
Meltem Kofoğlu
DİNO BUZZATTİ VE BİR KAÇIŞ HİKÂYESİ: COLOMBRE
1906 yılında dünyaya gelen Dino Buzzati öykü, roman, şiir gibi edebi türlerde eserler üretmiş bir isim. Tam adı Dino Buzzati Traverso olan yazar, aynı zamanda bir ressam ve gazetecidir. 1940'ın yaz aylarında başyapıtı olarak kabul edilen 'Tatar Çölü' isimli romanı ve daha sonraki yıllarda “Colombre” isimli öykü kitabı yayımlanır.
İkisinin ortak noktası, İtalya’da faşizmin iyice yükselmiş olduğu dönemlerdeki yaratım sürecinde ortaya çıkmalarıdır. Faşist iktidarın korkuyu kullanarak insanları düşünmeyen yığınlar hale getirmeye çalıştığı dönemde… “Tatar Çölü”nde sınırdaki ‘bir kışlada hiç gelmeyecek bir düşmanı beklemek’ anlatılırken “Colombre”de kitabın en çok dikkat çeken ve ismini veren öyküsünde ‘olmayan bir düşmandan kaçmak’ konu edilmiştir. İçinde elli üç tane öykü bulunan “Colombre”de fantastik öğeleri mizah ile harmanlayarak aktarır Buzzati. İnsanoğlunun tüm zayıflıklarını ve çatışmalarını ele aldığı bu öyküler, günümüzün yalnız insanının psikolojik derinliğini inceler.
Tatar Çölü, yalnızca ulusal değil aynı zamanda uluslararası alanda da dikkat çeken gerçeküstü öğeler içeren bir romandır. Sürrealist akım, Dino Buzzati’nin izlediği akımlardan birisidir sadece. Esnek bir üslûp kullanmıştır yapıtında yazar. Kişilerin iç dünyasına önem vererek yazmış olduğu eserlerin gelecek nesillere ışık tutacağı aşikârdır. Dino Buzzati’nin bir gazeteci olarak da çalışması, yazarın romanlarını zenginleştiren en önemli faktörlerdendir. Böylelikle Buzzatti, okumanın yanında birçok yeri görme deneyimi yaşamış ve bu durum edebî gelişimine katkı sağlamıştır. Dino Buzzati’yi diğer yazarlardan ayıran en önemli özellik, İtalya’nın Faşist döneminde baskı altında ortaya koyduğu eserlerini özgür bir şekilde ortaya koyarken bunu ılımlı ve dengeli bir şekilde yapabilmeyi başarmasıdır.
“Colombre” isimli öykü kitabında, Edgar Allan Poe ve Franz Kafka’ya bağlanan, ancak özellikle kısa öykülerinde tümüyle özgün bir fantastik dünya yaratan Buzzati, sanayi toplumunun günümüz insanı üstüne olan baskısını zaman zaman olağandışı boyutlarda etkileyici bir biçimde işlemiştir. Böylece “Colombre” isimli öyküsü insan yüreğini dağlayan metinlerle dolu olan bir eser olarak ortaya çıkmış. Öyküde kafkaesk anlatımın yanı sıra sosyal ve siyasi eleştirileri de, metaforik bir dil ile kurgulamıştır yazar.
İnsanın bilinçaltı gerçekliğini, kendisiyle ve korkularıyla yüzleşme serüvenini masalsı bir atmosfer içinde anlattığı Colombre’de, insanı gerek kişisel korkuları gerekse de toplumun kabul ettiği fikirler yönlendirir. Burada bireylerin, başkalarının doğruları doğrultusunda bir hayat yaşamaya zorunlu kılınmaları ve bu zorunluluk sonucunda hayatın kendilerine sunduğu şans, güç, aşk, ruh dinginliğine sahip olamamaları, Stefano Roi’nin serüveni ile anlatılır.
Hikâyede Stefano Roi, on iki yaşını bitirdiği gün, doğduğu kentin limanından, kaptan olan babası ile yelkenli bir gemiyle birlikte denizlere açılmak ister. Bilincini simgeleyen karadan, bilinçdışını simgeleyen denize doğru bir yönelim halindedir Roi. Bilincin dışındaki karanlığa yönelimi, Colombre adlı balıkla imgelenir. Öyküde bunu şöyle anlatır: "Dünyanın bütün denizlerinde bütün denizcilerin en korktukları balıktır. O korkunç ve gizemli, insandan daha kurnaz bir köpekbalığıdır. Belki de kimsenin asla öğrenemeyeceği nedenlerden ötürü kendine bir kurban seçer ve onu bir kez belirledikten sonra ömrü boyunca peşinden gider; ta ki gün gelip onu yutana kadar izler."
Jung'un ifade ettiği bilinçdışının tehditi olarak tüm denizcilerin korktuğu Colombre adlı balık görülür. Bu bakımdan öyküde Colombre'nin belirmesi, bilinçdışına çıkmakla aynı anlama gelir. Dönüşüm kaçınılmazdır. Hikâyenin devamında Colombre'yi gördüğü için tehlikede olduğu düşünülen Stefano Roi, denizden yüzlerce kilometre uzaklıktaki bir kente gönderilir. Roi yıllarca karada yaşasa da bir gün denize dönmeye karar verir. Baba mesleği olan denizciliği sürdürmeye kararlıdır. Tekrar liman kentine geri döner. Ancak, Colombre’yi de sezgisel olarak takıntı haline getirmiştir. Stefano Roi hayatı boyunca düşmanı sandığı Colombre'den kaçmak için bir denizden ötekine geçer.
Bir akşam, teknesi doğduğu kentin limanının açıklarında demirliyken ölümünün yakın olduğunu hisseder. Bunun üzerine en büyük korkusu Colombre ile yüzleşmeye karar verir. Teknesinden bir sandal indirtip küreklere asılan Stefano Roi’nin hemen yanında onu takip eden Colombre belirir. Aralarında geçen diyalog sonucunda gerçek açığa çıkar. Meğerse, Colombre yıllardır Stefano Roi’nin düşündüğü gibi onu yemek için değil, denizler kralından aldığı bir emri yerine getirmek için takip etmiştir. Colombre, dilini çıkarıp parlak bir küre uzatır ona. Sahibine şans, güç, aşk ve ruh dinginliği getiren ünlü “Denizler İncisi”dir bu…
Hayata babasının rehberliğinde atılan Stefano Roi, kendisi için en önemli fırsatlar bütününe korkularından dolayı arkasını döner. Kendisiyle yüzleşmekten kaçar ve varlık amacını hiçbir zaman sorgulamaz. Bir yanlış anlama uğruna hayatını heba eder. Tabii ki Colombre’ninkini de... Yüzleşmeye karar verdiğinde ise iş işten geçmiştir. Çünkü ölümüne çok az bir zaman kalmış, kendisine dayatılan gerçeklik yüzünden incinin ona vereceği birçok ayrıcalığı kaçırmıştır. Bu incinin ona sağlayacaklarından biri de Roi’nin en çok sahip olmayı istediği manevî dinginliktir ve ona hiçbir zaman ulaşamaz.
Buzatti’nin “Tatar Çölü”nde, romanın baş karakteri, bir kahramanlık hikayesi yazmak için kendini köhne bir kaleye kapatıp beklemiş ve orada tüketmiştir ömrünü. “Colombre”de ise hayatta kalabilmek için yersiz bir korkuyla yaşamını askıya almıştır kahraman. Bundan ötürü sonuç itibariyle “Tatar Çölü”’ ile “Colombre” büyük benzerlik göstermektedir. İkisinin de kahramanları, kendilerine zarar vereceklerini düşündükleri düşmanlara savaş açarken aslında kendi benliklerine zarar vermiş ve ruhsal bütünlüğe ulaşma yollarını kapatmışlardır. “Colombre”de Stefano Roi, metaforik anlamda yeniden doğuşun mekânı olan denize yapılan yolculuktan, bir köpekbalığından kaçmak pahasına vazgeçmiş; öyle ki öykünün kahramanı bu yolculuğu yapmak yerine, babasının ve toplumun belirlediği rollere uygun davranarak sadece maddi kazanımlarla hayatını anlamlandırmaya çalışmıştır.
Hikâyenin sonunda Roi’nin iskeleti dalgaların getirdiği küçük bir sandalda bulunur. Parmak kemikleri arasında tuttuğu yuvarlak taş, Colombre’nin kendisine vermiş olduğu incidir. Ancak ışıltısını kaybetmiş, tıpkı Stefano Roi gibi taşlaşmıştır. Onun bu sonu yaşamasının nedeni, ruhsal büyüme sürecini tamamlayabilmesi için kendisine yapılan çağrıyı kabul etmemesindendir.
Herkes dünyadaki cennet veya cehennemini kendi yaratır. Yaşadıklarımız bizi biz yapan seçimlerimizin bir sonucu olarak ortaya çıkar. Çoğu insan da özgürce yaşamayı yanlış algılar. Çünkü özgürlük, güç otoritesinin bize sunduğu şıklardan birini seçmek değildir. Salt gerçekliğimizle özgürce seçimler yapabilmektir. Aynı zamanda bilinmeyenlere yolculuk yapabilme gücünü kendimizde bulabilmektir.