KORHAN FUTACI İLE / Onur Köybaşı

  • Paylaş:
post-title

Onur Köybaşı

KORHAN FUTACI İLE 

30 Nisan akşamı Babylon’un kapısından içeri girip beklemeye başladım, sonra ışıklar içinde kırmızı pantolonlu kırmızı ceketli bir adam ve orkestrası çıktı sahneye. Üflenince bir şeye nasıl hayat verildiğine şahit oldum. Sadece canlıların değil; bir saksafonun da ağlayabileceğine, çığlık atabileceğine, ağıt yakabileceğine, delireceğine, haykıracağına, sitem ve isyan edeceğine hayret ve hüzünlü bir şaşkın hayranlıkla tanık oldum. Saksafon, onun için bir müzik aleti değildi sanki; kalemi, silahı, tuvali, acısı ve şifasıydı. Derin bir nefes alıp bu çok duygulu şölensi dünyaya teslim ettim kendimi.  Saksafonun sesine, söylediklerine ve onu konuşturanın müthiş sesin ve yorumun sahibi olan, kırmızılı adam hissiyatlı üstada Korhan Futacı’ya kulak verdim. İtirazım yoktu artık hiçbir şeye, ama aklım ordaydı artık.

Şimdi ise uçurumu deneyen kalbim onunla bu röportajı yapmaktan heyecan duyuyor.

Hoş geldiniz Korhan Futacı öncelikle yeni albümünüz “Karmaşaya Aşina” hayırlı uğurlu olsun. Sorulara başlamadan önce bize eşlik edecek, arkada çalacak bir şarkı istesem hangisi olurdu?

Merhaba, hoş bulduk. Albüme de adını veren “Karmaşaya Aşina” isimli şarkım arkada iyi gidebilir.

Söylediğiniz, daha da önemlisi yazdığınız sözlere baktığımızda oldukça duygulu bir insan olduğunuz hissine kapılıyoruz. Hatta bu duygular, özür dilerek söylüyorum, günümüz “erkek”lerinden beklenilmeyecek bir duyarlılık ve içtenlik barındırıyor. Aşk ve acısının sizin hayatınızda önemli bir yeri olduğunu söyleyebilir miyiz?

Şarkılarımda bahsi geçen aşkın, insanın insandan da bağımsız bir şekilde doğaya, varoluşa, evrene,  tüm hızıyla akan zamana ve yaşam dediğimiz mucizeye tanıklığı sonucu olarak içinde doğup büyüyen enerjinin ta kendisi olduğunu düşünüyorum. Bu enerjiyi sadece kadın erkek ilişkilerine indirgemekten de her zaman kaçınmışımdır. Şahit olduğum bu varoluşu sorgulamanın verdiği coşku, sevinç ve aynı zamanda yüksek dozlu keder, şarkılarımda türlü şekillerde ortaya çıkıyor. Rasyonel olmayan bir duygusallığım hiç bir zaman olmamıştır. Gerçekçi ve sorgulayıcı bir insanın hissettiği duyguların dışa vurumu da sanırım senin söylediğin gibi kadın ya da erkek fark etmeksizin çok da alışıldık bir şekilde olmuyor. Benim gibi hisseden çok fazla insan olduğunu düşünüyorum ve kendimi bu duyguları somutlaştırıp şarkılara dönüştürerek bu ortak bilinç ile paylaşabildiğim için çok şanslı hissediyorum.

Başka müzisyenleri dinlediğimiz zaman sadece onların bize verdiği müziği dinliyor ve onların bizde yarattığı duyguyu hissediyoruz, ama siz bize sadece müzik değil içinde çok şey olan büyülü bir dünya sunuyorsunuz, bu sihir nasıl oluyor?

Çok sevindim böyle hissetmene. Açıkçası size verebileceğim net bir formül yok ortada. Zamanla kazanılan tecrübeyi, kaybetmemek için çok uğraştığım çocuksu içgüdülerle birleştirmek asıl çeşniyi yaratıyor galiba. Sonrası da biraz baharat eklemek gibi.

Biz her ne kadar sizi saksafonu ağlattığınız, güldürdüğünüz, delirttiğiniz ya da sakinleştirdiğiniz tınılarla tanıyor olsak da bunun biraz dışında tutabileceğimiz bir eseriniz daha var: Ah Güzel Kafam. Üstelik bu şarkının klibinde veganlara bir gönderme yapıyorsunuz. Bunu takiben, son albümünüzde de sucuk yapılan bir arkadaşla tanışıyoruz… Bu ikisini birleştirince yaşam/beslenme şeklinize ilişkin bir gerçeği açığa vurduğunuzu tahmin ediyorum.  Yine de sizden duyabilir miyiz acaba: Vegan mısınız? Ve buna ilişkin olarak; canlılar, yaşam, özgürlük sizin için ne anlam ifade ediyor?

Evet, veganım ve bu sayede başka bir canlıya zarar vermediğimi bilerek yaşıyor olmanın huzurunu hissettiğimi söyleyebilirim. Albümde yer alan senin de bahsettiğin “Eşek“ şarkısını vegan olmadan çok önce yazmıştım. İçimde hissettiklerim ile davranışlarım arasındaki tutarsızlık beni günden güne daha fazla rahatsız etmeye başlamıştı ve bu şarkı öylece ortaya çıktı. Biz insanlar o kadar küstah yaratıklarız ki yaşadığımız bu dünyanın sadece bize ait olduğunu düşünüyoruz ve bu düşünceyi de asla sorgulamıyoruz, sorgulayanları da aşağılama eğiliminde oluyoruz. Ekonomiyi kontrol eden güçler, hayvan sömürüsünü bizlere son derece normal bir durummuş gibi göstermek için ellerinden geleni yapıyorlar. Hâlbuki gerçeğin bununla hiç bir alakası yok. Biraz olsun araştıralım ve görmeye çalışalım ne oyunların döndüğünü. İşte o zaman o eşek için daha fazla üzüldüğünüzü ve onun gibi durmaksızın katledilen milyonlarca hayvan ile daha derinden bir bağ kurduğunuzu hissedeceksiniz.

Ve elbette şahane bir dönüş olan “Karmaşaya Aşina” isimli yeni albümünüzün bize gelene kadar olan süreci nasıl gelişti var mı bir hikâyesi? Ayrıca albümde Gazapizm’i konuk sanatçı olarak ağırlıyorsunuz, nasıl meydana geldi bu güzel buluşma?

Çok fazla şarkım birikmişti kenarda köşede. Konser yoğunluğu ve ardından da araya pandeminin girişi ile kayıt planlarım sürekli erteleniyordu. Nihayet bu albüm için sekiz şarkı seçtim listeden ve grup ile provalara başladık. Ön çalışmamı detaylı yapacak çok vaktim olmuştu o yüzden prova sürecimiz sancısız ve kısa oldu. Provaların hemen ardından da sıcağı sıcağına kayda girdik. Şarkıların altyapıları beraber çalıştığım usta müzisyenler sayesinde canlı kaydedildi. Daha sonra üzerine vokaller ve bir takım renk sazları dediğimiz enstrümanlar eklendi. Ancak canlı kaydın kaba hissine son derece sadık kaldık diyebilirim. Gazapizm ile onun  “Dayan” isimli şarkısına saksafon çalmak için gittiğim stüdyoda başlayan tanışıklığımız zamanla çok sıkı bir dostluğa dönüştü. Bu albümde onun da bir şekilde yer almasını zaten çok istiyordum. Albüm demolarını beraber dinledikten sonra “bam bam “şarkısında karar kıldık ve kayıtlara girdik. Dipdiri türkçesi ile harika bir iş çıkarttı.

İstanbul’da yaşamıyorum. Bu nedenle, sizi sadece bir kez canlı izleyebildim. Şahaneydiniz. Konserlerinize nasıl hazırlanıyorsunuz? Dahası, seyirci ile kurduğunuz bu sözsüz ama içten iletişim neyden kaynaklanıyor sizce?

Teşekkürler. Bu aslında aradan geçen senelerin seyirci ile aramızda oluşturduğu güven ilişkisi ile alakalı diye düşünüyorum. Sahneye çıktığımız zaman işimizi en iyi şekilde yapacağımızı, hesapsız kitapsız bir şekilde kendimizi adayarak o performansı gerçekleştireceğimizi biliyor seyircimiz ve bu duruma şahit olmak için geliyorlar o salona, sonuna kadar da tadını çıkartmak istiyorlar. Biz de onları hayal kırıklığına uğratmak istemediğimiz için günler süren prova seansları geçiriyoruz. Aynı zamanda zihinsel olarak da hazırlanmak gerekiyor. Yaklaşık iki saat süren performansımızın baştan sona kusursuz olması için yüksek bir konsantrasyon gerekiyor. Seyirci karşısına çıkmadan bazen günler öncesinden zihinsel hazırlık başlıyor ve sahne saati ile birlikte içimizde ne var ne yok dökmeye başlıyoruz.

Konseri bitirirken “İtirazım yok ama aklım burada kalıyor” dediniz. Bu, size son derece yakışan içtenlikli bir vedaydı tabii. Kendinizi bu dünya için fazla güzel bulduğunuz oluyor mu? Aslında şöyle, sizce dünya fazlaca çirkin bir yer değil mi? 

Tam aksine dünya o kadar güzel ve mucizelerle dolu bir yer ki. Var olan tüm çirkinlik insan denen varlığın egosundan ve açgözlülüğünden kaynaklanıyor. Yine de tüm kötü yanlarına rağmen insanı da sevmekten vazgeçmediğimizde, değişeceğine dair umudumuzu korudukça dünya da güzelliklerini sunmaya devam edecektir.

Ve tabii ki “Çok Üzgünüm” şarkısı… İnstagram hesabınızdan paylaştınız, evet. Ama bence önemli bir hikâye. Burada tekrar özetleyebilir misiniz? Eşinizin bu şarkıyı nasıl ürettiğini, buna rağmen neden sesiyle katılmamış olduğunu vs. 

Sözlerini eşim Seda Gazioğlu’nun yazdığı bu şarkı, çocuklukta içimize ekilen korku tohumlarının bizimle beraber büyürken hayatlarımızı çalkantılarla dolu dinmeyen fırtınalara çevirmesinden bahsediyor. Başkalarının içimize ektiği bu tohumlar hayallerimizi gerçekleştirme şansımızı zaman zaman elimizden alıyor. Eşim de çocukluk hayali olan şarkı söylemekten biraz da bu yüzden vazgeçmiş ve bu üzüntüsünü bir sabah erken saatlerde bu sözleri kaleme alarak ifade etmişti. Ben de uyandığımda neler yazdığını sordum. Önce okutmak istemedi. Biraz ısrar sonucunda okuduğumda bu konu ile ilgili bu kadar dertli olduğunu daha önce hiç fark etmediğimi anladım. Hadi gel, ben senin sesin olayım ve bu yazdıklarını benzer duyguları yaşayan herkesle paylaşmış olalım dedim. Böylece bu şarkı çıktı ortaya.

Edebiyatla aranız nasıl, sevdiğini yazar ve şairler kimlerdir? 

Daha çok şiir okumayı seviyorum. Nazım Hikmet Ran, Cemal Süreya, Turgut Uyar, Ah Muhsin Ünlü sevdiğim şairlerden bazıları.

Müzik olmasaydı neyle anlatmak isterdiniz derdinizi, meselenizi?

Aslen Mimar Sinan Üniversitesi Resim Bölümü mezunuyum. Halen daha boş vakitlerimde resim yapmaya devam ediyorum o yüzden de görsel sanatları kullanırdım diye düşünüyorum derdimi anlatmak için hatta belki de sinemayı.

En çok neyden sıkılıyorsunuz bugünlerde?

Trafikten.

Ve son olarak: Hadi dünyayı kapatıyoruz hanımlar beyler diye anons geçiyor durum çok ciddi. Çantanızı hazırlıyorsunuz bir yandan gidiyoruz artık. En son ne bırakmak isterdiniz dünyaya?

Sevdiğim tüm müzisyen dostlarımla günler boyunca çalacağımız coşkulu müziklerin yankısını.

 

 

 

 

Resimler
E-Bülten

Bültenimize abone olun ve en yeni güncellemelerimizi doğrudan gelen kutunuza alın.

Yorum Bırakın