GALLER ZAMANLARI 5 / Efsane Alper

  • Paylaş:
post-title

Efsane Alper

GALLER ZAMANLARI 5

Yavaş yavaş Galler’e ilk geldiğim zamanlarda siliniyor zihnimden. Sadece Türkiye’de değil burada da pek çok zamanlar geçirdim. Saatlerce ağlayarak yürüdüğüm, saatlerce dayanabilecek gücü bulabilmek için dualar ettiğim. Belki de artık kendi küçük dünyamda huzurlu olmayı öğrenmeye başladığım için geçmişi de bırakabilmeyi öğreniyorum.

Geçmişin yükü, geçmişin kirleri, geçmişin kandırılmışlıkları ve benim yaşadığım hayal dünyası. Hatırlamak istemediğim dünlerimin bugünlerimi yarattığını bildiğim için de geçmişe öfkeyle, kırgınlıkla, kızgınlıkla bakmak yerine kabul etmeyi seçiyorum her gün yine yeniden. Kabul etmenin beni nasıl özgürleştirdiğini deneyimlerken bir yandan da aslında bunun ne kadar çaba ve kararlılık istediğini de öğreniyorum. Kendime acıma tuzağına düşmemek için… Yaşadığım onca kâbustan daha yeni yeni arınırken artık kendimi seçmeyi öğreniyorum.

Sadece yaşadıklarım değil, Galler’de yaşamanının da beni ne kadar değiştirdiğini gözlüyorum. Buradaki basit yaşam beni her gün biraz daha eğitiyor sanki… Cardiff’de yaşadığım zamanlarda ki Cardiff benim için Şehir’den çok gelişmiş bir kasaba gibiydi, orada yaşarken kendimi İstanbul’daki gibi çok boğulur hissetmiyordum. Ancak insanlardan uzak küçücük bir köyde yaşamaya alıştıktan sonra Cardiff’e gittiğimde daha önceleri bana küçücük gelen o şehir inanılmaz büyük, kalabalık, gürültülü ve yorucu geldi. Sonra bir anda aklıma Ankara, İstanbul düştü… Alışamadığım, hep yabancı kaldığım yabansı şehirler…

Beni tanıyanlar bahçelerle hiç ilgilenmediğimi çok iyi bilir. Hep bahçeli evlerde yaşamama rağmen mümkünse yazın bile içerde oturmayı tercih ederdim.  Şimdi burada küçük bir arka bahçem, sümbül ağacım, lalelerim, nergislerim, papatyalarım var.  Hatta bahçemde içinde nilüferlerin yetiştiği küçük bir havuzum bile oldu. Ve en çok sevdiğim semizotunu da ektim bahçeme. Çünkü Galler’de bulamadığım tek şey semizotu.

Galler zamanları hayatımın büyük değişimleriyle dolu zamanlar… Bugünümün yarına nasıl evrileceğini izlemek gerçekten çok öğretici oluyor. Bu nedenle de ve her gün kendime hatırlatıyorum; bugün de geçecek iyi veya kötü, o nedenle de yaşadığın ana konsantre ol.

Keşfettim ki; anlar anılara dönüştükçe değişiyorlarmış… Kulaktan kulağa oynar gibi… Hani ilk söylenen tümcenin son kişinin ağzından bambaşka tekrarlanması gibi.

Keşfettim ki herkes meğer kulaktan kulağa oyunuyormuş… Anlar anılaştıkça aslında inanmak istenenlerin şeklini alıyormuş… Anılar yaşanılanlardan ziyade inanmak, inanılmak istenenlerin, inandırmak için bir not defterinden başka birşey değilmiş… İnanmak, inandırılmak, inandırmak.

En çokta kendini inandırmak… Kendine rağmen… Kendi acılarından, korkularından korunmak ve kendi yaşamının sorumluluğunu almamak için inanmak, inandırmak… Geçmişi sürekli yeniden yazmak…

Geçmişin sürekli yeniden yazıldığına şahit oldukça düşüncelerimi ve kendi geçmişimi bir dedektif gibi takip ediyorum ve izini sürüyorum. Çünkü ben yaşamımım sorumluluğunu almaktan korkmuyorum. O nedenle de artık anıları biriktirmek yerine anlarımı yaşıyorum.                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                              

                                                          

                                                                      

 

Resimler
E-Bülten

Bültenimize abone olun ve en yeni güncellemelerimizi doğrudan gelen kutunuza alın.

Yorum Bırakın