DENİZ TEKİN SON İNSAN İÇİN YANITLADI / Nilüfer Perihan Kurtoğlu

  • Paylaş:
post-title

Nilüfer Perihan Kurtoğlu

DENİZ TEKİN SON İNSAN İÇİN YANITLADI... 

Altı yıl aradan sonra yeni albümü  “Yüzyıllardır Aynı Dert” i yayınlayan genç kuşağın en sevilen müzisyenlerinden Deniz Tekin: “ Hepimiz sevmek, sevilmek, güvende hissetmek gibi konularda birleşiyoruz” diyor.

Deniz Tekin’i bundan sekiz yıl önce yorumladığı Ahmet Kaya şarkıları ile tanıdık. Gencecikti ve kendine has sesi, sadeliği ile milyonlara ulaştı. İlk albümü Kozakuluçka’dan sonra ikinci albümünü Kasım ayında bizlerle paylaşan sanatçı, Son İnsan için sorularımızı yanıtladı.

Yeni albümünden ve çalışma arkadaşlarından bahseder misin biraz? Gönlünce bir albüm oldu mu?

Bu albüm ilkinden 6 sene sonra geldi, arada geçen bu zamanda ne yapmak istediğimi anlamış oldum. Sahnede aslında başından beri rock tabanlı bir müzik yapılıyor, ama zaman içinde başka birçok müzik türünden beslendim. Bu birikimi hep beraber bir potada erittik diye düşünüyorum, ayrık bir sonuç oldu. Albümü 9 aylık bir sürede Efe Demiral, Kunter Kınacı ve Berkan Tilavel ile dört kişi düzenledik ve kaydettik. Hem fikri emek hem hak paylaşımı olarak ortak yaptığımız bir iş oldu, bir kişi bile değişse aynı olmazdı. Kolkola böyle uzun yıllar devam etmek dileğim.

Yüzyıllardır aynı dert... Nedir bu dertler diye sormaya dilim varmıyor çok klişe olacak diye. Önceki röportajımızda da, “Hep aynı şeylerle uğraşıyoruz sağlam bir katarsise ihtiyacımız var.” demiştin. Bunları sana yazdıran gördüklerin , hissettiklerin, isyan ettiklerinden, insanların gözüne sonradan inip de hep orada zannettiğimizi yazdığın o perdeden bahseder misin?

Aslında kendi benliğimin gözünden çıkıp dışarıdan hepimize bakınca derdimizin temel ihtiyaçlar ötesinde sevmek, sevilmek, güvende hissetmek, anlamlı ve amaçlı bir hayat sürmek gibi üst konularda birleştiğini görüyorum. Birbiriyle zıtlık ve çatışma içinde olan açıklamalar da bu üst sosyal işlevde birleşiyor. Lakin birbirine karşı hareket içinde olan ikilikler birbirini kuruyor, zıtlık üzerinden birbirini tanımlıyor, bir şeyin ne olduğu bazen ne olmadığı üzerinden tanım kazanıyor. Bu albümün yazılma sürecinde farkettiğim şey bu oldu, kendi evrenimizin ayrıklığı içinden istesek bile bazen çıkamıyoruz, görmemiz gerekeni zamanında göremiyoruz. Farketmekte geç kalıyoruz, niyetler iyiyken bile yetersiz kalıyor taleplerimiz. “Masum değiliz hiçbirimiz.” Bunların hiç farkında değilken, yaş bir fidanken aileden, toplumdan, örgün eğitimden, dilden edindiğimiz tanım ve sınırlar bu perdeyi oluşturuyor. Ancak yüksek duygu anlarında bu tanımlar içine sıkışmışlığı kırabiliyor, bu perdeyi yırtabiliyoruz, bizden farklı olanla aynı duygu ve amaçla birleşebiliyoruz.

Kendini müzikte ve hayatta görmek istediğin bir yer var mı? Bir hayalin?

Lisedeyken, ilk amatör kayıtları evde alıyorken gözümü kapattığımda kendimi büyük sahnelerde görmemiştim hiç. Durum hayallerimin de ötesine geçti, zorlayıcı ama öğretici bir yol bu. 26 değil 36 yaşında gibi hissediyorum, o yüzden bir süre müzik kariyerimdeki ilerleme devam etse de kendi içimde sakin olmak niyetim. Fikren önden koştuğumu bedenen yakalayıp sindirmek için tutarlı bir zeminde yine farklı uğraşlar içinde olmaya, okumaya, yazmaya, düşünmeye devam etmek istiyorum.

Yanılmıyorsam okul ve müzik hayatını birlikte yürütüyorsun. Okulda öğrenci, sahnede ünlü ve sevilen bir sanatçı olmak nasıl bir his? Benim gördüğüm yerden sen, her yerde ve herkesle kendi gibi olabilen en azından olma gayretinde biri gibisin?

Kendimi bu konuda şanslı hissediyorum, çünkü müzikte bulunduğum yere de dışarıdan bakabilmeye, çeşitli sosyal kimlikler içinde olduğum yeri iyi tahsis edebilmeye olanak sağlıyor bu. Müzikteki ilk ivmelenme durumu ben 18 yaşındayken gelişti, o zamanın üstüne kendimi sadece ünlü bir müzisyen olmak üzerinden kurmadığım için, bu durum hiç umrunlarında olmayan arkadaşlarım ve ailem olduğu için mutluyum. Her yerdeki “kendi”lik farklıdır, ama paralel birkaç ömür yaşıyor gibi hissediyorum. Hepimiz için bu böyle tabii, birinin evladı, birinin dostu, birinin sevgilisi, eşiyiz, bir mesleki kimliğimiz var – yine hepimiz için geçerli denebilir bu birden çok ömür çizgisi tanımı. Birbiriyle de ilişkili sosyal küreler ve döngüler içinde yoğruluyoruz.

İlgilendiğin, üzerine düşünüp paylaştığın bir konu. Türkiye'de müzisyen -üreten, çalışan- olmak, konser yasakları, haklar hakkında ne söylemek istersin?

Şu sıra ana akım, alternatif ya da kazançtan bağımsız, kendi keyfi için müzik yapan herkesten benzer bir gözlem duyuyorum: Müzik endüstrisinin maddi ve iş kısmındaki akışı düzenleyen küçük, yer yer mafyatik bir grubun amaçları dahilinde belli etkinlikler devam ederken belli küçük/orta çaplı festivaller ya da sanatçıların konserleri iptal oluyor, ya da baştan önü tıkanıyor. Bu sınıfsallık her dönem mevcut olsa da bu dönemde iyice keskin çizgilerle ayrılıyor, alternatif olan, arada olanın müziğini canlı icra edebileceği alan, yayınlayabileceği platform alanı giderek daralıyor. Bu durumun üretimi azalttığını düşünürsünüz ama tam tersi: Son birkaç yüzyılın politik gerginlik ve dengesizlikle, kısıtlamayla, şiddetle geçen her dönemi sanatsal üretimi daha da körüklemiştir. Bir balonun bir yerine bastırdığınızda hava diğer yerine yönelir, ortadan kaybolmaz. Hem bireysel hem toplumsal anlamda gördüklerimiz, hissettiklerimiz bir yere kaybolmuyor, uygun zaman ve yerde, doğru kitlesel koşullarla birleştiğinde açığa çıkmayı, ifade bulmayı bekliyor. O yüzden bu döngü umutsuzluğa varmıyor, bir engelle karşılaştığında tıkanmıyor, çünkü her zaman gençlik var, gençliğin pervasızlığı, tecrübeyle bulanmamışlığı, saf görü ve duygunun itici gücü var. Ben bir gün tersine inansam bile bu döngü küçük varyasyonlarla devam etmiştir ve edecektir. Distopik bir gelecekte bile insanca hayatta kalma güdümüz başka türlüsüne elvermiyor.

Son soru... Çok çalışkan, epeyce çocuksu ve yaramaz, bazen bir rapçi, bazen son derece alımlı, sanki canı nasıl istiyorsa öyle olan ve tam da bu yüzden özgür bir kadın görüyorum. Sen kendini, nasıl anlatırdın?

Mümkündür ki tüm bu saydıklarınızı içeren bir bütünümdür, bütün parçalarından fazla olsa da. Sırtını göremeyen bir canlı olarak buna doğru cevap verebileceğimden emin değilim, ama belli bir noktayı çapa olarak almakla beraber değişim, dönüşüm içinde kalmaya gayret ediyorum.

Resimler
E-Bülten

Bültenimize abone olun ve en yeni güncellemelerimizi doğrudan gelen kutunuza alın.

Yorum Bırakın