TÜRKİYE'NİN VİCDAN SINAVI: SOKAK KÖPEKLERİ / Nilüfer Perihan Kurtoğlu

  • Paylaş:
post-title

Nilüfer Perihan Kurtoğlu

TÜRKİYE'NİN VİCDAN SINAVI: SOKAK KÖPEKLERİ 

İnsan olma yolculuğundaki tek canlı… Gezegenin suyuna, havasına, ağacına, toprağına, hayvanına ve hatta kendi yiyaceğine bile zarar vermiş bir türden bahsediyoruz. İnsanların bir bölümü, insanlığın dünyaya yaptıklarının utancını yaşar ve bu gidişatı değiştirmek için çalışırken, bir bölümü hala görmezden geliyor. Sinemacı, yoga öğretmeni Fuat Onan’ın dediği gibi: “Konuyu kendinden uzaklaştıran canlıya insan denir.” Sokak hayvanları, Türkiye’nin vicdanıyla imtihanı.

Dünya, insan merkezli olmaktan mezun olmalı

İnsanın dünyaya verdiği tüm zararlar kendini, üstün bir tür olarak merkeze koyması olduğu gibi, yaptığı tüm yararlı işler de varoluşun tümünü gözetmesiyle gerçekleşir. Türkiye, sokakta yaşayan kedi, köpek, kuş, kirpi, kaplumbağa gibi canlarıyla, dünyanın nev-i şahsına münhasır ülkelerinden biri. Peki, ne oldu da, ülkede sokak hayvanı popülasyonu bu kadar arttı? Neden sokak köpekleri popülasyonu ve saldırıları bu kadar konu edilmeye başlandı? Bir bakalım…

Devlet kanununu uyguladı mı?

1996 yılında çıkarılan kanun der ki: Sokak köpeklerini, kısırlaştır, aşıla, yerine bırak. Yani yaşat. “Devlet olarak bu canların sağlığından ve nüfusundan , yaşamından sorumluyum.” der. Sonra 5199 sayılı maddede der ki: Sokak hayvanlarının beslenmesine, barınmasına mani olup, onlara zarar vermek suçtur. Peki, devlet bu kanununu, kendi koyduğu kanunu, 27 yıl boyunca tüm şehirlerinde, kasabalarında, köylerinde uyguladı mı? Cevap: Hayır. Üretim çiftliklerini kapayıp, hayvanların ticari amaçla çoğaltılamasını, zavallı canların üzerinden para kazanılan köpek dövüşlerinin yasaklanmasını, mamalardaki vergilerin indirilip daha çok canın doymasını sağladı mı? Cevap: Hayır. Peki devlet, kendi kısırlaştırıp, aşılayıp, ve hatta çipleyip sokağa bıraktığı köpeklerini, yani çipleyip üzerine aldığı, ben bundan sorumluyum dediği köpeklerini korudu mu? Cevap: Hayır. Okullarda çocuklara sokak hayvanlarıyla iletişim, kendinden başka canlara, ağaçlara, doğaya nasıl davranılır konulu eğitimler verdi mi? Cevap: Hayır. Peki, birdenbire, bir politika olarak, insanları kışkırtacak ve korkutacak şekilde haberler paylaşmaya ve hayvanları itlaf etme yasası çıkarmaya niyetlenmeye, yani kendi kanununu çiğnemeye başladı mı? Evet.

Elazığ Barınak Davası ve Konya katliamı

Elazığ Barınağı’nda, 2020 yılında dört ayda 1062 köpeğin öldürülmesinin belgelenmesi üzerine veteriner hekim Türkan Ceylan tarafından açılan Türkiye’nin bu ilk barınak davası tüm engellemelere ve ertelemelere rağmen kazanıldı. Suçun kabul edilmesine rağmen, en alt cezanın verilmesi üzerine Ceylan üst mahkemeye başvurdu. Sanıklardan birinin, köpeklerin boğazını kestiklerini kabul etmesine rağmen, üst mahkeme suçluları serbest bıraktı. Süreç devam ediyor. Konya Barınağı’nda ise görevlinin, hayvanın sağlığından, bakımından sorumlu bir görevlinin köpeğin kafasına kürekle vurarak öldürmesi video ile belgelendi. Böylece barınakların, bir bakım ve rehabilitasyon merkezi olmaktan ziyade canlar için ölüm kampına dönüştüğü bir kez daha gözler ününe serildi.

Ayse Doğancı

“Zarar vermeden ve zarar görmeden yaşamak mümkün”

1996 yılında çıkan 5199 sayılı kanun maddesi uygulanmış olsaydı, bugüne kadar eş zamanlı olarak bütün belediyeler görevlerini yerine getirmiş olsaydı, çoktan kontrol altına alınmış bir sokak hayvanı popülasyonu olurdu. Hem çocuklar, hem yetişkinler, okullarda ve televizyonda verilen eğitimlerle, sokak hayvanlarından zarar görmeden ve onlara zarar vermeden yaşamayı öğrenebilir. Bugün, şu an, harekete geçilip bütün köy ve kasaba ve şehirlerde belediyeler eşzamanlı olarak kısırlaştırma ve aşılama yapsalar, hayvan popülasyonu dengelenir. Daha önce hayvanları katlederek çözüm aramak, vahşetten ve doğanın kanunu gereği yeni bir hayvan popülasyonu yaratmaktan başka işe yaramadı ve ülke tarihine utanç verici bir eylem olarak geçti. Bilime, vicdana ve akla aykırı bir çözüm yerine kanunun disiplinle uygulanması dört yıl sonunda, muazzam bir başarı getirecektir.

6.maddenin değiştirilmesi felakete sebep olur

Kısırlaştır, aşıla, aldığın yere bırak Nedir bu 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu’nun 6. maddesi: “Kısırlaştır, aşıla, aldığın yere bırak!” Sizce bahsedilen sokak hayvanları nüfusunun yönetilmemesi, 6. Maddeden dolayı mı yaşanıyor? Elbette hayır! İnsanlık dışı bir uygulama önermeden önce, bu uygulamanın sonuçlarına bakalım. Bu kararlar, işinin ehli ve sahayı bilirkişilerce alınmalı. Şehirlerde ve tüm yerleşim yerlerinde sokak hayvanlarını ortadan kaldırılırsa, çok büyük bir felaket kapıda olacak: Kuduz. 2005 yılında Dünya Sağlık Örgütü

raporuna göre, sokak köpeklerinin ortadan kaldırılması hiçbir işe yaramadı. 2018’de bu durum, bir makalede, köpeklerin toplanmasıyla boşalan bölgeye aşısız yeni köpeklerin geleceği, yaban hayattan gelecek hayvanların kuduz riskini yerleşim bölgelerine taşıdığı şeklinde belgelendi. Daha önce köpekleri toplayıp barınaklara kapatan ülkeler oldu. Bazı Avrupa ülkeleri, Amerika ve 1910 yılında Osmanlı Devleti’nin tüm sokak köpeklerini Hayırsız Ada’ya terk edip itlaf etmesi... Başarılı oldular mı? Hayır. Maddi manevi kaybın ardından bunun bir çözüm olmadığı görüldü ve 1970-80ler ile birlikte “Ölüm yok. Kısırlaştır ve Yaşat” hareketine dört elle sarıldılar. Bu yöntem 2000’li yıllarda uygulanan tüm ülkelerde başarıya ulaştı. Özellikle Latin Amerika ülkelerinde ve Hindistan’da nüfus yönetimi büyük başarıya ulaştı.

Alper Karmış

ALPER KARMIŞ

 

 

 

 

 

 

Her türlü üretim ve satış durdurulmalı

“Defalarca dile getirdik; her ilçenin 10 köpeklik bile olsa bir kısırlaştırma merkezi olmazsa sorunlar çözülemez. Tek başına kısırlaştırma da yetmez. Her türlü üretim ve satış mümkünse sonsuza kadar, değilse 5 yıl süreyle durmalı. Belediyeler toplamak yerine kısırlaştırmaya odaklansa her şey çok daha iyi olacak. Kısırlaştırma seferberliği başlamalı. Barınaklarda vicdanlı, sevgi dolu insanlar görev yapmalı.

Türkan Ceylan

TÜRKAN CEYLAN

Sorumluluk almalı ve adalet talep etmeliyiz

Devlet kendi kanunu çiğniyor ve bizler bu ülkenin hala bir hukuk devleti olduğunu hatırlatarak, hayvanlar adına kanuni hakkımızı aramalıyız. Hukuk, insanlık boyunca insanların talepleriyle şekillenmiştir. İnsanların sorumluluktan kaçmak yerine sorumluluk alması, hayvanlara sokaklarda sahip çıkmaları ve evlerinde yer açmaları gereken bir dönemdeyiz.

Zülal Kalkandelen

ZÜLAL KALKANDELEN

Yaşam Hakkı herkes için mi?

İnsanın hayattaki tüm algısını şekillendiren ayrımcı yaklaşıma türcülük diyoruz. “Sıra ona gelene kadar, biz insanlar arasındaki ayrımcılığı bile aşamadık!” diyorsanız, aslında hepsinin temelinde kendini diğerlerinden üstün görmeye dayalı aynı düşüncenin olduğunu bilmelisiniz. Bir insan ırkının yaşamının diğerlerinden daha önemli olduğunu düşünmekle, bir cinsiyete mensup olanların daha değerli olduğuna inanmak ve bir türün yaşam hakkının daha öncelikli olduğunu düşünmek arasında fark yok ve hepsinin çıkış noktası aynı. İnsan türünün üstün ve ayrıcalıklı olduğu varsayılarak yapılan hayvan sömürüsüne “Dur!” deme zamanı.

5199 SAYILI KANUNU YOK SAYAN HER TÜRLÜ EYLEM VE SÖYLEMİN KARŞISINDAYIZ!

Türkiye Barolar Birliği Hayvan Hakları Komisyonu

7 Aralık 2023 tarihinde Ankara’da köpek saldırısı sonucunda yaralanan Tunahan için derin üzüntü içindeyiz. İçinde bulunduğumuz zaman dilimi içerisinde güvenli sokaklarda yaşaması gereken çocuklarımızın köpek saldırısı sonucunda yaralanmaları kabul edilemez. Kabul edilemeyecek nitelikteki bir diğer konu ise; yasadan kaynaklı görevlerini yapmayan belediyelerin ve denetimle sorumlu kurumların kendi ihmallerini hiçe sayarak asli kusuru sokakta yaşayan hayvanlara yüklemesidir.

Ülkemizde son zamanlarda daha da görünür olan bu çevre güvenliği sorununun; bir tarafta hayvanlar ve dahi hayvanseverler, diğer tarafta köpeklerin gerekirse hunharca katledilmelerini talep edenler şeklinde bir tartışmaya hapsedilmesi de çözümden son derece uzak niteliktedir.

Hayvanseverler ve sivil toplum kuruluşları tarafından senelerdir hiç durmadan dile getirilen pet shop’larda hayvan satışı, merdivenaltı üretimlerle popülasyonu sürekli artırılan cins hayvanlar, bu cins hayvanların bizzat sahipleri tarafından özellikle tatil beldeleri olmak üzere sokaklara terki, kısırlaştırma yükümlülüğünü yerine getirmeyen ve bakımevlerini iyileştirmesi gerekirken çoğu zaman insan vicdanının kabul edemeyeceği ölüm kamplarına çeviren belediyeler ve denetimleri gerçekleştirmeyen bakanlıklar bu çevre güvenliği sorununun asli sorumlularıdır.

Ülkemizdeki sahipsiz hayvanların kısırlaştırılması ile bakımevlerinin iyileştirilmesine harcanması gereken bütçelerin amacına özgülendiği belediye hizmetleri ile hayvan satışının merdivenaltı üretim dahil olmak üzere sıkı denetimlerle, hiçbir istisna olmadan yasaklanması sonrası artan köpek popülasyonu kısa vadede kontrol altına alınabilir ve devamında ortadan kaldırılabilirken; şiddetin her gün daha da hissedilebilir olduğu ülkemizde, hayvanları açık hedef haline getirmek çözüm değildir ve kuşkusuz ki şiddet sarmalıyla başka trajedileri beraberinde getirecektir.

Yurttaşların sokak hayvanlarının saldırılarına uğramadıkları bir gündelik yaşam nasıl ivedilikle tesis edilmesi gereken önemi tarifsiz bir yaşam ve çevre hakkıysa; hayvanların işkenceye, tecavüze ve toplu katliamlara maruz bırakılmadığı bir ülkede yaşamak da aynı çevre hakkına ve güvenliğine dahildir.

Halkı, artan sokak hayvanı popülasyonunda hiçbir sorumluluğu olmayan hayvanlara kin ve nefrete doğru yönelten söylem ve propagandaların yerine, belediyeleri ivedilikle üzerlerine düşeni yapmaya ve yasal sorumluluklarını derhal yerine getirmeye, idari makamlarca aynı ivedilikle evcil hayvan satışını yasaklamaya ve hayvanını terk eden sahiplerin ağır müeyyidelerle karşılaştıkları denetimleri gerçekleştirmeye davet ediyoruz.

 

 

Resimler
E-Bülten

Bültenimize abone olun ve en yeni güncellemelerimizi doğrudan gelen kutunuza alın.

Yorum Bırakın