellemelerimizi doğrudan gelen kutunuza alın.

Yorum Bırakın