TESBİH TANELERİNİN SONUNCUSU MIGIRDİÇ MARGOSYAN / Bedros Dağlıyan 

  • Paylaş:
post-title

Bedros Dağlıyan 

 

TESBİH TANELERİNİN SONUNCUSU MIGIRDİÇ MARGOSYAN

En güzel çocukluk günlerimi geçirdiğim Sivas’tan babamın işine son verilince ayrılmak zorunda kalacağımıza hiç inanamamıştım. Hele hele onların Batman’a, benimse okumak amacıyla fakirlerin gittiği Surp Haç Tıbrevank lisesine leyli olarak gitme kararı neredeyse aynı zamanlara denk gelmişti. Oysa ben ailemden ayrı kalmak istemiyordum ki! Ancak bana soran da yoktu zaten. Mıgırdiç (Korkor) dayday, babam ve annem hep birlikte bu kararı almışlardı. Amaç, zaman içinde onların da İstanbul’a gidebilme kararının olabilirliğiydi belki. Onlar babamı benim kadar tanısalardı bunun olmayacağını da bilirlerdi.

Haydarpaşa garından çıkar çıkmaz denizi görünce nasıl da şaşırmıştım. Önce vapura, sonra da taksi pazarlığı yaparak Tarlabaşı Caddesi Sakızağacı Sokağı’na gitmemiz bir olmuştu. İki gün sonra da yayamın elinden tutarak Tıbrevank lisesine gitmeme de bir o kadar daha şaşıracaktım.

Eylül ayının bu erken zamanında henüz okula hiçbir öğrenci gelmemişti. Kaydım zaten yapılmıştı. Usulen okula geldiğimi haber vermek için geldiğimizi zannederken şimdiden burada kalabileceğimi söyleyen yöneticiye daha bir afallayacaktım. Yayam, pijama dâhil bazı eşyalarımın olduğu küçük bavulu beraberce gittiğimiz yatakhaneye taşıyıncaya kadar da kalacağımdan haberdar değildim.

Yayam ve amcamın kızı Mari ayrıldığında şaşkınlıktan ağlayamamıştım bile… Okul açılıncaya kadar, on beş gün sonra gelen birkaç çocukla birlikte kalıp Tıbrevank’ı tanımaya çalışacaktım. Okul açılınca da normal Türkçe program ve Ermenice derslerle de bir on beş gün daha geçecekti.

Evci çıkacak çocuklar öğretmenlere daha önceden bildirim yaptığı için onlar, Cumartesi sabahı erkenden önce kiliseye, sonradan geleneksel olduğunu fark ettiğim pilav kuru fasulye öğününden sonra çıkış kâğıtlarını alıp evci çıkacaklardı. Bense üzgün bir halde gidenlerin ardından bakacaktım.

Okula ilk gelişimin üzerinden tam üç ay geçmişti ve bu durum bana çok zor gelmişti. Ailemden bu kadar uzun bir süre hiç ayrılmamıştım ki…

Cumartesi gelip çatmıştı. Tüm öğrenciler Müdürün odasına giderek izin kâğıtlarını alacaklardı. Sıra bana gelince gittim. Sessizce içeri süzüldüm. Karşımdaki masada simsiyah saçlı, heybetli bir adam duruyordu. Mıgırdiç Margosyan’la ilk karşılaşmam böyle olacaktı. Çıt çıkarmadan beklemeye başladım. Bana baktı.:

“Bedros Dağlıyan, tun Dikranagertsiyes” (Sen Diyarbakır’lı mısın?) Hiçbir şey anlamadım. Halen sessizce bekliyorum. Daha sert bir sesle: “Kına mazerıt bidi gıdre angeverçı bidi gertas” (Git saçını kestir ondan sonra gidersin.) Hiçbir şey anlamadım. Tek kelime Ermenice bilmiyordum ki! İzin kâğıdını alamayacağımı anlamıştım. Çıkıp Ermenice bilen çocuklara sordum Baron ne diyor diye. Onlar da saçımı berberde üç numara ile tıraş ettikten sonra gidebileceğimi söylediler. Bağlarbaşı’na çıkarak berbere gittim. Cebimdeki son parayla da tıraş olup okula gittim ancak herkes gittiğinden o hafta da okulda kalmam gerekti. Ertesi hafta bu kez izin kâğıdını alabildim. Ermenice teşekkür bile edebildim Baron Mıgırdiç’e…

İzin kâğıdını aldım almasına ya, en azından bir vapur parası gerekliydi bu defa da. Bir de ben yolu hiç bilmiyordum ki. Okulun hiçbir öğretmeni ya da yöneticisi “Paran var mı?” diye de sormamıştı. Neyse Varujan diye bir çocuk vardı, ona yalvardım.

“Varujan bana bir elli kuruş ver sana döndüğümde veririm.” Varujan “Yok!” diyor ben üsteliyorum. Okulun kapısından çıkıp o önde ben arkada koşturuyoruz. Para bulamazsam gidemeyeceğim. Beni Tarlabaşı’na kadar götürecek Siirtli bir çocuk da bulmuşum lâkin param yok ki. Neyse yukarıdan bir kadıncağız seslendi:

“Oğlum al bu parayı git evine,” diyerek bir iki buçuk lira atıverdi aşağıya. Teşekkür ettim. “Teyze dönüşte paranızı veririm,” dedim. “İstemez oğlum” diye seslendi o teyze. “Ben de senin annen sayılırım üstelik.”

Tarlabaşı’na gidince yolu anımsadım ve amcamların evinin önüne kadar geldim. Ancak kapı duvar. Kapının önündeki mermer merdivenlere oturup beklemeye başladım. Sonradan Konyalı diye bileceğim bir adam “Kime geldin evlat?” diye sorunca amcamın adını verdim. “Ha!” dedi amca.

“Şimdi senin karnın da açtır.” dedikten sonra beni evin karşısındaki muhallebiciye götürerek kuru fasulye ve pilav yedirdi. Yengem gelinceye dek yanımda oturdu.

O yıl okulu bitirerek 2. Sınıfa geçtim. Ertesi yıl ise aile özlemi beni okuldan bezdirdi. Hiç devam etmek istemiyordum. Bilerek sınıfta kaldım. İkinci sınıfı tekrar okumak istemesem de amcam devam etmem gerektiğini söyledi. Baron Mıgırdiç ise okula gelecek çocukların hakkının yeneceğinden bahisle devam edemeyeceğimi söyledi. O yıl Diyarbakır’a geri döndüm ve orada okumaya başladım.

Yıllar sonra ben Halkın Nabzı gazetesindeki köşemde şiirler, denemeler ve öyküler yazarken Baron da orada yazmaya başlayınca birkaç defa sohbet imkânı buldum. Hatta gazetenin kuruluş yıldönümlerinde birkaç gece de aynı masayı paylaştık. Gâvur Meydanı’nı da içine alan Suriçi’nin neredeyse devlet eli ve hendek kazımı sonrası çıkan silahlı kavgalarla yıkılışı ikimizin de yüreğini burkmuştu. Bana yazılarımı takip ettiğini ve beğendiğini söyleyerek Aras’a gelmemi istedi. Bir türlü gidemedim. “Her öğrenci benimle mutlaka haberleşir, yanıma gelir, sen neden gelmedin!” diye de beni bir güzel payladı. Haklıydı neden gitmemiştim ki… Oysa hem Yeni Yüzyıl gazetesindeki köşesini, hem Evrensel gazetesindeki köşesini uzun zamandır beğenerek izliyordum. Ayrıca Gâvur Mahallesi’ni ve diğer birçok kitabını birkaç kez okumuştum. Hele Tespih Taneleri beni çok içine almıştı. Şimdi ona Hagop Mıntzuri kuşağının son halkası diye bahsediyor Aras yayınları paylaşımında. Dostum Kevork Taşkıran’da aynı söylemi benim için yapmıştı. Bu sözlerle onur duymuştum kendi adıma.

Onun da Diyarbakırlı oluşu ve aynı Gâvur Meydanı’nın çocukları olduğumuz için de çok gururluydum. Neredeyse her kitabını zevkle, Diyarbakır özlemiyle okudum. Benim doğduğum ev de Direkçi Sokak’taydı ve o evi Baron gibi her Ermeni de özlemle anımsıyordu.

Diyarbakır'ın Hançepek Mahallesi'nde (Gâvur Mahallesi) doğan Baron Mıgırdiç Margosyan, eğitimini Süleyman Nazif İlkokulu, Ziya Gökalp Ortaokulu, daha sonra İstanbul'daki Bezciyan Ortaokulu ve Getronagan Lisesi'nde sürdürdü. Ardından öğrenimini İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü'nde tamamladı. 1966-72 yılları arasında benim de okuduğum Üsküdar Selamsız’daki Surp Haç Tıbrevank Ermeni Lisesi'nde felsefe, psikoloji, Ermeni dili ve edebiyat öğretmenliği ve okul müdürlüğü yaptı. Daha sonra öğretmenliği bırakarak ticarete atıldı. Edebi çalışmalarını aralıksız sürdürdü. Marmara gazetesinde yayımlanan Ermenice öykülerinin bir bölümü Mer Ayt Goğmeri (Bizim Oralar) adıyla kitap haline getirildi (1984). Bu kitabıyla 1988 yılında Ermenice yazan yazarlara verilen Eliz Kavukçuyan Vakfı Edebiyat Ödülünü (Paris-Fransa) aldı. Gâvur Mahallesi (1992), Söyle Margos Nerelisen? (1995) ve Biletimiz İstanbul'a Kesildi (1998) adlı Türkçe kitaplarını, 1999'da ikinci Ermenice kitabı Dikrisi Aperen (Dicle Kıyılarından) izledi. Gavur Mahallesi, Avesta Yayınları tarafindan Li Ba Me, Li Wan Deran adıyla Kürtçe olarak yayımlandı (1999). Tesbih Taneleri 2006 yılında Tanrı’nın Seyir Defteri ise 2016 yılında yayınlandı. 2010 yılında Türkçe kaleme aldığı Kürdan adlı kitabı Aras Yayıncılık tarafından yayınlandı. Evrensel gazetesinde Kirveme Mektuplar adlı köşesinde yazmayı sürdüren Margosyan'ın bu makalelerinin bir bölümü Lis Basın Yayın tarafından Kirveme Mektuplar adıyla 2006'da Diyarbakır'da yayımlandı. Aynı gazetede yazdığı makalelerin bir bölümü Belge Yayınları tarafından Çengelliiğne adıyla yayımlandı (1999). Ermeni yazınında taşra edebiyatının son temsilcisi olarak bilinmektedir. Agos, Gündem, Marmara ve Yeni Yüzyıl gazetelerinde yazmıştı. Halen günlük olarak yayınlanan Evrensel gazetesinde Kirveme Mektuplar başlıklı köşe yazıları yayınlanmaktaydı.

Mıgırdiç Margosyan’ın aramızdan ayrılışı ile Ermeni edebiyatı ve Türkiye edebiyatı çok şey yitirmiştir. Anısı yolumuza ışık olsun.

Güle güle sevgili Baronumuz, güle güle…

 

 

Resimler
E-Bülten

Bültenimize abone olun ve en yeni güncellemelerimizi doğrudan gelen kutunuza alın.

Yorum Bırakın