ULUS BAKER VE MEMENTO MORI: NATÜRMORTA BİR BAKIŞ / M. Utku Yeşilöz

M. Utku Yeşilöz

ULUS BAKER VE MEMENTO MORI: NATÜRMORTA BİR BAKIŞ

Sanatı katlanılabilir kılarak,
sonuçta bir gereksinim haline getiren de
işte bu "yanılsamalar bütünü"dür.
[1]

Savaş sonrası elde edilen galibiyetle vatanına dönen bir Roma generali düşünüldüğünde halkın bu dönüşü coşkuyla karşılayacağı şüphesiz. O dakika içlerinden biri coşkudan daha fazlasını hissederek yeryüzündeki tüm gerginlikleri şu iki sözcükte toplayıp generale seslense: Memento Mori!

“Fani olduğunu hatırla” ya da “öleceğini hatırla” olarak çevrilebilen Memento mori, Roma imparatoru ve aynı zamanda bir stoacı filozof olan Marcus Aurelius tarafından ara ara kendisinin kulağına fısıldansın diye bir kölenin ağzına zimmetlenmiş Latince bir deyiştir. Bu deyişi bizi ilgilendireceği noktaya varmak için incelemeye başlamadan önce söyleyelim ki onun, resim ve daha başka sanat dallarında, farklı şekil ve anlayışlarda kullanımı Ortaçağ’a uzanır. İnsanlara faniliklerini hatırlatmak amacıyla Kuzey Avrupa kökenli sanatçıların, içinde ölümü temsil eden objeleri ve ölüm sonrası canlının geçirdiği süreci etüt eden bilhassa resim dalında bu geleneği başlattığı bilinir. Geleneğin doğduğu yer olan Hollanda’ya -Flaman sanatına- bakılacak olursa bir tesadüften fazlasını görmek mümkün. 17. yy ile birlikte reformistlerin Katolik Kilisesine açtıkları savaş toplumsal kırılmayı beraberinde getirir. Katolik Kilisesini kabul eden birçok ülkeye karşın Hollanda Protestan anlayışla yaşamak ister.

İnançlar sistemi ve tabii ekonomik gelişmeler ağında şekillenecek olan sanat, Hollandalılar için geleneksel, dogmatik öğretilerden sıyrılıp olabildiğince gündelik meselelerle iç içe, seküler kültürün ibarelerinin yansıdığı yeni-geleneğe kayacaktır. Özgür düşüncenin desteklendiği Protestan Hollanda’da resim sanatı zenginleşir. Bu çeşitlenmenin en büyük ve önemli göstergesi olan ölüdoğa ya da natürmort; burjuva sınıfının yaşantısının bir belgesi konumundadır. Natürmort resimlerde ressamlar istedikleri nesneleri yüzeyde kullanmakta hürdür. İzleyiciyi büyüleyecek bir resim yapmanın tek yolu artık dramatik kutsal bir sahneyi aktarmak değil; dünyevi zevkler bahçesini resimlemektir.

“Çünkü insan düşüncesi tektir ve çoktur… İkisi birden olabilmesinin nedeni, üretilebildiği ortamların çoğulluğundadır.”[2]

Dönemi yansıtan özellikler ve hayatın sonluluğu üzerine kurulan, kimi zaman birer nesne yığını denilen kimi zaman bir elin parmağını geçmeyen objelerle izleyicisinin karşısına çıkarılan natürmort içerikli eserler direkt ölümü sergilediği gibi çürümeyi, kurtçuklanmayı da kapsayan konseptleriyle her canlının yaşayacağı ölümün tedirginlik boyutunu artırmayı amaçlar. Bünyesinde bu tedirginliği barındıran; dünyanın anlamsızlığını, gelip geçiciliğini sergileyen objelerin birlikteliği olan alegorik natürmort/ vanitas yaygın olarak 16. ve 17. yüzyılda karşımıza çıkmaktadır. Solmak, sönmek, bitmek gibi gözlemlenebilir eylemleri izleyiciye hatırlatma amacını taşıyan vanitas resimlerde yaygın olarak kullanılan kafatası, yeni söndürülmüş mum, solan çiçek, kum saati gibi nesneler zamanın ve dünyevi hazların geçiciliğini kodlarken resim geleneğinde imgeyi güçlü kılan ve tekinsizlik hissini artıran en net şeye dönüşür, dahası nesnelerin betimlenişindeki özeni bizzat üzerinde toplar, diyebiliriz.

“Hiçbir şey bir başkasıyla aynı bakış açısına yerleşemez – yoksa aynı olurlardı ve onlara ‘başka’ diye hitap etmemize asla gerek kalmazdı.”[3]

Gündelik yaşam ibarelerinin ölümü çağrıştıran objelerle buluşturan natürmort, kendini Rokoko döneminden günümüz sanatına taşıyıp bu çağda yeniden-okunmaya müsaitken esas alınan nokta “nesneye bakış” ve sanatçıyla birlikte okurun da zihnini meşgul edecek “yanılsamalar” olmuştur; zaman içerisinde kutsallığın ikinci planda kalması, dünyevi zenginliğin gitgide tuvallerde kendine yer bulması, iktidar nesnelerine katılan yorumlar bu bakış farklılığını ortaya koyar ve yeni yanılsamalarsa sanatçıların varlık yokluk kavramını yeniden sorgulamasına kapı aralar.

Ressamların böylelikle icat edildiği dönemden bugüne farklı zaman, biçim ve konseptlerde duyarlığını kazanan natürmort resim her şeyiyle verilidir ve bir sürece boyun eğmek zorunda olmadan[4] felsefi çözümlemelere konu olacaktır. Bu çözümlemeler Ulus Baker’in ilgisini çekmiş olacak ki eserlerinde natürmorta yer vermiş; fikrini temellendiren, çeşitlendiren sanatçı yorumlarını işlemiştir.

Resim bir malzemeler terkibi, tuvalden ve boyalardan ibaretmiş gibi düşünülebilir mi? diye soran Ulus Baker için bu türden indirgemeler, sanat konusundaki fikirlerimizi ilk bakışta aşırı kısıtlamakta, katılaştırmakta gibidir. Kanaatlerden İmajlara başta olmak üzere diğer eserlerinde de yer yer natürmort kelimesi üzerine fikrini bizimle paylaşır. O, “durmuş hayat” (Fransızca: nature-morte) yansımalarının kökeninden bahseder. Memento morinin genellikle alt sınıfa mensup sanatçıların, portrelerini yapma yetkisine sahip oldukları kişilerin zenginliğine karşı çıkmalarından kaynaklanan, ressam protestosu anlamında kullanıldığının altını çizer. Foucault’nun Barok döneminin kendine has ressamlarından olan İspanyol ressam Diego Velázquez’in Las Meninas tablosunu çözümlerken yoğunlukla hayale dayandığını ancak yine de natürmortun ortaçağdan getirdiği geleneksel resim tarzı anlatısını da yakaladığını duyurur.

The Ambassadors

Bir illüzyon duygusu ve olacak olanın belirsizliğine karşı gelişen tedirginlik bu tablodan okunabilir. Holbein’ın Ambassadors tablosunda da imaja yerleştirilen kafatasının tabloyu farklı okumalara açtığı düşünülür. Ulus Baker’in özellikle Alman ressam Hans Holbein’ın “Elçiler” tablosuna kitabında[5] yer vermesi rastlantı değildir; tablo ilk bakışta sadece ikili portre gibi görünse de farklı içerikleri bir arada taşır. İki elçilik mensubunun bilinen kimlikleriyle isimlenen tabloda, elçilerin ortasında bulunan iki katlı masanın üzerindekiler, onların farklı ülkelerden topladıkları eşya ve seyahat amacıyla kullandıkları aletler olarak nitelendirilebilir. Resmin görünmeyen anlamlarıysa resme yerleştirilen kafatasına dayandırılır. Eserin bir ikili portre çalışmasından çok sembolik anlamlar taşıyan bir ölüdoğa resmi olduğunu ifade etmek ister Baker. Hayatın ve ölümün iç içeliği bu eserde şu şekilde çözümlenir: Masanın üstü gökyüzü ve ilahi kavramları, masanın alt rafı yeryüzü ve canlılara dair nesneleri, en alt tarafa yerleştirilen kafatasıysa ölümü temsil eder.                               Las Meninas

Ulus Baker, yazılarının resim geleneğine dayanan bölümleriyle zenginlik ve refahın çürüyen kafatası olmaksızın temsil edilemediği bir Rönesans-sonrası geleneğinin olduğunu, erken dönem natürmortlarda olduğu gibi, insan elinin müdahalesini beklememizi gerektiren, nesnenin sınırsız nesnelleştirilmesi durumunu okuruna düşündürmek istemektedir.

İnsan elinin müdahalesi ya da Bakerce el yordamının organizasyonu, aslında kabul edildiğinden farklı olarak ressam ve fotoğrafçı olan Fransız yönetmen Robert Bresson’dan çok öncesinde, Flaman sanatçılar Mattheus van Beveren’in anıtsal Barok kilise heykelleri, küçük ahşap ve fildişi heykellerinde ve Nicolaes van Verendael’in natürmort unsurlar yerleştirdiği kompozisyonlarında görülebilir. Ulus Baker bu isimleri referans gösterirken özellikle şunu vurgular: Natürmort bir "alan-dışı", "off-screen", "hors-champs" sanatıdır. Yani bir eli çağıran, resmi göreni veya seyirciyi çağıran bir anın içindeliktir.

Son olarak, bu an çoğu zaman Baker için, transandantal imajın resimdeki en büyük ustası olarak adlandırmak istediği Paul Cézanne natürmortlarında belirir. Sinematografide olduğu gibi, resimlerdeki “alan dışı” (hors-champs) etkisini “izleyicinin konumu”na göre düzenleyen Cézanne, onun dikkatini çeken ressamların başında gelir. Beyin Ekran, Kanaatlerden İmajlara ve Sanat ve Arzu’da adını anmadan geçmediğini gözlemleyebileceğimiz ressamın resme bakanı elle müdahaleye davet ettirdiğini söyler Baker; Cézanne üzerinden geçen bir etkileşim zincirinin -resmî resim tarihinin söylediklerini bir tarafa bırakırsak- dünya tarihinde çok önemli bir kırılma yarattığını düşündükçe heyecanlanır. El yordamının organizasyonuyla salt bir motifin önem kazanmasının -bir kompozisyon parçası olarak değil de tek başına önemli hâle gelmesinin- onda duyurduğu hazzı yinelemekten kendini alamayan Baker, “Bir natürmort insanların müdahale etmesini ve tepki göstermesini bekler.” düşüncesinin hayat bulmuş şeklini Cézanne’da görmektedir.

____________________________________________________________________________________________________________________________________________

[1] Ulus Baker, Beyin Ekran, Der. Ege Berensel, Birikim Yayınları, İstanbul, 2015, s.196.

[2] Ulus Baker, Beyin Ekran, Der. Ege Berensel, Birikim Yayınları, İstanbul, 2015, s.39.

[3] Nilgün Toker, Tuhaf Bir Düşünce, Ulus Baker’in Dersleri, Yol İzleri, Toplum ve Bilim dergisi, 2008, S:111, s.55.

[4] “Çünkü resim ya da imaj her şeyiyle verilidir ve bir sürece boyun eğmek zorunda değildir.” (Ulus Baker, Beyin Ekran, Der. Ege Berensel, Birikim Yayınları, İstanbul, 2015, s.127.)

[5] Bahsi geçen bölüm için: Ulus Baker, Kanaatlerden İmajlara- Duygular Sosyolojisine Doğru, “Natürmort”, Birikim Yayınları, İstanbul, 2015, s.222