
Enver Topaloğlu
HEP ŞİİR
DÜNYA ŞİİR GÜNÜ VE ŞAİRLERİN BİLDİRİLERİ...
UNESCO’nun 1999 yılında aldığı kararla her yıl 21 Mart’ta dünya şiir günü kutlanıyor. Şiir günü kutlu olsun!
Şiir gününün, Newroz’la aynı tarihe denk gelmesi ve kutlanması yaşadığımız coğrafya için anlamlı ve önemli bir rastlantı diyebiliriz. Netice itibarıyla Newroz’un da başta Kürtler olmak üzere tüm Mezopotamya halkları için son derece güçlü ve etkili bir anlatısı var. Öte yandan şiirin de Newroz’u kucaklayan bir dil ve anlatım tarzı olduğu söylenebilir. Halkların Newroz’a yükledikleri anlamla dünyayı yeniden anlamlandıran, bu amaçla dil içinde dil kuran şiir arasında birçok yönden benzerlik bulmak mümkün.
BM UNESCO’nun dünya şiir günü kutlanması kararının gerekçesinde de şiirle Newroz arasında bağ kurmayı destekleyecek ifadeler bulmak mümkün diye düşünüyoruz. Şiirin sorgulayarak çeşitlilik yarattığı belirtilen UNESCO kararında, dil çeşitliliğini kutlamak, farkındalık oluşturmak ve ulusal, evrensel, bölgesel şiir hareketlerine yeni bir soluk ve canlılık kazandırma amacı vurgulanmıştır.
Şiir gününün, başlangıcından itibaren önemli etkinliklerinden biri de modern Türkçe şiirdeki rolüyle öne çıkan, şiir çevreleri başta olmak üzere geniş kesimlerce poetikası ve yapıtları kabul gören bir şairin hazırlayıp yayımladığı bildiriler olmuştur. Her yıl başka bir şair tarafından yazılan bildiriler, ilk günden itibaren adeta, şiir gününün başına konulan taç gibidir.
İlk şiir günü bildirisi 2000’de Melih Cevdet Anday tarafından kaleme alınıp yayımlanmıştır. Anday’ın kısa bildirisinde şu ifadeler dikkati çeker: “Şiir, bütün sanatlar içinde, / Bireyle tek başına buluşan sanattır; / Çünkü o, ana dilden başka hiçbir aracıyı gereksemez. / İşte bütün güçlük de buradan doğmaktadır. / Ozan, anadili içindeki gizli şiiri ortaya çıkarandır.”
Bir yıl sonra 2001’de şiir günü bildirisini modern Türkçe şiirin efsane ismi diyebileceğimiz Fazıl Hüsnü Dağlarca yazar ve yayımlar. Dağlarca, bildirisinin son paragrafında şu düşüncelere yer veriyor: “Şiir, günü geleceğe çevirirken öylesine zenginleşir ki telefon derler ona, gramafon derler ona, radyo, televizyon, bilgisayar, internet derler ona, yine de bütün gücünü dile getiremezler. Şiirin bütün özdeklerde görünümü başka başkadır. Kuşun sesinde görünen odur, maviliği sese dönüştürmüştür. Demirin ateşte dövülürken kıpkırmızı olması odur; dışarı çıkmayı kırmızıya dönüştürmüştür. Yaşlı bilginin avuçlarındaki harfler odur; evreni umuda dönüştürmüştür. Gelin olan kızın ilk gecesi odur; ipeği sevişmeye dönüştürmüştür. Birbirimize yakınlığımız odur; ekmeği özgürlüğe dönüştürmüştür. Duyuyor musunuz şimdi? Duyuyor musunuz, burada sizi bana dönüştürmüştür.”

Bir sonraki yıl, 2002’de, bildiriyi Gülten Akın kaleme alır. Akın, kısa bildirisinde yaşamımızda bilhassa kutlama günlerinin sayısının gittikçe arttığına dikkat çeker. Bunlara bir de şiir gününün katılmasına ilişkin düşüncelerini kaydeder. Gülten Akın’ın şiir günü bildirisinde şiirin savaşlara karşı oluşu ve özgürlük arayışı vurgulanır. Bildirinin o bölümü şöyle: “Yine de savaşlara, gücün güçlünün egemenliğine, kıyımlara, işkencelere karşı durmaya çalıştı şiir. Özgürlüğümüzü arıyoruz. Şiir özgür olmalıdır diyoruz; ama hayatımızı özgür kılamadığımız için şiirimiz özgür olamıyor. Şiirin düşünceyi, sezgiyi zenginleştirici, derinleştirici, ufuk açıcı olduğunu biliriz. Şiir her zaman, şiir bazen, şiir bir kez de olsa paylaşılan şeydir.”
Şiir günü bildirisini yazan dördüncü isim Ataol Behramoğlu olur. 2003 yılının şiir bildirisini yazan Behramoğlu’nun bildirisinde şair olmanın sorumluluğu, anadilin önemi ve şiirin insanlığın ortak dili oluşu gibi düşünceler yansıtılıyor. Bildiriden altını çizdiğimiz bir bölüm aktarıyoruz: “Şair olmayı kendi ana dilimin ve gelmiş geçmiş bütün dillerin şiir ustalarına, şiire emek vermiş herkese karşı hem bir sorumluluk, hem bir sevgi ve saygı bağı olarak, diyebilirim ki bir kan bağı gibi duyumsuyorum... Şiir ana dilde bir derinleşme, aynı zamanda da insanlığın ortak dilidir... Onu ne sadece sözcüklere, ne sadece ses, kurgu, mecaz ya da imgeye, ne sadece düşünce ya da duyguya indirgeyebiliriz...”
Sonraki iki yıl, 2004’te ve 2005’te ulaştığımız kayıtlara göre şiir günü bildirisi yayımlanmıyor. 2006’da yayımlanan şiir bildirisinin altındaki imza Arif Damar’a ait. Damar’ın yaşamöyküsünden izler taşıyan ve yer yer ironikleşen ifadelerin de yer aldığı bildirisi şiiri tanımlayan şu cümleyle başlıyor: “Şiir depremdir, şiir ayaklanmadır, şiir başkaldırıdır.” Arif Damar’ın şiirin ne olduğuna değindiği cümleler de bir hayli ilgi çekici: “Şiir sevgilidir, şiir yazandan iyi koca olmaz. İyi baba, iyi oğul, iyi kız da olmaz belki ama iyi arkadaş, iyi dost, iyi kardeş olur.”
2007’deki dünya şiir günü bildirisi Cevat Çapan’a aittir. Çapan’ın bildirisinde şu ifadeler öne çıkıyor: “Kimileri parklarda, kimileri toplantı salonlarında, kimileri de sevdikleriyle kendi aralarında şiir okuyarak, şiir üstüne söyleşerek, şiir konusunda düşünerek kutlayacaklar bugünü. Şiirin insan acısını, sevincini, öfkesini ve akla gelmeyen daha nice duygularını nasıl dile getirdiğini yeniden hatırlayacaklar.”
Başlangıcından itibaren, bu yılkini de sayarsak şiir gününde yirmi şairin bildiri yazıp yayımladığı görülüyor. Şiir günü bildirilerinden yaptığımız kısa alıntılar, ancak genel çerçeveye ilişkin bir izlenim oluşturabilir. Her şairin şiire ilişkin düşüncelerine yer verdiği bu bildirilerin modern Türkçe şiir için önemli bir kaynak oluşturduğunu da söylemek isteriz.
2008 yılının şiir günü bildirisini yazan şair Ahmet Oktay olur. Oktay’ın “Şiir: ‘Dil İçindeki Yabancı Dil” başlığıyla yayımlanan bildirisinde her satır, altı çizilecek nitelikte. Kısa bir bölüm paylaşacağız: “Küresel kapitalizm imgeler alanını, yani sanatsal alanı da sömürgeleştirmiş bulunuyor. Ama şiiri halâ sömürgeleştiremedi ve Pazar Ekonomisi’ne eklemleyemedi. Magazinel edebiyat basını, şiiri halâ manşet yapamıyor ve ayağa düşüremiyor. Nietzsche ‘çekiçle felsefe yapmaktan’ söz etmişti. Şair, halâ çekiçle yazabiliyor.”
Yıl 2009 ve şiir günü bildirisini yazan şair Kemal Özer. Özer “Bir yüzleşme günündeyiz yine. Yine şiire bakıyoruz. Yine şiir ne işe yarar diyenlerle göz göze gelerek” diye başlar bildirisine ve şu düşüncelerini paylaşır: “Çin Seddi bittiği akşam duvarcılar nereye gittiler, diye soran meraktır şiir. Kralı çıplak gördüğünde korkağın söyleyemediği cesur sözdür. Sıradanın yavanlığına başkaldıran çeşitlilik, emeği hor görene indirilen tokattır. Duyarlığı sınırlı tutanın karşısına yeni bir dil ile, tasarlananı güdük bırakanın karşısına yeni bir dünya ile çıkandır.” Şiir bildirileri genel olarak kısa. Şairlerin kısa tuttukları bildirilerde genel olarak şiirin tanımı üstünde durmaları dikkati çekici. Şiir bildirileri, başka hiçbir yerde bulunamayacak kadar açık ve anlaşılır şiir tanımları içeriyor.
Bir yıl sonra, 2010’da Özdemir İnce üstlenir şiir bildirisi yazmayı. İnce, şiirin işlevi, algılanması, okunması, yorumlanması gibi sorunlara değindikten sonra bildirisini şöyle tamamlar: “Yazarak kendime bir hayat kurdum ve bu hayatta mutlu oldum. Belki başkalarını da biraz mutlu etmişimdir. Olabilir! Şairin şiiri hiçbir zaman ısmarlanmamıştır: Ne zamanı vardır ne de mekânı. Ama bu nedenle hem zamanı vardır, hem de mekânı. Bir gün terekesi açılır, borcu ve alacağı ölçülür. Ama şairin ne borcu vardır, ne de alacağı. Habersiz gelir, habersiz gider.”
Sait Maden, modern Türkçe şiire çok yönlü katkıda bulunmuş bir şairdir. Farklı dillerden birçok şairin yapıtlarını çevirerek okunmasını, bilinmesini, tanınmasını sağlayan isimlerin başında gelir. Ayrıca şiir kitapları için hazırladığı grafik ve tasarımlar da unutulur gibi değil. Sait Maden’in kaleminden çıkan 2011’in şiir günü bildirisinde hem şairin üstesinden gelmek için üstlendiği işin güçlüğüne hem de şiirin ne olduğuna şu ifadelerle açıklık getiriliyor: “Güçtür ozanın işi. Dil içinde yeni bir dil kurmaya, bunu gerçekleştirmeye adamıştır kendini.”
Modern Türkçe şiirde emekçi kadının ilk ve tek şair kadını olarak ünlenmiş Sennur Sezer, 2012 yılında yayımladığı şiir günü bildirisi, kişisel poetikasını yansıtan saf ve pak bir ayna niteliğindedir: “Şiir, çağının seslerinin yankısını taşır: Kahkahalar, çığlıklar, ıslıklar… Aşk şarkılarına marşlar karışır, ağıtlara çocuk sesleri. Çok sesli bir korodur şiir, bir orkestra.”
Şiir kimindir, kim içindir? “Postacı” filminde Neruda’nın ağzından verilir bunun karşılığı. 2013 yılında şiir günü bildirisini yazan Eray Canberk de sorunun karşılığını şu cümlesiyle açık ve anlaşılır biçimde bir kez daha dile getirir: “Şair herkes için de söylese, kendi için de söylese türküsünü, sözcükler bir kere dizeye dökülüp şiir oluştu mu herkesindir artık şiir.”
Sonraki yıl, 2014’te şiir günü bildirisi yazıp yayımlama sırası Refik Durbaş’a gelir. Durbaş duygularını, düşüncelerini ve meramını şiir tarzıyla dile getirir, şiir günü için şiir yazar. Refik Durbaş’ın şiir günü için yazdığı şiirli bildirinin ilk bölümünü okuyalım:
Kendisi de dahil hayata itirazdır.
Kendisine de karşıdır, itirazına da…
Savaşa karşı, ama kavganın yanında.
Barışa, özgürlüğe, vicdana taraftır
Aradan geçen yıllara karşın şairlerin şiir günlerinde bildiri yazıp yayımlamaları geleneği bozulmaz. 2015’te şiir günü bildirisini Afşar Timuçin hazırlar. Timuçin’in bildirisinde önemli eleştiri ve uyarılarda bulunuyor. Afşar Timuçin’in uyarıları günümüzde de geçerli: “Şiir ün değildir, unvan değildir zenginlik değildir, bir köşeyi tutmak bir yeri ele geçirmek ve orada cahilliğin ve çıkarcılığın saltanatını kurmak değildir.”
Bu arada şiir etkinlikleri çerçevesinde süren şiir gününe PEN Türkiye, 2009’dan itibaren şiir ödülü vererek yeni bir boyut kazandırır. İlk yıl ödülü Kemal Özer alır. 2009’dan sonra şiir günü bildirilerini de PEN Türkiye’nin şiir ödülünü alan şairlerce yazıldığı ve yayımlandığı görülüyor.
Bir yıl sonra, yani 2016’da PEN Türkiye tarafından verilen şiir ödülünün sahibi olan Güven Turan, gelenek olduğu üzere şiir günü bildirisini de yayımlar. Turan’ın bildirisinin girişinden bir bölüm sunalım: “Bütün dünyayı saran kan, ölüm, sefalet kasırgası içinde, belki bütün bunların temel nedeni olan sevgisizlik, bol söz tüketip hiçbir iletişim kuramama karşısında sığınılacak, hayır, güç alınılacak, kuşanılıp karşı durulacak ne var? Bu soruya ‘Şiir’ diye karşılık veriyorum. Evet, Şiir!”
Gerçekten de yirmi iki yıllı kapsayan süreçte görülen o ki yayımlanan şiir bildirileri aynı zamanda tarihi birer belge, birer tutanak niteliğindeler. Üzerinde düşünmeye değer bir konu. 2017’nin PEN Türkiye şiir ödülü Egemen Berköz’e verilir. Bu vesileyle şiir günü bildirisini kaleme alan Berköz, “Bu karabasan ortamında tek umut şiirdedir. Çünkü bir gezgindir şiir, bir araştırmacıdır. İnsanın ve toplumun kılcal damarlarında gezinir, en eski çağlardan uzak geleceğe uzanır. Gerçeği arar” sözleriyle insanın ihtiyaç duyduğu umudu şiirde bulabileceğini vurgular.
Cengiz Bektaş, “Şiir” başlıklı 2018 yılı şiir bildirisinde düşünce özgürlüğüne ve düşünceyi yasaklamanın olanaksızlığını vurgular ve şiirin bu hakkın savunulması ve kullanılmasındaki rolünü dile getirir. Bektaş’ın şiir hakkındaki görüşünü yansıtan bildirideki şu cümle tüm söylenenlerin özeti gibidir diyebiliriz: “Şiir düşünce özgürlüğüdür.”
“Aklıma gelmezdi / Şiir Günü göreceğim. / Şiir Günü Bildirisi yazacağım hiç gelmezdi. / Oldu.” Dize olarak yazılmış bu ifadeler, 2019’da şiir günü bildirisini şiir formatında yazan Süreyya Berfe’ye ait. Pandeminin ilk yılında, 2020’de şiir günü bildirisini Ahmet Telli yazar ve yayımlar. Telli’nin bildirisinde ağırlık olarak şiirin toplumsal ve bireysel etki ve etkileşimi üzerinde durulur. Bildiri şu ifadelerle son buluyor: “Gülün gülle tartılacağı bir dünya, aşk halinde bir dünyadır ve bu, şiirin düşüdür. Şiir, önce kendini aşk’laştırarak yola koyulmakta ve tahayyülün sınırsızlığına doğru kanat vurmaktadır. Dünya Şiir Günü bütün bunları yeniden hatırlamak ve hatırlatmak olsun…” Bir yıl sonra, yani 2021 yılında şiir günü bildirisini Erdal Alova yayımlar. Alova’nın, günümüz koşullarında şiirin karşı karşıya kaldığı ve aştığı, aşma gücüne sahip olduğu zorlukları öne çıkardığı bildirisinden kısa bir alıntı: “Şiir öldü, şiir geriledi gibi anlamsız çıkışlar ancak duyarsızlıkla, bilgisizlikle açıklanabilecek yargılardır. Şairler susmadıkça şiir ne ölür ne de geriler. Ancak, zaman zaman gölgelenir, araya giren parazitler yüzünden; sesi zor duyulur ya da tam anlaşılmaz. Günümüzde bu parazitlerin en güçlüsü görsel saldırganlıktır. TV’siyle, billboard’larıyla, reklam endüstrisiyle, toplumu yanılsamaya sürükleyen programlarıyla, söz konusu saldırı kapitalizmin yürüttüğü bir abrakadabra harekâtı, iflah olmaz bir tamahkârlık gösterisidir.”
Son iki yılın şiir günü bildirisinde yaşanan salgından söz edilmemiş olması, gelecekte şairlerin pandemiye karşı ilgisiz kaldıkları biçiminde yorumlanmasına neden olabilir mi?
Önemli bir günün, 21 Mart Dünya Şiir Günü’nün arifesindeyiz. Bu yıl PEN Türkiye, şiir ödülünü Türkan İldeniz’e verdi. Şiir günü bildirisini de İldeniz yayımladı. Geçmiş dönem şiir günü bildirilerini kısa alıntılarla anımsattığımız yazıda, bu yılın şiir günü bildirisine yer vermiyoruz. Meraklısına, şiir günü etkinliğinin bir seansı olarak bulup okumasını öneriyoruz.
Yasın yoğun, şenliğinse son derece sınırlı olduğu bir coğrafya ve kültürde yaşıyoruz. Şiir günleri gibi günler yaşamımızda daha da çoğalsa. Şiir günü şenlik olarak kutlansa, kutlanabilse keşke. Yaşadığımız bu büyüsünü kaybetmiş dünyayı yeniden büyüleyemezse de şenlikler, soluklanma olanağı yaratabilir.