
Röportaj: Onur Köybaşı
Çeviri: Sa Bahattin
HANNE ORSTAVİK İLE "SEVGİ" ÜZERİNE
Africano etiketiyle Ayşe Erbulak’ın çevirisiyle raflarda yerini alan Sevgi Kitabının ödüllü ve Norveçli yazarı Hanne Orstavik ile söyleştik.
1-Seninle beraber bir resme gömülmüşüz ve o resmin masalını anlattığın rüyadayız şimdi bu odada. Yan odada ise Vibeke paket paket sigaralarıyla pencereden dışarıyı izliyor, Jon ise gözlerini kırpıştırmamak için çabalarken tren raylarını düşünüyor öteki odada. Ve ikisi dışarı çıkacak; biz baş başa kalıp bu evde birazdan sohbete dalacağız. Ben kalkıp yanına geldim, ama sen hoş geldin Hanne. Sohbete başlamadan önce arkada çalacak bir şarkı seçmeni isteyebilir miyim senden?
“I took up the runes” –Jan Garbarek
2-Sevgi/Kjærlighet, isimli novellan sanırım senin üçüncü kitabın olup Türkçe’de ise ilk kitabın. Africano Yayınları etiketiyle ve Ayşe Erbulak’ın çevirisiyle yakın zamanda ülkemizde raflarda yerini aldı. Kitabın oluşum yolculuğu nasıl başladı, aslına bakarsan nasıl oluştu kitap?
KJÆRLIGHET’i yazmaya,26 yıl önce kızım yeni doğduğunda başladım. 1997'de yayınlandı. Daha önce iki roman yazmıştım, ikisi de sadece yetişkin karakterler içeriyordu. Çocuk yoktu. Sonrasında ben bir çocuk sahibi oldum. Bir çocuk sahibi olmak, kendi çocukluğuma geri atılmaktı. Manzara, yalnızlık, kafa karışıklığı: tüm bunlar ne anlama geliyor?
Manzara: Norveç'in en uç noktasında, kutup tundrasının bir bölgesinde doğdum ve büyüdüm; düz ve geniş, ağaçsız, hepsi açık, uzun çizgilerle bezeli bir manzarada.
3-Kitabı okurken, kitabın karakteri olan Jon’un okulda öğrendiği buz kristalleri örneği, sevginin ne kadar şekil değiştirtip hiçbirinin birbirine aslında benzemediğine dair bir temsildi benim için. Sizce sevginin bir tanımı olmalı mı, ya da Hanne, sevgiyi nasıl tanımlardı?
Romanı, sanırım çocuk sahibi olmak, bana kendi çocukluğumu hatırlatarak “sevgi” sorusunu yeniden sordurduğu için yazdım. Sevginin nerede olduğunu? Nasıl olduğunu? Hissettiğimiz şeyin sevgi olduğunu nereden bildiğimizi….
Şu an için sevgiyi mevcudiyet olarak tanımlayabilirim. İçeride ve dışarıda mevcudiyet. Anda, orada mevcut olmak. Sevgi budur.
4-Kitapta anne ve oğul ilişkisi, kurtsallıktan uzak, şefkat, merhamet, memnun etmek ya da adanmışlık duyguları olmadan hatta üzerine dahi durmadan uygun mesafede gidiyor. Bu ilginç bir sevgi biçimi aslında. Sizce aile kavramı tam da böyle mi işlemeli, herkes üzerine düşen görevi yerine getirip yola devam mı etmeli?
Vibeke ve Jon arasındaki şeyin SEVGİ olarak tanımlanacağından emin misin? Genelde, bir annenin çocuğunu sevdiğini varsayarız. Ama ya öyle değilse? Sanırım romanım KJÆRLIGHET bu soruyu sormamızı sağlıyor.
Bence hayattaki en önemli şey sevgidir. Ve bence sevgi eksikliği olan bir ailede büyüyen bir çocuk olmanın yaraları derindir. Bu derinlik, o çocuk bir yetişkin olduğunda kendi ailesinde de aynı yarayı kolayca tekrar etmesine neden olur. İçimizdeki sevgisizlik yarasını iyileştirmek, hayatımızda, ailelerimiz, toplumlarımız ve gezegenimiz için yapabileceğimiz en önemli iştir.
5-En çok neyden sıkılıyorsunuz bugünlerde ve en çok ne yapmayı özlediniz?
Sanırım beni sıkan tek şey, kendi duygularıma erişemediğim zamanlar... Kendimi düz ve kapalı hissettiğimde yani. Bu yaşayan-ölü olmak gibi bir şey! Böyle zamanlarda yaptığım şey meditasyondur; gerilimi azaltmak, içimi dinlemek ve yeni açılımları beklemek için.
Daha somut olarak: şu anda soğuk, karanlık ve karlı bir Oslo'dayım, çok güzel.Ama yine de komik, neşeli ayakkabılar giymeyi ve sıcak bir akşam esintisi içinde dışarı çıkmayı özlüyorum.
6-Şiirle aranız nasıl, en son okuduğunuz kitap hangisi?
Şiir benim için her zaman önemli olmuştur ama şiirden çok düzyazı okurum. Okuduğumson şiir kitabı, vücudumuzun ayaklar, dizler, kalçalar gibi farklı noktaları temel alınarak yazılmış 12. Yüzyıldan kalma bazı duaları yeniden yorumlayan Gunnar Wærness'in "Ta på Jesus" / "Touch Jesus" (İsa’ya Dokun) adlı eseriydi. Gerçekten harika şiir-dualar!
7-Türkiye’de hiç bulundunuz mu, Türk Edebiyatı hakkında ne düşünüyorsunuz? Tanıdığınız Türk yazar ve şairler var mı, Size göre Türkiye ve Türk modeli nedir?
Türkiye'ye hiç gitmedim, bir gün gitmeyi çok isterim. Türk edebiyatı hakkında gerçekten hiçbir şey bilmiyorum, bu yüzden şimdi iletişimde olduğumuz için mutluyum. Bu sayede senden yani içeriden bilgi alabilirim! Ayrıca siyasetle çok az ilgileniyorum; gazete okumuyorum, dışarıdaki dünyada günlük olarak neler olduğu hakkında çok az şey biliyorum. Türkiye'de Kürtlerin maruz kaldıkları gibi, bir topluluk içerisindeki azınlıkların içinde bulundukları karmaşık durumlar bende derin bir merhamet duygusu uyandırıyor.
8-Kitapta hangi karaktere daha yakın hissediyorsunuz kendinizi Vibeke’ye mi, Jon’a mı?
Romanı yazdığımda Jon için yazdım. Ama şimdi, 26 yıl sonra, benim de Vibeke olduğumu anlıyorum. O benim de içimde. Zavallı Vibeke.
9-Hanne Orstavik neler yapıyor son zamanlarda?
Oslo'da evimdeyim ve pratik sorunlarla ilgileniyorum.Üst katımdaki dairenin banyosundan daireme su sızıntısı var. Ama bugün, içerisinde keyfile yürünebilecek güzel, yeni, beyaz bir kar yağdı!
10- Ve son olarak: Hadi dünyayı kapatıyoruz hanımlar beyler diye anons geçiyor durum çok ciddi. Çantanı hazırlıyorsun bir yandan gidiyoruz artık. En son ne bırakmak isterdin dünyaya?
Sevgi; sadece sevgi ve minnettarlık. Bunu nasıl geride bırakacağımı bilmiyorum -sonuçta bunlar bazı eylemler: paylaşmak, onun için orada olmak gibi. Yine de geride bırakmak istediğim şey bu!
Hanne Orstavik
28 Kasım 1969’da Norveç’in kuzeyindeki Tana Şehrinde doğdu.16 yaşındayken Oslo’ya taşındı. 1994 yılında ilk romanı “Hakk”ı yayımlandı. Bir yıl sonra yayımlanan ikinci romanı “Entropi” ile Çağdaş Norveç edebiyatında edindiği yeri pekiştirdi. Norveç edebiyatının son 25 yıldaki en iyi altıncı romanı seçilin ve 25’e yakın dile çevrilip birçok ödüle layık görülen üçüncü kitabı “KJÆRLIGHE/ Sevgi” ile kariyerinin zirvesine ulaştı.