LEVENT KARATAŞ'IN 'FAÇA'SI ÜZERİNE / Onur Köybaşı

  • Paylaş:
post-title

Onur Köybaşı

LEVENT KARATAŞ'IN 'FAÇA'SI ÜZERİNE

1- Fernando Pessoa’nın “Bütün sanatlar gibi edebiyat da hayatın yetmediğinin itirafıdır” sözüyle başlıyor kitap, senin bir itirafınla başlasak mı sohbete ve arkada fon olarak bir şarkı istesem senden bu hangisi olurdu?

Budapest Klezmer Band / Solom Alejxem. Son Görüş kitabımı bu müziğin eşliğinde yazdım. Kült bir Yahudi türküsüdür bu. Parça Balkanlı ya da tabirince Klezmer yorumudur Solom Alejxem’in. Ezginin Günlüğü’nün eski solistlerinden sevgili Arzu Bursa’yla da tanıştırmıştım Solom Alejxem’i. Demişti ki: Müziği adeta senin yansıman. İtirafa gelecek olursam; düz yazı yazmakta zorlanan biriyim.

2- Nerede ve ne zaman anlam yitimi başladı Levent Karataş’ın hayatında ve böyle durumlarda nedir kurtarıcısı?

Yirmili yaşlarda keşfedemedim özümü. Ağır yaralar ve çöpler taşıdım ben. Çoğunlukla işçi meyhanelerinde içerdim. “Ne işim var burada benim dağlara çıkmam lazım” deme cesaretini gösteremedim. Metropol içimi oyuyordu. İstanbul zehrini oluklarıma doldurup beni kandırıyordu. Ben de kanıma sirayet etmiş zehrin etkisiyle metropolün süslü yalanını her defasında yutuyordum.

3- “Kitabın ilk sayfalarında “Yalnız iç uygarlığında yaşayan biriyim ben. Acı duyuyorum, eski ve kıskanç söylenceleri yanıtlamaktan” diye devam ediyorsun. Her söylence bir cevap bulmalı mıdır sence, bazen sorular öylece kalsa hayatımızda bu korkakça bir tavır mı olur?

Şiir benim kurtarıcım. Benim için şiir temel bilgiler içerir. İyi şiir kurmanın yegâne yolunu kaynakları ve entelektüel potansiyeli doğru analiz etmek olarak görüyorum. Kaynaklar ya da potansiyeller neler mi? Anne, baba, çocukluk, Tanrı, aşk, gençlik, devlet, toplum, sokak, üleşim, para, yoksulluk, yoksunluk, yara, duygular, yaşlanma vs.

O Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Huzur romanına bir gönderme. ‘İç uygarlık’ tespiti benim. Tanpınar yazınının artık yabancısıyım. Doğu ilgimi çekmiyor. Pusulanın Doğu’sunun güvenli bir yön olmadığını hepimiz tecrübe ettik. ‘Sorular öylece kalsa hayatımızda bu korkakça tavır mı olur’ sorusuna gelirsek:  Evet çok korkakça olur. İlk vahşi kapitalist hareketi bir gazetede işe başlamamla gördüm ben. Birim patronu dedi ki: “Bu işi Levent yapar ancak.”  Toplantı bitince karşımda oturan kadın, elini pençe gibi yaparak, ağzından bir ejderha ya da bir canavar efekti çıkardı. Yanlış hatırlamıyorsam bu ateş sesi efekti şöyleydi, ğaaaağğğt. O zaman çok korktum vahşi kapitalizmden. Şimdi de korkuyorum. Zannederim bizi korkutmak ve yegâne definemiz olan kalbimizi tüketmek istiyorlar.

4- Faça için otobiyografik bir metin diyebilir miyiz, nasıl oluştu hikâyesi?

Seyhan Erözçelik Facebook’a “Faça Defteri” derdi. Metinlerden bazılarını Facebook’ta da yayımladım. Yalnızca bu nedenle faça değil kitabımın adı. 20 yıldır, bastonlarla yürüyorum ve façayı epey çizdirdik!

5- Edebiyat olmasaydı neyle anlatmak isterdin meseleni?

Müzikle. Aryalar bestelemek isterdim. Senfoniler, konçertolar, valsler. Ağabeyim Hakan Karataş müziğin en üst sanat biçimi olduğunu öğretmişti bana. O zaman yani aval bir gençken buna inanmamıştım. Şimdi sanat edinimim arttıkça inanıyorum. Müzik yaradılış esnasında ve dirilişte işittiğimiz varoluş ya da yok oluş çırpınışını da içerir. Kutsal da eğlenceli de olabilir. Müziği tahrik edici bulanlar aşağılık genetik artıklardır!

6- Sence edebiyatta romantizm son nefesini vermeye başladı mı?

Evet romantizm can çekişiyor. Bir politik şiirin nasıl yazılması gerektiğini düşünüyorum. Yöntemim basit. Geçmişim. Hatıralarım o kadar karanlık ve politik ki; yazdıkça buruk şarap tadı alıyorum.

7- İçine doğduğun birçok şeyden kaçışla yüzleşme var bu metinde bu zıtlık mekanizması nerde çalışmaya başladı?

Yaşlanınca kendiliğinden oluyor bu. Zıtlıklar elliye yaklaşınca başlıyor. Ben dirilişimi yazıyorum.

8- “Rüyası bitmiş ülkenin” diyorsun kitapta gerçekte bitti mi bu ülkenin rüyası?

Rüyamız hayırlı olsaydı onu da çalardı iktidarlar, ki çalıyorlar somut olarak!

9- Okurlar sözcüklerden çok sözcüklerin çağrıştırdığı duygularla ilgileniyor aslında sen bu sözcükleri yazarken sana çağrıştırdığı duygular seni zorladı mı?

Ben bir oturuşta yazıyorum. Alelacele de bitmesi için çırpınıyorum. Çağrışımlarımın sonsuza kadar süreceğini düşünürdüm eskiden. Turgut Toygar “Çağrışım çaresizliği” der. Ben bu çaresizliğe hiç düşmedim. Çünkü Durak Büfe’nin karşısında bir bankta otururken, Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın öğrettiği metotla yazıyorum. Demişti ki üstat: “Her kadının süs ekonomisine göre yırtmacı var.  Yırtmaç ne güzel kitap adı olur! Bana kitap ismi soruyorlar. Al sana kitap ismi! Yırtmaç…”

10- En çok neyden sıkılıyorsun bugünlerde ve en son okuduğun şiir kitabı?

En çok eksen kayması yaşayan politik oluşumlardan sıkılıyorum çünkü ihanet hançeri sırtımızda duruyor; o halklar adına yola çıkan rengârenk hareketin temsilcilerinin. Mutfak çok pis. Bunu şiire taşısan linç yersin. Ama işkence hane ihalesini Kawa’nın ateş kalpli çocukları devraldı. Emperyal bir ihale bu. Üzülüyorum; Ahmet Erhan’a, Uğur Mumcu’ya, Onat Kutlar’a. En son okuduğum şiir kitabı enderemiroğlu’nun ‘Travma Terapi’si.

11- Ve son olarak: Hadi dünyayı kapatıyoruz hanımlar beyler diye anons geçiyor durum çok ciddi. Çantanı hazırlıyorsun bir yandan gidiyoruz artık. En son ne bırakmak isterdin dünyaya?

Bir potkal

Resimler
E-Bülten

Bültenimize abone olun ve en yeni güncellemelerimizi doğrudan gelen kutunuza alın.

Yorum Bırakın