Levent Turhan Gümüş
MEŞİN YUVARLAK
FUTBOL HEP FUTBOLDAN DAHA FAZLASIYDI
Çocukluğum boş arsaların futbol sahası olarak kullanılabildiği zamanlarda geçti. Kale direği yerine irice iki taş ve bez parçalarından yapılmış ya da plastik bir top işimizi görürdü. Her mahallenin kendi takımı vardı. Yeteneği olanlar semt takımına seçilirdi. Aklımda kaldığı kadarıyla üç kategori vardı: Junior, gençler ve A Takımı.
Ağabeyimle birlikte semtin junior takımına seçilmiştik. İlk antrenmanlardan biriydi. O zaman herkeste forma yok tabi. Dededen babadan Beşiktaşlıyız; alta siyah bir şort uydurup üstümüzde beyaz fanila antrenmana çıktık. Muhtar Seyfi, aynı zamanda futbol takımının antrenörüydü. Fenerbahçeliydi. Elinde sarı lacivert iki formayla geldi, formaları elimize tutuşturup “sahaya bunları giyip çıkın” dedi. Abimle birbirimize bakıp “O formayı biz giymeyiz” dedik. “Neden” diye sordu. “Çünkü” dedik, “biz Beşiktaşlıyız.” Böyle bir yanıt beklemiyor olmalıydı ki “O zaman ben de sizi takıma almam” dedi. Bunun üzerine biz de “Almazsan alma” diyerek formaları yere atıp sahadan çıktık.
Aradan birkaç gün geçti. Antrenmanları izlemek için futbol sahasına giden dayım bizi göremeyince eve geldi. “Neden antrenmana çıkmadınız” diye çıkışınca biz de işin aslını, olup biteni açık ettik. “Şimdi o muhtara gününü gösteririm ben” diyerek bir hışımla kalktı gitti dayım. Daha sonraki günlerde Fenerbahçe formasını giymeden çıktık antrenmanlara. Sonra işte yaz bitti, okullar açıldı. İlgi alanlarımız değişti, ertesi yıl semtten taşınmak zorunda kalınca da futbol takımıyla olan irtibatımız hepten kesildi.
Aradan uzun yıllar geçti. Arada bir, özellikle futbol iktidar ilişkisi üzerine bir konuşma geçtiğinde bu olayı hatırlarım.
Bu yazı dizisi; “aşkını satmayan” çocukluğumuza, futbolun arsada güzel olduğu günlere ve adalet duygusu her türlü aidiyetin üzerinde olan Fenerbahçeli dayımıza, Telli Hüseyinlere ve en çok da sevgili babamıza gönderilmiş bir selâmdır.
Aşağıda aktaracağım şiir o günleri anlatır; okunsun, bilinsin isterim.
Meşin Yuvarlak
(1967)
Kırmızı beyaz
Uzun selviler üzerinde uçan
ilk uçurtmayı görmek gibi
saçak altına yuvalayışını ilk kırlangıcın
Naylon soluk benizlilerin kalesine
sürünerek yaklaşan Kızıl Tuğ’un süt kardeşi
Baba’nın sınıf geçme hediyesi
ayıptır söylemesi
sadece dört kardeşe değil
mahalledeki uzun bıçaklıları
perişan eden cümle apaçi’ye
Dörtbaşı mamur mağazadan değil
nalbur Durmuş’tan alınmış
başka umutların, başka mahalle
sahalarının tozunu yutmuş meşin yuvarlak
Yamulmuş biraz, dış deri boyası kalkmış
Göztepe’li Telli Hüseyin’in
her frikikte doksana taktığı
bizim sahada yetişmiş hayal
Büyük kardeş der ki bu hediye
baba’nın kalbindeki narın
hüznü gibi durmasın sahanın zemininde
Gerçi Fenerli antrenör dakka beklemez
çıkartır bizi mahalle takımından
ama ne gam
onursuz desinler bize dönersek aşkımızdan
Bu topu baba hakkına Baba Hakkı hakkına
siyaha beyaza boyamalı
değil mi ki yer siyah gökler beyaz
Beşiktaş’ım âlemlerin kralı
EMİRHAN OĞUZ
EVVEL ZAMAN kitabından:
29 Ocak 2007 – 16 Ağustos 2007
Küçükyalı, İstanbul.
E-Bülten
Bültenimize abone olun ve en yeni güncellemelerimizi doğrudan gelen kutunuza alın.

Yorum Bırakın