MÜLK ALANINDIR / Janset Karavin

  • Paylaş:
post-title

Janset Karavin

MÜLK ALANINDIR

Yoğurtsuz Ayran

Anlatmaya en başından başlayayım…

Dedemin dedesinin tek suçu Rus olmamaktı; evini barkını, çiftini çubuğunu ardında bırakıp Çarlık Rusyası’nın Kafkasya’ya hükmetmek için yaptığı soykırımdan Anadolu’ya kaçtı ailesiyle. Aslında talihli olanlardandı; biz de kozmosun bize tanıdığı fırsatla bugün, o günlerde salgın hastalıklardan kırılmayan ya da Karadeniz’de boğulmayanların soyundan gelenleriz.

Babaannemle anneannemin dedeleri de hemen hemen aynı yıllarda “93 Harbi” ardı sıra sırtındaki çulla, malı mülkü bırakıp can derdine Vidin’den, Selanik’ten, Edirne’deki “teneke mahallesinden,” Çorlu’da aldıkları bağa, oradan da İstanbul’a uzanan yollarda elinde avucunda kalan üç beş kuruşu da kâh haydutlara, kâh dolandırıcılara, fırsatçılara kaptıra saça varanların ardılıyız.

Yetmemiş Suriye’de, Ürdün’de, Yemen’de cephe cephe senelerce canı avucunda dolaşıp, İstiklâl Harbi’nde “vatan yapmak için” kaçtıkları bu toprakları, can almış, can vermişler.

Onlar göçtü gitti. Ben İsmail Dede’yi gördüm daha kendimi pek bilmez yaşlardayken. Gene de hatırlıyorum ihtiyar tüfeği; yanına çağırmış, bastonuna yaslanırken bir yandan, iskemlesinden eğilip pek sevmişti, saçlarımı okşamıştı. Hatırlıyorum çünkü kemikli, eğri büğrü parmaklarından ürkmüştüm. 100’ünü çoktan aşmıştı yeryüzünden çekip gittiğinde. Dedim ya kozmos bize bir fırsat tanımış, tanımış tanımasına ama prensiplerinden asla ödün vermez; her canlı ölür, ölecek. Gılgamış’tan geriye o destansı yolculuğunun öyküsü kaldığı için ölümsüzdür artık o, yoksa başka türlüsü olanaksız. Gılgamışlar, Mustafa Kemaller, Edisonlar, Voltalar, Gagarinler, Fleming gibilerin yanında böylesi bir onuru kötücüllükleriyle kazanan da oldu ama hepsi öldüler. Kozmosun yasaları tartışılamaz, ancak onlarla uzlaşılır…

Bunların yanında bir de artık hatırlanmayanlar, hiç izi kalmamışlar var. Yaşamışlar, şüphe yok. İyi kötü yaşamışlar ve hatta birçokları unutulmayacak işlerde, yerlerde ve zamanlarda bulunmuşlar, uğraşmış, didinmiş, ter dökmüş, kan dökmüş; bugünün bugün olmasına değmiş ama unutulup gitmiş milyonlar, milyarlar.

Boşa mı geçti onca ömür?

Bugün bir bilgisayar oyunu gibi algılıyor çoğu cahil bırakılmış kalabalıklar “ömrü,” “hayatı,” “canı.” Bir insanın yaşaması demek kozmos için hiçbir anlama gelmez; onun için hiçbir şey herhangi anlama gelmez. Kozmos yalnızca var olmak içindir ve vardır, sürer, değişir, dönüşür ve durmaz. Zamanın bir değeri yoktur onda. Zaman canlıların celladıdır.

Düşünebilen, düşündüğünü düşünebilir olmuş, kendisinde, düşüncesinin sınırlarında bir başına ve tutsak olan “yalnık,” yani insan için bir diğerinin canlı oluşu, yaşayışı, ölüşü nasıl olur da bir anlam oluşturmaz? Böylesine “hayvan” dense hayvancağızlara haksızlık, terbiyesizlik olmaz mı? Gel gelelim bugün çok cahil bırakılmış yığın, yazık ki birer et yığıntısı oluşturuyorlar ancak balık istifi gibi dizilip alt üste kentlerde dikilmiş o beton tabutlarda ve yalnızca motor işlevleri için; yemek içmek ve üremek için yerküreyi kemiriyorlar sırtlarından geçinen, akla sığmaz hayatlar süren para babası, bile isteye cahil ve sinsi ve iğrenç ve rezil onursuzların emriyle. Kölelikleri için, özgürlükleriymişçesine savaşan zavallılar Deleuze’ün de dediği gibi.

İçinde ölecekleri bir ev için kölelik. Giyecekleri ve böylece eskitecekleri giysiler için kölelik. Yiyecekleri ve karınları doydukça bitecek, yenisi olsun, dahası olsun isteyecekleri doymaz ve büyüdükçe büyüyecek iştahları için kölelik. Sözde daha iyi bir yaşamak için hep “şeylerin” daha iyisine muhtaç olduklarını düşündükleri için ihtiyaçlarına(!) kölelik. Sandığa gidip seçerek tahta oturttukları çağdaş krallarına, kurallarına boyun eğiş ve kölelik. Bütün bunlar yetmezmiş gibi bir de sözde yaratıcılarına, ne için olduğunu da bilemeyecekleri, koşulsuz bir itaat ve en ağır kölelik, kulluk.

Atan deden ömrünü harcasın, canını dişine taksın, canını versin hatta uğruna, sen dön dolaş, çalış didiş, yeme içme, gezme tozma, giyme kuşanma biriktir ki mülk edinesin, oturasın kalkasın, yaşayasın diyelim ki. Ne mümkün! Tut ki mümkün kıldın insan üstü bir çabayla yahut kozmos açtı yolunu, tesadüfler tanrısı, tanrıçası oluverdin, habire düştün ama hep dört ayak üstüne ve başardın; artık bir mülkün var. Maliki olduğun bir “şey” var yani, yani Meliksin artık sen, yani o “şey” üzerinde her çeşit hakka sahipsin ya da sanıyorsun, kendini öyle görüyorsun; öyle değil o iş. Bırakırlar mı sana hiç “mülkü?” Mülk alanın olursa kapanın elinde kalır, kaos olur. Kaos kozmosun yakıtıdır, motorudur, kalbidir, kanıdır. Yoğurtsuz ayran olur mu? Ben yaptım, oldu diyorlar, sen de içiyorsun kardeşim.

Mülk elbet Allah’ındır ve devlet de O’nun yeryüzündeki gölgesi olduğuna göre…

Sen istediğin kadar koyun güt, otlağa çıkar topla, sağ, sütü boz yoğurt yap, yoğurda su kat ki ayran olsun çalkalayınca, ayran Allah’ındır. Susurluk’un konuyla ilgisine hiç değinmeyeceğim, hayat her şeye rağmen güzel. Çıkmadık candan umut kesilmez. Sen çalkalayadur, kim bilir belki gökten “direkman” yoğurt indirir bu sefer de.

Resimler
E-Bülten

Bültenimize abone olun ve en yeni güncellemelerimizi doğrudan gelen kutunuza alın.

Yorum Bırakın