SÜRGÜN, DİRENİŞ, ŞİİR... / Enver Topaloğlu

  • Paylaş:
post-title

Enver Topaloğlu

HEP ŞİİR 

envertopaloglu@gmail.com

SÜRGÜN, DİRENİŞ, ŞİİR...

Geçen yüzyılın şiiri denildiğinde yukarıdaki başlığın, yani sürgün, direniş ve şiir olarak sıralanan sözcük öbeğinin akla getireceği, öncelikle üç şair vardır. İkisi farklı coğrafyalar, başka ülkeler, halklardan, dillerden şairler olsa da biri hayli yakınımızdan bir isim. Anladınız elbette. Yaş sırasına göre sıralayalım o şairleri: Nâzım Hikmet, Pablo Neruda ve Yannis Ritsos…

Baskılanmış, engellenmiş, kısaca yaşatılmamış gençliğimizin, her şeye karşın derin tarihsel izler bıraktığı, ruhumuzda onmaz yaraların açıldığı, gün görmemiş ömrümüzün bir kesitinden söz ederken “geçen yüzyıl” ifadesini kullanmak niyeyse tuhaf geldi. Onu da arada kaydedelim.

İkinci Dünya Savaşı sırasında Fransa faşist Hitler askerlerince işgal edildiğinde direniş hareketine katılan, destek olan Rene Char, Louis Aragon, Paul Eluard ve birçok isim söz konusudur. Onları ne unutmak ne de yok saymak mümkün. Ancak Nâzım Hikmet, Pablo Neruda ve Yannis Ritsos ülkelerindeki direniş hareketlerinin içinde olmanın yanı sıra yaşamlarının önemli bir bölümünü tutsak ve sürgün olarak geçirmişlerdir. Başta faşizme karşı direnen Fransalı şairler olmak üzere birçok şairden bu yönden farklıdırlar. Tabii Mahmud Derviş başta olmak üzere saydığımız üç şairle benzer yazgıları paylaşan Filistinli şairleri de unutmamak gerekir.

Geçen yüzyılda yaşayan; Yunanistan Mora yarımadası Monemvasia doğumlu Yannis Ritsos (1909 – 1990), dünyanın önemli şairlerinden biri olmanın yanı sıra tutsak, sürgün ve direniş üçgeninde geçen yaşamıyla da dikkat çeker. Ritsos, ilk şiirlerini hastalığı nedeniyle sanatoryumda kaldığı (1927 – 1931) dönemde yayımlamaya başlar. Yannis Ritsos, 1934 yayımlanan ilk kitabında “Traktör” benimsediği halk şiiri tarzından vazgeçerek serbest biçime geçer. Fütürizme ve gerçeküstüçülüğe yönelir. Mayıs 1936’da Selanik’te tütün işçileri grevinde öldürülen genç işçi için yazdığı “Ağıt” şiiri, adının geniş kitleler tarafından duyulmasını sağlar. Şairin “Epitaphios” (1936) adlı kitabı Atina’da Zeus tapınağında faşist cunta tarafından düzenlenen törenle yakılır. “Ayışığı Sonatı” (1956) adlı kitabıyla Ulusal Şiir Ödülü’nü, 1976’da Etna-Taormina Şiir Ödülü’nü alır. Bundan başka pek çok uluslararası ödül kazanan şaire 1977’de Lenin Uluslararası Barış Ödülü’nün verildiğini de kaydedelim.

Yannis Ritsos’un yayımlanmış yüzden fazla şiir kitabı bulunur. Türkçeye çevrilerek yayımlanan kitapları şunlardır: “Alışkanlıklar da Değişir”, “Umarsız Penelope”, “Yaşlı Kadınlar ve Deniz”, “Helena ve Nöbetçi”, “Boyun Eğmeyen Ülke”, “Graganda”, “Erotika”, “Seçme Şiirler”, “Tüm Şiirleri”, “Ölü Ev”, “Taşlar, Yinelemeler, Parmaklıklar”, “Bir Mayıs Günü Bırakıp Gittin”…

Son olarak Türkiye İş Bankası Yayınları Yannis Ritsos’un “Sürgün Günlükleri”ni okurla buluşturdu. Şiirleri Yunanca aslından Türkçeye çeviren Ari Çokona.

Sürgünlüğün, şairin hayatında ayrı ve önemli bir yeri vardır. Yannis Ritsos komünisttir. Politik kimliği, tavrı ve tutumu nedeniyle iki kez sürgüne gönderilir.

Yunanistan İkinci Dünya Savaşı sırasında önce İtalya, sonra Almanya tarafından işgal edilir. Savaşın sonuna doğru Almanya, karşılaştığı direniş sonucu yenilgiye uğrayarak çekilirken bu defa İngiltere ülkeyi işgal eder. İngiltere’nin desteğiyle ülkede yeniden krallık ilan edilir. İkinci Dünya Savaşı’nda işgale karşı direnen sol güçler, demokrasi istemiyle direnişe devam eder. Kralın ülkeye dönmesiyle başlayan Yunan İç Savaşı 1950’ye kadar sürer.

Yannis Ritsos, iç savaş süresince Linos, Makrinosos ve Ayios Efstatios adalarında sürgünde tutulur.

Şair “Sürgün Günlükleri”ni yazmaya 1948 sonbaharında gönderildiği Limnos adasında yazmaya başlar. Daha sonra 1949 sonlarında Atina yakınlarındaki koşulları çok daha ağır Makrinosos kampına gönderilir. Kitapta yer alan şiirleri bu süreçte, günlük tarzında yazılmış betiklerden oluşmakta. İki yılın (1948-1950) güncesi olan şiirlerden oluşan kitapta “Sürgün Günlükleri I”, “Sürgün Günlükleri II”, “Sürgün Günlükleri III” başlıklı bölümler yer alıyor. Üçüncü bölümdeki şiirlere, bulunduğu sürgün kampının bir öncekine göre daha da ağırlaşmış koşullarının etkisi karamsarlık olarak yansır. Ama Ritsos, umut ve moral değerlerin çıtasını her zaman yüksekte tutan şiirlerin şairi olarak burada yazdığı şiirlerinde de direncini yaşama sevincini yitirmez. Bir alıntı aktaralım. İlk bölümün “27 Ekim 1948” tarihli ilk şiirinden:

Burada dikenler çok –

Kahverengi dikenler, sarı dikenler

Gün boyu, hatta uykuda bile.

 

Geceler tel örgüden atladığında

Eteklerinden lime lime şeritler bırakıyor geride

 

Bir zamanlar bize hoş gelen sözler

İhtiyarın sandığındaki yelek gibi renklerini yitirdi

Pencere camlarında sönen günbatımı gibi.

Yannis Ritsos, günlük yaşamın içinde gelişen olaylara, durumlara, çevreye, insan hallerine, doğaya, önemsiz gibi görünen ayrıntılara odaklandığı şiirlerle hem duygu ve düşünsel iç dünyasını kaydeder hem de yaşanılan zamanı tarihselleştirir. “24 Kasım 1948” tarihli günce şiirden iki betik okuyalım:

Taştan gün, taştan sözler.

Duvara tırtıllar tırmanıyor.

Evini sırtında taşıyan bir salyangoz

Kapısının eşiğine çıkıyor

Kalabilir de, gidebilir de.

Her şey olduğu gibi.

Hiçbir şey değil.

Bu hiçbir şey yumuşak değil.

Taştandır.

                  *

Her şey daha söylenmeden unutuldu.

Ve sessizlik sığınak değil.

“Sürgün Günlükleri” dili, biçimi, biçemi açısından aynı zamanda şiir nedir nasıl yazılır; şair nasıl çalışır gibi soruların yanıtı olarak da okunabilir. Kitaptaki şiirlerde şairin hem kendi deneyimlerini, gözlemlerini, tanıklıklarının yanı sıra yaşanan anı, durumu, olayları da kayda geçirir. Bunun önemi kaydın şiir diliyle gerçekleştirilmesidir.  Usta ve öncülüğünü zaman içinde yitirmeyen her şair aynı zamanda derslerle dolu bir okul bir sınıftır. Şairin “Sürgün Günlükleri” de bunun kanıtı gibidir. “Sürgün Günlükleri”nde izlenen tarzı ve deneyimi o nedenle bir tür atölye çalışması gibi de değerlendirmek mümkün. Aktaracağımız şiirin başlığındaki tarih “18 Ocak 1950”:

Çok ölü var

Çok fazla.

Sığamıyoruz. Sıkıştık.

 

Bir martı

Havlusunu silkeledi.

Kimse silmedi ellerini.

Kimse görmedi.

Yannis Ritsos “Sürgün Günlükleri”ni yazmaya 1948 sonbaharında, sürüldüğü Limnos Adası’ndaki Kondopuli Kampı’nda başlar. Bir yıl sonra 1949 yılının sonlarında gönderildiği Makronisos Kampı’na devam eder. Belgeselci bir bakışın da eşlik ettiği şiirler, toplama ve sürgün kamplarında yaşananları bütün dünyaya ilan eder. Şiirlerin yalın ve açık söyleyişi kamp koşullarının ve günlük yaşantının ritmini de yansıtır niteliktedir. Ritsos, sonbahar ve kış mevsimleri; eylül, ekim, kasım, aralık, ocak, şubat, mart, nisan, mayıs ve haziran aylarını kapsayan üç yıllık dönemin “Sürgün Günlükleri”yle sadece yol arkadaşlarının değil, umudunun ve direnişin de sesini kaydederek yıllar sonrasına aktarır. Bir şiir daha alıntılayalım. “15 Mayıs” başlıklı şiir güncesinin tamamı:

Nöbetçi tellerin arkasında oturuyor

Kaputunun yakası kalkık.

Geçen gün kollarına bakmıştım

kalın ve güçlüler

bizim tören alaylarından birinde bayrak taşımış olmalı.

 

Şimdi bir duvarın arkasındaymışçasına

silahının arkasında oturuyor.

Duvarın arkasında bahar oturuyor –

onu göremiyor.

Ben görüp gülümsüyorum

ve o göremediği için

üzülüyorum.

Tüfeğinin gölgesini gözlerimin etrafına

kara bir mendil gibi bağlamış olmasına rağmen

baharı görmesini ve gülümsemesini istiyorum.

Ritsos’un iki kez sürgüne gönderildiğini söylemiştik. İkinci sürgün 1967’de yönetime el koyan ve tarihe “Albaylar Cuntası” olarak bilinen dönemde gerçekleşir. Şair 21 Nisan 1967’de Yaros Adası’na sürgün edilir. Faşist cunta aynı zamanda şairin tüm kitaplarını toplatır ve yasaklar. Şiirlerinden yapılan şarkılar ve plaklar da aynı akıbete uğrar.

Yannis Ritsos’un “Sürgün Günlükleri” de onun şiirlerinin zamana karşısında yeniliğini, enerjisini kaybetmeden gelecekte de okunacak bir şair olduğu izlenimini güçlendiriyor.

Sözü, Yannis Ritsos’un yapıtlarını Türkçeye çeviren isimlerin başında gelen Cevat Çapan’ın, onun şiirlerine ilişkin değerlendirmesini aktararak bağlayalım: “Ay ışığında açık bırakılmış bir pencereden de girebilirsiniz Ritsos’un şiirine, toplama kampı olarak kullanılan adalardaki tel örgülerin boşluklarından da. İlk bakışta sessiz, ıssız bir boşlukta bulursunuz kendinizi. Çünkü şair yalın şeylerin arkasına gizliyordur kendini…”

 

Resimler
E-Bülten

Bültenimize abone olun ve en yeni güncellemelerimizi doğrudan gelen kutunuza alın.

Yorum Bırakın